Beton
Tanıl Bora

“Ne mozaiği ulan, mermer, mermer!” Alparslan Türkeş, etno-kültürel çoğulluğu temsil eden mozaik mecazına, böyle çıkışmıştı. (Kaynaşmış bir çoğulculuğun mecazı olarak “ebru”yu tercih edenler de var biliyorsunuz. Mevcut halimize daha uygun mecaz BTB olabilir. Neyse.)

Birçoklarının aklında, mermer yerine beton kalmış. Başkalarının yanı sıra mesela bir yıl kadar önce kaybettiğimiz (6 Mayıs ’22) İhsan Bilgin, “Ne mozaiği olan, beton, beton” diye hatırlamış bu kelamı.[1] Memleketin ana yapı malzemesi olarak zihinlere önce betonun gelmesinde bir hikmet var. Devlet ve sermaye nazarında beton, sadece kültürel tekçiliğin değil tabiatın mefhum-u muhalifi olarak zihinlerimize dökülmüştür. Ne ağacı ulan, beton, beton! Ne ormanı ulan, beton, beton! Ne denizi ulan, beton, beton! Ne deresi ulan, beton, beton!... minvalinde bir icraat, dile gelmemiş bir tekerleme olarak, hüküm sürüyor. Böyle bir 100. Yıl Marşı düzseler, yeridir…[2]

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 23 Mart’ta deprem bölgesinde başlayan bir inşaatın seyrine bakarken, memnuniyetini şu sözlerle dile getirmişti: “Evet mikserleri bir görelim, betonlar dökülüyor, çok güzel…” Bir takdir ve sevinç nişanesi olarak “Betonlar dökülüyor, çok güzel” ibaresinin altını çizelim. Aynı gün bir başka beyanatında, “Şayet artçı depremler nedeniyle döktüğümüz beton ve kalıplarda herhangi bir hasar veya çatlak meydana gelirse çok hızlı bir şekilde çeşitli bazı tekniklerle onarımı yapılır” dedi. “Döktüğümüz betonlar” ibaresinin altını çizelim. “Döktüğümüz betonlar,” bu söylemde “yaptığımız hizmetler”in, “kazandırdığımız eserler”in hammaddesi hatta zübdesi, özsuyu gibidir.

***

İngilizcede betonun karşılığı, concrete. Beton sınıfları da concrete’in baş harfi olan C ile adlandırılıyor (C16, C18, C20 vs.). Concrete’in Türkçesi, somut’tur. Eh, betondan daha somut ne olabilir? Manevî ‘yanından’ sakınarak medeniyetin sırf maddî yanından istifade etmek isteyen muhafazakâr modernlik telâkkisinin arayıp da bulamayacağı bir maddîlik-somutluk işte. Beton. Maddî medeniyete kat çıkar. Maneviyatı da içeri sızdırmaz. Betonu, belki bundan da seviyorlar.

***

Eski inşaatçılar, beton dökme gününü kâbuslarla beklerlerdi. Hava müsait olacak mı, karışım tutacak mı... İşçiler çimentoyla suyu, naralar arasında, elle kürekle karıştırırlardı. Beton dökmek, ufak çaplı bir muharebe gibiydi. Yeni teknolojiler artık işi çok kolaylaştırdı, şimdi bardağa su doldurur gibi beton döküyorlar. Şimdi beton dökme ‘olayı,’ inşaatçılar için değil yaşam alanları betonlananlar için bir muharebedir.

***

Geçenlerde, bir “sosyal medya fenomeni,” bir hemcinsinin (bir başka “fenomen”in) lüks otomobiline beton döktü.[3] Şakalaşıyorlarmış, biraz abartmış. (‘Bir millet şakalaşıyor.’) Betonun, “Türk insanının” el şakası envanterine kadar sokulduğunun resmidir.

2 Mart’ta, Konya’dan bir şakacı, zemine beton dökme videosunu “Konya Ereğli Kutören fay hattını kapattık” sözleriyle paylaştı. Sahi sananlar, sosyal medyada kara mizahî alaylara giriştiler. Sonra fake olduğu anlaşıldı.

Sahi sananları yadırgamamak lâzım. Olabilirdi. Murat Sevinç’in, iki yıl kadar önce, “Sahi, neden Boğaz betonla kapatılmasın?” teklifi de, ‘sadece’ abartı idi.[4] Olağanı büyütüyordu. O olağan, sahiden, mümkün olan her yere beton dökülmesidir. İnternette 15 dakikalık bir taramada çıkan “Üzerine beton döktüler” haberlerini mikser pompasından boşaltır gibi dökeyim önünüze:

“Antalya'da yavru köpek katliamı: Üzerine beton döktüler,” “Mama ve su kaplarına beton döktüler,” “Genç Kızı Önce Yaktılar Sonra Varilin İçine Koyup Üzerine Beton Döktüler,” “Fidye için öldürüp üzerine beton döktüler,”  “Bodrum'da sahile beton döktüler,” “Maden işletmesi için tarım arazisine beton döktüler,”  “Kaldırımdaki ağaçların köküne beton döktüler” (İstanbul, Kocaeli ve Bolu'da, üç ayrı tarihte), “Endemik bitki türlerinin bulunduğu korunması gereken sahile beton döktüler,” “Karınca yuvasına beton döktüler,” “Tarihi köprüye hem asfalt hem beton döktüler,” “Çocuk parkındaki eğlence aletlerine beton döktüler,” “Atik Valide külliyesinin dibine beton döktüler,” “Silvan’da 2012 yılında ortaya çıkan ve koruma altına alınan Eyyûbî döneminden kalma hamam kalıntısına beton döktüler,” “Kapadokya'daki kayalara beton döktüler,” “Ormana beton döktüler” (Mersin, Samsun), “ormanlık alana beton mikserinden artan harcı döktüler,” “1’inci derece doğal SİT alanındaki plajda falezleri, kayalıkları dümdüz edip üstüne beton döktüler,” “Nemrut Dağı kraterine beton döktüler,” “Şelaleyi izleyebilmek için karşısındaki alana beton döktüler,” “Hem ağaçları kestiler hem dere yatağına beton döktüler,” “İstanbul'da Bizans tünellerine beton döktüler,” 2700 yıllık hana beton döktüler,” “5 bin yıllık höyüğe beton döktüler,” “Park yenileme dediler toprağa beton döktüler,” “2300 yıllık mezarın üstüne beton döktüler,” “Yeşilırmak'ın zeminine beton döktüler,” “Dere yatağına beton döktüler,” “İnşaat yapabilmek için denizi doldurup üzerine beton döktü,” “yol kenarlarına koyduğu demir mazgallarının hırsızlar tarafından sürekli çalınmasıyla baş edemeyince bu kez su kanallarının üstüne beton döktüler”…

Beton ishali…

Beton dökmek, özenerek muhafaza edilmesi gereken tarihsel mirası işlevsel kullanım için dümdüz etmenin jesti olabiliyor. (Post-muhafazakârlığın tipik jesti işte zaten budur.) Bir şeyin üzerini kapatma, onu düzleme isteğinin jesti olabiliyor. Hem icraatı, hem jesti. Hem ihtiyaç, hem arzu.

***

Pınar Öğünç'ün “Çimento” hikâyesinde (Beterotu, İletişim 2019, s. 51-62), kırılan vincin vurduğu işçi genç taze betona düşüp ölür, üzerine ilave beton dökülüp karıştırırlar. Bu korkunç ölüm, apartmanda yaşayanlara, vicdanlarını kemiren bir lânet olur.

Betonun dümdüz edemeyeceği, yok edemeyeceği hakikatler vardır, yani.

Teknik akıl, kaliteli beton kullanılarak inşa edilen yapıların ömrünün “asgarî” 45-50 yıl olduğu söylüyor – âfete uğramazlarsa. Köprü, baraj vs. hassas yapılarda bu süre 100 yıla çıkıyor. Beton, sahip olduğu ebediyet imajı kadar sağlam değil. Korozyona uğruyor, kimyasal etkilerle aşınıyor. İçten çürüyor. Neticede beton da fanidir.

***

küçük İskender (2019’da kaybetmiştik) şiirinde beton imgesinin nasıl kol gezdiğini, okurları ve eleştirmenler fark etmiş midir?

küçük İskender’in şiirinde, iğrencin, zilletliğin (abject) imgelerinin sistematik varlığına hep dikkat çekilmiştir. Asuman Susam’dan nakille, “kıyıcı, yıkıcı bir söz şiddetini” yansıtan bu imgeler, “iğrençlikle birlikte ve iğrençliğe karşı bir yeniden doğuşa denk düşen,” “katarsise özgü” bir nitelik taşırlar.[5] Şairin bu stratejisinin yapı elemanlarından birinin de, beton olduğunu düşünüyorum. Beton, küçük İskender şiirinin ‘iğrenç’lerindendir - kendi içimizden çıkan iğrenç’lerimizden… Zilletli doğamızın parçası olmuş bir yapay zillet gibi; siborg-bok gibi…

Şu dize, düpedüz realisttir: “Şehir ılık yağmur ve nemli beton kokuyor” (Gökyüzü heyeti[6]). Keza şuradaki beton da, yine realist bir resim içinde yer alır: “güzel kayınlar meşeler arasına tazyikli gökdelenler,/ residence'lar, çimento kanyonlar, betondan çağlayanlar,/ özel soslarla tatlandırılmış yapay yalnızlıkların markajı”  (Haftalık bulantı raporu). Beton, ‘düz’ betondur buralarda. Şurada da beton, şehir manzarasının bir sabiti olarak rol alır: “Kırık bir karga duruyor/ şehrin çıkış noktasındaki/ beton asimetrik paralelde” (Kontrol).

 “bir polis kurşunuyla devrilen yunanlı anarşist çocuk olmak/ illa bankaları beton şatoları ateşe vermek bir kafka romanında” (Bir melek satın aldım) akışında beton, iktidarın yapı elemanıdır.

“mayıs, betona çakılmaya çalışılınan eğreti bir çivi gibi”de (Evim!) beton, doğamız olmuştur; mevsimlerin tesir edemediği yapay-doğa. Aynı şiirdeki “tenimle beton arasındaki manevi evrim!” imgesi, zaten tam olarak bunu işaretler.

Beton, duygunun karşıt kutbu olarak da belirir küçük İskender şiirinde: “His ile beton, duyu ile ünvan, yasal ile uygun, mıh ile örs, medeniyet ile ahlak, ideoloji ile alkol arasında gidip gelen çatlak bir taşmisket bu benim intiharım” (Cangüncem). Sonra, dört şiirden, betonun cansızlaşmayı imlediği dizeler: “damarlarında tinel dolaşan beton bir beden getir otopsi masasına!”  (Tereddütlü tango prelüdü); “Dudakları polis ruju bir kadınla da seviştim/ yüzünde bir yama gibi duran bakışlarıyla beton bir kadın. (Geniş aşk konsepti); “içime beton bir martı döktünüz” (Bıraktın beni); “ya da kımıltısız bir kuş ölüsü dünya müzelerinde beton bağlayan aromalı kanatlarıyla kımıltısız” (Şehsuvar). Ve galiba en tekinsizi: “beton gibi rakılar içen dişilerdir asıl annelerimiz!”  (Karanlıkta herkes biraz zencidir)

Nedir? Ne şiiri ulan, beton, beton…!


[1] https://serbestiyet.com/yazarlar/anayasanin-oznesi-19504/

[2] Bandista’nın Beton Millet Sakarya’sını da anarak… https://www.youtube.com/watch?v=_sF-rd5hUG0

[3] https://t24.com.tr/video/saka-olsun-diye-700-bin-tl-lik-luks-arabaya-beton-doktuler,46150#:~:text=Emre%20G%C3%BCl%20daha%20%C3%B6nce%20kendi,otomobilin%20i%C3%A7erisine%20e%C4%9Flenerek%20beton%20d%C3%B6kt%C3%BC. Bu da videosu: https://www.youtube.com/watch?v=QcFovZyIxQ4

[4] https://www.gazeteduvar.com.tr/sahi-neden-bogaz-betonla-kapatilmasin-makale-1526151

[5] Bkz. Notos’un 81. sayısındaki (Temmuz Ağustos 2020) “Şiirimizin aykırı halkası” dosyasında Asuman Susam’ın “Akyazı –Mutlak Dürüstlük İçeren Metin– Olarak küçük İskender Şiiri” başlıklı yazısı.

[6] Parantez içinde şiirlerin adlarını veriyorum.