Anasayfa > Haftalık Yazılar > "Duygusal" Bir Yazı

"Duygusal" Bir Yazı

Ömer Laçiner

10 Kasım 2014

AKP’ye muhalefette onun uyguladığı politikaların nesnel içeriğinden ziyade “tarz”ına, üslûbuna duyulan tepkinin giderek daha öne çıktığına, ağırlık kazandığına dair bir izlenimi paylaşır mısınız?

Şahsi kanaatim en azından 2011 seçimlerinden beri trendin bu yönde seyrettiğidir. Bu partinin rejimi otoritarist kural ve kurumlarla donatma girişimleri, dış politikadaki sefil bilançosu, hiçbir “açılım” paketinin esaslı bir düzeltme üretmeyen birer oyalama aracı haline gelmesi gibi gayet ciddi nesnel gerekçelere dayalı muhalefet nedenlerinin kızgınlık ve öfkeden ziyade aşağılamaya hatta tiksinmeye yakın bir duyguyla ifade edilmesine giderek daha sık tanık olmamızın nedeni de bu üslûp ve tarz meselesi.

AKP’nin, elbette özellikle de Bay Erdoğan’ın şahsında eksiksiz bir cisimleşmesini gördüğümüz bu üslûp ve tarzın iticiliği, öfkeden çok aşağılamanın diplerindeki duyguları depreştiren niteliği kanımca hiç de detay bir sorun değil.

Çünkü her ne kadar en genelde duygu, duyumsama biçimleri olarak aynı kategoriye sokulsalar da öfke/kızgınlık ile aşağılama, tiksinme, kaynağı esasen farklı olan duygulardır. Öfke, kızgınlık nesnel bir “yanlış”ta ısrardan, nesnel bir gerçekliğin kaale alınmayışına tepkiden kaynaklanır. Oysa aşağılama, tiksinme duygusu, ahlaki bir kurala, bir değere aldırmayışa, bunları çiğneyebilme pervasızlığına, yani özetle insani kalite düşüklüğüne gösterilen tepkidir.

AKP’nin ve bizzat Bay Erdoğan’ın verdiği bu “niteliksel düşüklük” izlenimini, hatta yargısını onun el attığı hemen her alanda edinmek hiç de derinliğine bir analiz gerektirmez. Kaldı ki yukarıda da işaret edildiği gibi 2011 seçimlerinden bu yana, örnekler daha da çoğaldı. Gezi isyanından ve 17 Aralık’tan sonra ise ürkütücü bir kalitesizlik ve değer tanımazlık AKP üslûp ve tarzının alamet-i farikası oldu adeta.

Şüphesiz AKP’ye muhalefetin farklı bileşenlerinde bu üslûp ve tarz üzerinden ifade edilen tepkinin dayandığı değerler, ahlaki normlar farklı. Örneğin şimdi artık ahı gitmiş vahı kalmış “Atatürkçü” elit enkazının aşağılayıcı tepkisi AKP kadrolarının ve omurgasının toplumsal-kültürel kökenleri ile ilgili. Kendilerine ait bir imtiyaz saydıkları yönetici statüsünü sayısal güçleriyle ele geçirmiş bu “sonradan görme”leri, Batı Avrupa aristokrasisinin yükselen burjuvaziye karşı takındığı o kinle karışık küçümseme duygusunun taklidi bir halet-i ruhiye ile eleştiriyorlar. Dönmemecesine sahnenin kenarına itildiklerinin acılı sezgisi ile AKP iktidarının grotesk yönü ile ilgileniyor, bunu eleştiriyorlar daha çok.

Her ne kadar modern öncesinin erdem, değer ve kutsallarını çıplak çıkar ilişkilerinin, mübadele mantığının “buzlu sularında” boğmaya koşullu kapitalizmin tüm toplumu kuşatmasının hızlandığı bir dönemden geçiyor isek de…

Bütün zamanlarda ve elbette modern çağlarda da egemen olamamakla birlikte daima çeşitli biçimler ve hareketler altında varlığını duyurtan insanlığın erdem, değer ve niteliksel yükseliş arayışı, bunlarla şekillenen bireysel ve toplumsal varoluş hallerine ulaşma umudu ve arzusu, bu ülkede AKP hegemonyasının tam bir değer ve nitelik yoksunluğu sergilediği şu dönemde duyulan tepkilerin odağına yerleştirilemez mi?

“Gerçekçi olup imkânsızı istemek” der miyiz buna…