Anasayfa > Haftalık Yazılar > "Misyonumuz", "vizyonumuz"

"Misyonumuz", "vizyonumuz"

Kerem Ünüvar

17 Aralık 2014

1990’ların ortasından itibaren, özellikle şirketlerin kurumsal varlığını göstermek üzere web siteleri tasarlanmaya başlandığından beri, her şirket web ana sayfasında “kurumsal” temasının altında iki kavram yer alıyor. “Misyonumuz”, “vizyonumuz”… (Bunların öncülü olan “hedef ve ilkeler” manzumeleri daha sonra yardımcı eleman olarak istihdam ediliyor aynı sayfalarda.) Misyon ve vizyon şirketlerin “stratejik planlama”ları için olmazsa olmaz sayılıyorlar. Biri olmadan bir diğeri olamayacağı için bu yapışık ikizler bize, bahis konusu şirketin neyi niçin yaptığını (misyon) ve bunu kimlerle, nasıl ve gelecekte ne biçimde yapacağını (vizyon) anlatıyor. Herhalde aynı adlı bir derste okutuluyordur, zira internette çeşitli powerpoint sunum dosyaları bulunabiliyor, üniversite adresi uzantılı. Bu konuda rastladığımız o dokümanlarda her firmanın misyonunun özgün olması gerektiği vurgulanıyor, herhalde vizyon kısmı, için de bu geçerlidir. Aklınıza gelebilecek her sektörden şirketin/kurumun sayfasında bulunuyor olması, artık şart ve vazgeçilmez ve dahi herkes tarafından bu “realitenin” kabul edildiğini gösteriyor. İş aleminde bu denli yaygın olunca, hele bir de prestij aracı haline getirilince çeşitli hastane, kamu kurumu, üniversite, dernek, cemiyet ve vakıflar da aynı şekilde web siteleri aracılığıyla kendi misyon ve vizyonlarını ilan etme ihtiyacı duyuyor elbette; siyasi partiler vizyon belgeleri açıklıyorlar mutlaka; bu iki kavram olmadan olmuyor yani...

Şirketler için tanımlanan bazı misyon örnekleri şöyle:

“Rekabetçi ve sürdürülebilir büyüme potansiyeli olan ‘stratejik bir portföyü’ paydaşlarına değer yaratacak şekilde yönetmek”;

“yenilikçi cesur ve sağduyulu iş anlayışımızla ülkemizi ve bulunduğumuz coğrafyaları zenginleştirmektir”;

“Türk ekonomisine güç katmayı hedef alırız”;

[her üç misyon tanımı da çok tutulmuş anlaşılan, zira bebek patiği üreten küçük işletme de koskoca holdingler de tekrar edip durmuşlar. Birkaç büyük holding kendilerine has misyon ve vizyonlarını yazmışlar, pek çok diğer firma/holding ise web sayfalarına -yine çok ciddi- misyon ve vizyon maddelerinin altına bu lafları kopyalamışlar! Bu arada dersler için hazırlanmış sunumların, kurumlarda yapılan powerpoint gösterilerin, firmaların web sayfalarından hallice olmadığını, yazılan misyon-vizyon  tanımlarının aşırma/kopyalama/tekrar yöntemiyle hazırlanmasının “sık rastlanan bir durum” olduğunu belirteyim. Yani bu derece ciddiye alınan bir kurumsal kimlik ve stratejik planlamayla başlıyor her şey… hadi hayırlısı…]

Aslında buraya kadar bir sorun yok çünkü “işletme” denilen simya ilminin muazzam başarılarından birisiyle karşı karşıyayız. Yaptığınız işi tanımlıyorsunuz, ilan ediyorsunuz, ardından geleceğe dair “stratejik” hedeflerinizi belirtip, ciddiyetinizi ortaya koyuyorsunuz. Bu hem var olan yapının kurumsallığının altını çizmeye yarıyor hem de bunu yapabilen bir kurum olduğunu iddia ve ilan ettiği için prestij sağlıyor. Bir yerde “algı yönetimi” yani…

Eyvallah; sonuçta kurumsal kapitalizmin çeşitli yönetim, tanıtım, idare mekanizmaları içinde bir yeri var, “ora”nın ihtiyacı bu, “o” ihtiyaca cevap vermek lazım, amenna… Lakin bütün bu global dünya içinde iş iyice çığrından çıkıp saçma noktalara varabiliyor, örneğin Adalet Bakanlığı’nın misyonu şöyle tasarlanabiliyor: “Hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkelerini esas alarak, adalet hizmetlerinin; adil, hızlı ve etkili bir şekilde sunulmasını sağlayacak politikaları geliştirmek ve uygulamaktır.” Bununla ilgili sorulması gereken soru şu değil mi? “İyi de güzel kardeşim, bu bakanlığın işi başka ne olacaktı?” ya da “Zaten yapman gereken işi yapmak yerine neyi anlatıyorsun misyon diye?” Mesela bir hastane misyonunu şöyle tanımlıyor: “…doğru, eksiksiz, kaliteli, hastalarına asla zarar vermeyen, uluslararası standartlardaki sağlık hizmetlerini, merkezine hastasının mutluluğunu koyarak, insana ve insanlığa sunmak…” Sunmak vurgusundaki “sebil” yanılsamasına düşmeden, sorarım a dostlar, bir hastane bunlar yazılmasa ne işe yarar? Hastane bunlar yazılıyor diye mi hastane sayılıyor, yoksa hastane olduğu için mi bunlar yazılıyor? “Yanlış, eksik, kalitesiz, hastalarına hep zarar veren, hiçbir standarda uymayan, hasta haklarını kaale almayan bir kurum olmayı hedefliyoruz” diyen bir hastane olabilir mi ya da herhangi bir hastane kendine böyle bir misyon biçer mi? Ya da bütün bu sağlık özelleştirmesi furyasında, her şeyi yarım yamalak olan, hastalarına zarar veren bir hastane söz konusu olduğunda “baktınız mı misyonu neymiş” mi dememiz bekleniyor? Dikkat edin yukarıdaki örneklerde –elbette- ticari bir iş yapan kurumların hiçbiri paradan falan bahsetmiyor, müşteri demiyor. Para yok, kazanç yok, ticaret yok, müşteri yok; misyon var, vizyon var, stratejik planlama var, değer yaratmak var, paydaş var, zenginleştirmek var (zenginleşmek yok!), mutluluk var…

İçinde yaşadığımız iktisadi düzen, genel manada bir yanılsama ve kapsamlı bir riya dünyası yaratarak var oluyor; kapitalizmin iç dinamiklerinin yanı sıra kuşkusuz en büyük mahareti ezel-ebed varmış hissiyatını beslemek, toplumsal hayatın onsuz olamazlığının altını sürekli çizecek yeni yöntemler bulmak, bazen soyutlamanın absürd sınırlarında dolanmak bazen de rakamların çarpıcı somutluğuyla neden bizim zihinlerimizin olan biteni anlayamayacağını yüzümüze vurmak. Zihin oyunları oynuyoruz; ya gerçekten dışarıdan çok aptal görünüyoruz kapitalizmin gözüne ya da aptallığımızın farkına varmayalım diye hazırlanıyor bütün sahne; sıradan faniler olarak misyonsuz, vizyonsuz dolanıyoruz yalın ayak başı kabak. Yoksa misyonu belirlenmemiş bir adalet bakanlığının ne yapacağını bilemeyeceğini, vizyonu olmayan bir hastanenin hastalara bakamayacağını ya da hedef ve ilkeleri stratejik planlamayla izah edilmemiş bir üniversitenin gerçekten bir eğitim hizmeti veremeyeceğini zannettiğimizi mi düşünüyorlar?

Ya da en temel soruları bile artık sormadığımız için bize bunlar reva görülüyor olmasın?