Anasayfa > Haftalık Yazılar > Merkezileşme, dekonsantrasyon, desantralizasyon (I)

Merkezileşme, dekonsantrasyon, desantralizasyon (I)

Cuma Çiçek

26 Aralık 2014

Osmanlıca dersi tartışmalarını egemenlik meselesi çerçevesinde ele aldığım bir önceki yazıda “anti-demokratik yapı ve mekanizmaları yapı sökümüne uğratıp paylaşım, denge ve karşılıklı/çoklu denetlemeye dayalı yeni bir egemenlik yapısı ve mekanizması inşa edemediğimiz sürece farklı zorunluluklarla karşı karşıya kalmaya devam edeceğiz” dedim. “İdari ve siyasi egemenliğin adem-i merkezileşme ile yerel ve bölgesel ölçekte inşa edilecek yerel yönetimlerle paylaşılması çoklu denge ve denetleme süreçlerine dayalı demokratik bir yapının inşası için iyi bir başlangıç noktası” olabileceğini iddia ettim. Bu ve bundan sonraki bir-iki yazıda aynı konuyu merkezileşme, dekonsantrasyon ve desantralizasyon çerçevesinde ele alacağım.

Kürt meselesi ve statü tartışmaları

Bugün Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) tarafından temsil edilen ana akım Kürt Hareketi başta olmak üzere, Kürt siyasi gruplarının ve hareketlerinin büyük çoğunluğu Kürtlerin il, iki-üç ilden oluşan bölgeler ya da birleşik tek bir Kürt/Kürdistan bölgesinde Kürtlerin bir statü sahibi olmasını talep ediyor. Kürt grupları idari ve siyasi bir statüyle Kürtlerin ekonomik, sosyal, idari ve siyasi meselelerini kendilerinin yönetmesi gerektiği hususunda hemfikirler. Bu statünün il ölçeğinde bir yerelleşme mi, bölgesel yönetimler olarak okunabilecek demokratik özerklik mi yoksa Irak Kürdistan Bölgesinde olduğu gibi birleşik bir federe bölgesi mi olacağı konusunda tartışmalar sürüyor.

Aslında bu idari-siyasi statü meselesi bir yana bırakılıp, Kürt meselesi tek başına bir dil-kültür-kimlik meselesi olarak ele alınsa bile, bunun planlanması bile belli ölçüde kültürel coğrafyalara dayalı yeni bir idari-siyasi yapılanmaya gitmeyi gerektiriyor. Şöyle ki; meselenin sadece Kürtçe anadilde eğitim ile halledilebileceğini düşünsek bile, bu konuda bazı temel sorulara cevap verdiğimizde bu işin kültürel coğrafyalar oluşturmadan olamayacağı açık. Kürtçe eğitim hangi okullarda verilecek? Bu okullarda öğretmenlik yapacak hocalar hangi kurumlarda yetişecek? Okullarda gerekli materyalleri hangi kurumlar hazırlayacak? Bahsi geçen kurumların il, bölge, ülke ölçeğinde bağlı olduğu idari yapılar nasıl oluşturulacak? Bu sorulara verdiğimiz cevapları harita üzerinde göstermeye kalktığımızda kabaca iki cevabın olduğu görülür: Ya ülke ölçeğinde iki-dilli bir idari yapı ya da belirli bölgeler/iller/ilçeler ölçeğinde iki ya da üç-dört dilli yapılar[1]. Bu işlerin tamamıyla Milli Eğitim Bakanlığı üzerinden yapılacağını varsaydığımızda ya bakanlık  tüm kurumsal yapısını hem Türkçe hem de Kürtçe eğitim verebilecek şekilde iki-dilli bir yapıya kavuşturacak ya da bu talebin olduğu mahalle/ilçe/il/bölgelerde iki-dilli bir yapıya geçecek. Özetle, reform sürecini mekânsal dinamikleri de dikkate alarak ele aldığımızda kültürel coğrafyaları dikkate almadan idari-siyasi yapıların kurulamayacağı çok açık. İşin doğrusu İspanya, Kanada, Belçika, Irak gibi hemen akla gelen örneklere baktığımızda zaten dil meselesinin idari ve siyasi statü meselesiyle birlikte ele alındığı ve çözüldüğü görülüyor.

Desantralizasyon

Bu noktada, ülke ölçeğinde Türkçe’nin tek resmi dil olduğu, bununla beraber kültürel coğrafyalara dayalı yerel ve bölgesel ölçekte bir adem-i merkezileşmenin ya da desantralizasyonun kısa ve orta vadede daha makul ve uygulanabilir bir yol olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’deki kültürel coğrafyaların sadece Kürt ve Türk kimliklerine dayanmadığı, Arap, Ermeni, Süryani, Çerkez gibi farklı ulusal kimlikler ile Alevilik, Hristiyanlık, Yahudilik, ve Ezidilik gibi farlı dinsel kimlikleri de içerdiği dikkate alındığında, desantralizasyonun çoğulcu bir sistemin inşasında önemli bir işlev göreceğini belirtebiliriz. Üstelik, her bir dini ve ulusal kimliğin kendi içinde de dikkate değer farklılıklar içerdiğini not etmek gerekir. Sadece Kürt kimliği üzerinden baktığımızda bile, örneğin Mardin, Diyarbakır, Dersim gibi illerde Alevilik, Sunnî-İslam, Kurmanclık ve Zazalık gibi çok farlı sosyo-kültürel yapıların olduğu ve olası bir desantralizasyonun bu farklılıkları dikkate alacak şekilde çoğullaşması gerektiği çok açık. 

Aslında, merkezin yetkilerini seçimle başa gelmiş yerellere/bölgelere devrettiği, gücü/iktidarı yerel/bölgesel idari-siyasi yapılarla paylaştığı bir desantralizasyon süreci, sadece kimlik meselesinde çoğulcu bir yapının inşasını sağlamayacaktır. Bundan da öteye, egemenliğin denge ve karşılıklı denetlemeyi esas alan demokratik mekanizmalar üzerinden paylaşılmasına da olanak tanıyacaktır. AK Parti ve Cumhurbaşkanı üzerinden yürüyen merkezileşme, tek adam rejimi, kamu yararı adına hesap soramama, yaşam alanlarına müdahale ve bireysel özgürlük alanlarının daraltılması, yasama-yürütme-yargı dengesinin ortadan kalkması, yargının siyasallaşması, siyaset kurumu güdümünde ihale ekonomisine dayalı rantın dağıtımı, siyaset güdümünde bir medyanın el değiştirmekle birlikte sürekli varlığı gibi tartışmalar dikkate alındığında ülke genelinde bir desantralizasyonun mevcut siyasi gerilimleri gücü paylaşımına dayalı çeşitlilik içinde birliğin sağlanması anlamında önemli fırsatlar sunacağını ileri sürebiliriz.  

Merkezileşme ve Dekonsantrasyon...

Peki, hem ülke genelinde demokratikleşme sürecinin derinleşerek ilerlemesine hem de Kürt meselesinin barışçıl demokratik yollarla çözülmesine çok önemli katkılar sunacak desantralizasyon talebi karşısında AK Parti hükümetinin verdiği cevap ne? Olup bitenlere baktığımızda hükümetin ana cevabının liberal iddianın aksine devleti büyütmek/genişletmek olduğunu belirtebiliriz. Bu büyüme/genişleme stratejisinin iki ayağı var: Yeninden merkezileşme (re-centralization) ve devletin merkezden yerele doğru yayılarak büyüdüğü/genişlediği başka türlü bir “yerelleşme”, yani dekonsantrasyon (deconcentration). Bu konuyu yazmaya devam edeceğiz... 


[1] Örneğin, Mardin Büyükşehir Belediyesi yaptığı çalışmalarda Türkçe’nin yanı sıra Kürtçe, Arapça ve Süryanice dillerine de yer vererek dört dilli bir yerel yönetim deneyimini inşa etmeye çalışıyor. Yine Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Türkçe’nin yanı sıra Kürtçe’nin hem Kurmancî hem de Zazakî (Kirmanckî/Kirdkî/Dimilî) lehçelerini çalışmalarında kullanıyor.