Anasayfa > Haftalık Yazılar > Merkezileşme, dekonsantrasyon, desantralizasyon (II)

Merkezileşme, dekonsantrasyon, desantralizasyon (II)

Cuma Çiçek

09 Ocak 2015

Bir önceki yazıda “desantralizasyon talebi karşısında AK Parti hükümetinin verdiği cevap ne?” diye sormuş, hükümetin cevabının liberal iddianın aksine “devleti büyütmek/genişletmek olduğunu” belirtmiştim. Yine bu büyüme/genişleme stratejisinin iki şekilde cereyan ettiğini ileri sürmüştüm: “Yeniden merkezileşme (re-centralization) ve devletin merkezden yerele doğru yayılarak büyüdüğü/genişlediği başka türlü bir ‘yerelleşme’, yani dekonsantrasyon (deconcentration)”. Bu yazıda yeniden merkezileşme konusunu ele almak istiyorum.

Neoliberalizm ve dönüşen devlet

Öncelikle Türkiye’de olan bitenin sadece bize özgü olmadığını, yerel farklılaşmalarla birlikte küresel ölçekte işleyen sürecin etkilerini önemli oranda taşıdığını ifade etmek gerekir. Devletin dönüşümü üzerine farklı zaman ve mekânlarda ortaya çıkan deneyimlerinin analizi üzerinden kayda değer bir literatürün ortaya çıktığı görülüyor. Sayfanın sınırlarını da dikkate alarak, konuyu anlamamız için oldukça kullanışlı bir çerçeve sunan Marksist sosyolog Bob Jessop’un teorik çerçevesiyle[i] konuyu sınırlandırıp, bu çerçeve üzerinden Türkiye’ye bakmak istiyorum.

Devlet teorisi ve politik ekonomi üzerine çalışan Jessop’a göre birçok gelişmiş kapitalist ekonomide “Schumpeterian post-ulusal çalışma rejimini” “Keynesyen ulusal refah devletlerinin” yerini alıyor.

Jessop küreselleşme sürecinde yaşanan dönüşümde altı temel eğilimin olduğunu ileri sürüyor. Buna göre ilk eğilim devletin ulusal-dışılaşmasıdır (denationalization of statehood). Buna göre daha önce ulusal/ülke ölçeğinde yoğunlaşmış devlet iktidarı yerel, bölgesel, ulusal, ulus-üstü ve uluslararası yapılar tarafından paylaşılıyor.

İkinci eğilim iki farklı süreci birden kapsıyor: Devlet-dışılaşma (de-statization) ve yeniden devletleştirme (re-statization). Buna göre devlet ile devlet dışı aygıtlar ve eylemler arasındaki sınırlar yeniden çiziliyor.

Üçüncü eğilim devletin geri çekilmesini ve devlet iktidarını farklı şekillerde aşan teritoryal olmayan formlardaki politik iktidarların yükselişini kapsıyor. Küreselleşmeyle birlikte uluslararası rejimlerin ve ulus-devletlerin egemenlik alanlarının ötesinde ortaya çıkan sınır-ötesi ağların önemi artıyor.

Dördüncü eğilim, ekonomik olanla ekonomik olanın ötesindekinin yeniden düzenlenmesini ifade ediyor. Bu eğilim ile Jessop, politik sistem ile ekonomik sistem arasındaki iş bölümünün yeniden tanımlandığını ifade ediyor.

Politik hiyerarşilerin yeniden düzenlenmesi ve kamu politikaları rejimlerinin uluslararasılaşması beşinci eğilimi oluşturuyor. Bu eğilim devlet eylemlerinin şekillenmesinde ve kamu politikalarına ilişkin düşüncelerin, politika belirleme süreçlerinin belirlenmesi ve yerel, bölgesel ve ulusal ölçeklerde uygulanması konusunda uluslararası bağlamın, ulus-ötesi veya sınır-ötesi dinamiklerin ve süreçlerin öneminin arttığına işaret ediyor.   

Son olarak, politik sistemlerin dayandığı politik topluluklar yeniden şekilleniyor ve yeni politik topluluklar farklı şekillerde ortaya çıkıyor. Özerklik ya da mevcut ulus devletlerin sınırlarının içinde veya ötesinde bir teritoryal alanda kontrol arayışında olan yeni muhayyel uluslar; kozmopolit yurtseverliğe dayalı küresel sivil toplum; belirli bir territoryal alana dayalı olmayan ve ortak kimliklerin, çıkarların ya da değerlerin paylaşıma dayalı yeni topluluklar (örneğin toplumsal cinsiyet, sınıf ve çevre gibi meseleler etrafında küresel ölçekte örgütlenen topluluklar) bu yeni politik toplulukların yaygınlaştığını gösteriyor.

AK Parti ve merkezileşerek güçlenen devlet

Bu altı eğilim üzerinden Türkiye’de olan bitene baktığımızda, toplumsal muhalefet için direnç olanakları yaratan üçüncü eğilim dışındaki eğilimlerin devletin merkezileşerek güçlenmesi şeklinde cereyan ettiğini belirtebiliriz.

İlk olarak, daha önce Ankara’da merkezileşen devlet iktidarının farklı ölçeklere yayılarak güçlendiği görülüyor. Uluslararası alanda etkin bir aktör olmaya çalışan; bölgesel ölçekte “tüccar devlet” anlayışıyla Osmanlı hinterlandında yeni ekonomik ve siyasi pazarlar arayan; mekânsal planlama yetkilerini bir yandan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı gibi yeni kurumsal yapılarla ulusal ölçekte merkezileştiren, öte yandan Kalkınma Ajansları, TOKİ, Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlıkları gibi oluşumlarla dekonsantre eden yeni bir devletle karşı karşıyayız.

İkinci olarak, bir yandan özelleştirmeler, düzenleme ve denetleme kurulları gibi yapılarla daha önce kamu eliyle yürütülen faaliyetler devlet-dışılaşırken; öte yandan üç çocuk, kürtaj, alkol, kızlı-erkekli ev, Gezi protestoları, Osmanlı dersi, zorunlu din dersi dışında 4+4+4 sistemiyle gündeme gelen Kur’an ve Hz. Muhammed’in hayatı dersleri gibi konularda ortaya çıkan tartışmalar hatırlandığında daha önce devlet dışı olan alanların yeniden devletleştirildiği görülüyor. Daha önce büyük oranda Ankara’da olan devlet, bugün her evde, her sokakta.

Üçüncü olarak, diğer eğilimlerden farklı olarak ulus-devletin egemenlik alanının dışına çıkmaya olanak sağlayan sınır-ötesi ağlar ve yeni politik olanakların merkezileşerek güçlenen devlet iktidarı karşısında önemli bir direnç olanağı yarattığı görülüyor. Gezi olayları sınır ötesi ve uluslararası alanda ortaya çıkan yeni sosyo-politik mobilizasyonlar, sosyal medyanın önemini ortaya koyan iyi bir örnek olarak hatırlanabilir. Yine Türk ulus-devletinin ötesinde ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi ağlara ve güçlü bir sınır-ötesi medya ağına sahip Kürt Hareketi bir diğer önemli örneği oluşturuyor. Türkiye’deki Kürt meydan okumasının bu güne kadar direnç gösterebilmesinde bu ağların oynadığı rolün altını çizmek gerekir.

Dördüncü olarak, ekonomik olanla ekonomik olmayan arasındaki sınırın yeniden belirlenmesinin Türkiye ölçeğinde devlet gücünün yeniden inşasının en net görüldüğü alan olduğu söylenebilir. AK Parti hükümetinin devlet aygıtının mümkün kıldığı siyasi ve kurumsal gücü bölgesel ölçekte yeni ekonomik ve siyasi pazarlar yaratma amacıyla yeniden işlevsel kıldığı görülüyor. Tüccar devlet dışarıda olduğu kadar içeri de pazarı ve aktörleri yeniden kuruyor. Özellikle inşaat sektörü üzerinden tüm mekânın metalaştırılması ve yeni zenginlerin hızla yaratılması şeklinde işleyen bu süreç bizleri ekonomik olanla ekonomik olmayan arasındaki ilişkinin yeniden kuruluşunda devletin oynadığı rolü yeniden düşünmeye davet ediyor.

Beşinci olarak, kamu politikaları rejimlerinin uluslararasılaşması sürecinin Türkiye’de de hızlı şekilde işlediği görülüyor. Neo-liberal politikaların ulusal transferi ve bunlar karşısında yükselen toplumsal muhalefetin devlet şiddetiyle bastırılması sanıldığının aksine Türkiye’ye özgü bir süreç değil. Küresel ölçekteki bu yeni neo-liberal dalga Türkiye’de de özelleştirme, taşeronlaştırma, güvencesiz çalışma koşullarının artması, sosyal devletin ve sosyal bütçenin küçülmesi, tüm bunlar karşısında yükselen muhalefetin polis şiddetiyle bastırılmaya çalışılması şeklinde tezahür ediyor. Bugün sokakların “siyaset dışı” ilan edilmesi bir yandan yerel dinamiklerle şekillenirken, esasında küresel ölçekteki trendin ulusal transferinin bir sonucu.

Son olarak, politik sistemlerin dayandığı politik toplulukların yeniden şekillenişi konusunda, AK Partinin devlet eliyle yeni bir Sünni-Müslim Türk ulusu inşa projesine giriştiği ileri sürülebilir. Daha önce Kemalist yapının devlet gücüyle seküler Türk ulus inşa projesini, AK Parti’nin yeni bir toplumsal mühendislik projesiyle ikame etmeye çalıştığı görülüyor. İlk çıkış yıllarındaki demokratik değişime vurgu yapan ve farklı toplumsal gruplarla işbirliği geliştirmeye önem veren AK Parti’nin, özellikle 2010 Anayasa Referandumu sonrasında dayatmacı bir rotaya kaydığı ve çoğunluğun gücüyle farklı azınlıkları dönüştürmeye yöneldiği görülüyor.

Sonuç olarak, yukarıda özetlemeye çalıştığımız altı eğilim Türkiye’de büyük oranda devletin büyüyerek güçlenmesi şeklinde hayat buluyor. Bu süreç sadece merkezî ölçekte cereyan etmiyor hiç kuşkusuz. AK Parti bir yandan merkezi yeniden kurarken, diğer yandan devlet gücünü dekonsantre ederek merkezden yerellere yayılıyor. Bu da sonraki yazının konusu.

 


[i] JESSOP, Bob, Kapitalist Devletin Geleceği, Ankara, Epos Yayınları, 2009.