Anasayfa > Haftalık Yazılar > "Çünkü nefretin çok komik" diyen gazeteciler

"Çünkü nefretin çok komik" diyen gazeteciler

Pınar Öğünç

27 Ocak 2015

Tüm koltukları dolu ve dahi yan koridor merdivenlerine birilerinin çöktüğü bir salon. Koca sahnede sadece upuzun bir masa, arkasında da daha ziyade sıkıcı bir paneli işaret eden dört-beş sandalye var. Az sonra keyiflerine göre seçtikleri –muhtemelen Doğu esanslı bir müzik eşliğinde elleri market poşetleriyle, hırpalanmış ucuz çantalarla dolu beş kişi girecek. Poşetlerden çıkardıklarıyla o masa da, sahne de başka bir yere dönüşecek.

Avrupa Birliği bayrağı bir yere, Türkiye, Almanya bayrakları bir yere. Birtakım politikacı fotoğrafları, kimi ev büfesi üzerine konur gibi çerçeveli. Öcalan posteri, muhtelif takım atkıları, AKP seçim afişleri. Tespih, kefiye, takma bıyık, güllü yazma. Yiyecekler, içecekler ve aralarda atılmaya hazır konfetiler. Hiçbir şeyin tam bir yeri yok ama sahnede. Gösterilerin hiçbirinin birbirinin aynı olmaması gibi. Muhteviyat doğal olarak güncelleniyor.

Uzaktan baktığınızda sahnedeki beş kişi ne anlatıyor da salon bu kadar gülüyor olabilir diye düşünebilirsiniz. O okudukları metinler neden söz ediyor da böyle katılarak iki büklüm oluyorlar? Hate Poetry (Nefret Şiiri, http://hatepoetry.com/) isimli bu gösteriyi iki üç ay evvel Dortmund’da izlediğimde, salonda bir benzerini daha önce izlememiş olduğunu düşünen tek ben değildim sanırım.

Nadide Aktroll şiirleri

Sahnedekilerin hepsi Almanya’nın mühim yayınlarda yazarlık, editörlük yapan, kitaplar yazmış, ödüller almış tecrübeli gazeteciler. Müşterek özellikleri, Almanya’da doğup büyümelerine rağmen “bilmem ne asıllı”dan, hayatta ne yaparlarsa yapsınlar ırkçı, ayrımcı, aşırı sağcı nefret mektuplarından kurtulamamış olmaları. Malum küfür skalası geniş. Ama “Ne güzel, iki töre cinayeti arasında köşe yazmaya vakit bulmuşunuz”,  “Daha mütevazı olun. Biz sizin dedelerinizi Almanya’ya almasaydık, başörtü takar, beş-on çocuk annesi olur, Der Spiegel’e yazmazdınız. Belki yazmayı bile bilmeyecektiniz” gibi yaratıcı denebilecek sokuşturmalar da var. Tabii “Bir Müslüman için çok zekisin”, “Keşke bütün Türkler sizin gibi olsa” şeklindeki iltifatları da almalı.

Fikir, bir gazeteci arkadaşının Facebook’ta paylaştığı nefret dolu bir okur yorumuna çok gülmeleri üzerine Ebru Taşdemir’den gelmiş. Üç kişi, başından beri var. Babası Ürdünlü Hrıstiyan, annesi Alman olan Yassin Musharbash uzun zaman Spiegel Online’da çalıştı, şu anda Die Zeit’ta. Uzmanlık sahası terör olunca Neo-Nazisinden, radikal İslamcısına geniş kesimden “şiirler” alıyor.

Sekiz yıldır TAZ’da (Tageszeitung) yazan Deniz Yücel, siyaset yazılarında kimi zaman mizahi, kimi zaman da sert, polemikçi bir dili tercih ettiğinden mektup, mail dışında içinde tek bir ayakkabı olan paket, yazısının yer aldığı gazete sayfası yırtılarak yapılmış kartpostallar falan da alıyor. Serbest gazeteci olarak Almanya’nın tüm önemli gazetelerinde yazıları çıkan “Kürt asıllı” Mely Kiyak’ın edebiyat işleri de var. Fakat bir kadın olarak bolca cinsiyetçi küfürle, en yoğun okur tepkisini o alıyor. Dediklerine göre genel olarak nefret arttıkça yaratıcılık yükseliyor zaten.

Sunuculuğu yapan Ebru Taşdemir ve “Hırvat asıllı” Doris Akrap dışında zaman içinde Die Zeit’tan Özlem Topçu, Der Spiegel’den Özlem Gezer, Tagesspiegel’den “Fas asıllı” Mohamed Amjahid de eklenmiş. Her gösteride ekip değişiyor ama bana denk gelende Der Spigel’in Türkiye muhabiri “Pakistan asıllı” Hasnain Kazim da vardı. Kendisi Soma’dan yaptığı bir haber yüzünden AKtroll hakikatiyle tanışmış, nefret mektuplarına nadide parçalar eklemişti.

“Ben aslında solcuyum”

Peki neden bu kadar gülünüyor? Örneğin göçmen saydığı gazeteciye Almanca dersi vermeye kalkan sağcının hatalarla dolu dili komik. Fikrî bir itirazla başlayan bir yetişkinin, bir noktada annesini delirtmek isteyen beş yaşında çocuk gibi bildiği küfürleri arka arkaya sıralaması komik. Hiçbir laf bulamayıp birini “tipsiz” diyerek eleştirdiğini sanmak komik. Birinin “Ben aslında liberalim”, “Ben aslında solcuyum” diye başlayıp yorumun sonunda “sınırdışı mecburiyetine” gelmesindeki politik tutarlılık komik.

Ölüm tehditlerini çok sahneye taşımıyorlar ama aslında tek başınayken kucağınıza düştüğünde bu yorumları bu kadar hafif algılamak kolay değil. Sonunda da söylüyorlar, tek tek okuduklarında aslında onlara ağır gelen bu metinleri böyle deşifre ettiklerinde ne kadar rahatladıklarını.

Sahnede politika yapmaktan, didaktizmden kaçan bir gösteri bu. Ama en son Pegida vakası sonrası Dresden’deki gösterinin bir politik manası olduğu da aşikâr. Tüm Almanya Pegida mefhumuyla şoke olurken onların aslında yıllardır bildiği bir söylemdi bu. İşte bu yüzden Dresden gösterisi, Pegida’ya karşı olan Dresdenlilerin salonu tıklım tıkış doldurmasıyla diğerlerinden biraz daha farklı geçti.

Hate Poetry bu yıl 15 Şubat’ta üçüncü yaşına basıyor. Özellikle bu Dresden gösterisinden sonra var olan ulusal ve uluslararası medya ilgisi daha da artmış. Hepsi işi gücü olan insanlar, gösteri taleplerine yetişemez durumdalar. Ne tuhaf.

Irkçıyı, ayrımcıyı kendi hazin gülünçlüğüyle vurmayı hedefleyen, son derece politik bir manevrayla kurban pozisyonunu reddeden bir gösteri bu. Özgünlüğü ve gücü de bence burada. Bugünlerde daha da mânâlı.