Anasayfa > Haftalık Yazılar > Ütopyada Israr: Peter Pan

Ütopyada Israr: Peter Pan

Derviş Aydın Akkoç

22 Şubat 2015

“Tek derdim asla büyümemek, hep çocuk kalmak, Peter Pan gibi neverland’e gitmek” diyen, Kobane direnişinde şehit düşen Nejat Suphi Ağırnaslı’ya…

Dünyayı şimdi olduğundan başka türlü hayal etmek güç ister. Hayalin peşi sıra eyleme geçmekse cesaret işidir. Düşlerin iğvasına kapılmış özne hareket etmek zorundadır. Kasların gevşediği rüyalar, dallarında türlü yemişlerin olgunlaştığı lezzetler “burada” değil, “orada”dır çünkü. “Orada” olanların taze kokusu bir kez alındıktan, ütopya balından dudağa bir damla çalındıktan sonra “burada”kiler dayanılmaz bir hal alır. Kişi amansızca çağrılıyordur. Davete kulak tıkamak müşküldür. Burası cehennemse orası cennettir artık. Burası zorunluluklar âlemi ise, orası özgürlükler diyarıdır. Kolay değildir tabii, özgürlükler diyarına doğru kanat açmak. Nitekim “burada”ki dünyanın paslı kaideleri, özgürlükler diyarına havalananların kanatlarını yolmak üzere kurulmuştur.

Kanat Yolma Makinesi Olarak Aile

Herkesin kendi deneyimiyle sabittir: Özgürlük düşleri daha çocukken baltalanmaya çalışılır. Öyle ya “ağaç yaşken eğilir.” Çocukların kanatlarını yolan, zararlı addedilen düşlerini silip süpürmeye çalışan başlıca kurum aile hapishanesidir. Aile çarkları, dişlileri, vidaları olan bir öğütme makinesidir. Anneler ve babalar dillerinde otoriter buyrukları, ellerinde kamçılarıyla gardiyanlardan farksızdır. Gardiyanların amacı çocukların bir an evvel büyümesi, yuvadan uçması, sıradan ve herkes gibi bir birey olmasıdır. Sabit fikirler, demek budalalık dışında salık verebilecekleri hiçbir şey yoktur ellerinde.

Emekleri, bir kölelik bağı olan sevgileri, dünyaya getirdikleri varlıklar üzerinde hak iddia eden onca tavırlarıyla başgardiyanlar tartışmasız annelerdir. Çocukları hizaya getiren emirler en fazla annelerin dilinden dökülür. Babalar bir korku odağı olarak zavallıdırlar. Neyse ki, yığınla buyruğa rağmen çocuklar haylazlıklarına, zihinlerinde ve yüreklerinde türlü düşler kurmaya devam ederler. Evi kıyı bucak temizlerken çocukların bütün düşlerini de temizlemeye kalkışır anneler tabii. Odanın tekindeki, gardiyanların dünyasından aşırılmış, kuytuya kurulmuş o ıssız köşeyi, özgürlük diyarı olarak tasarlanan o “adayı” darmadağın edenler annelerdir.

Anneliğin Reddi, Zorunluluklara İsyan: Peter Pan

James Mathew Barrie’nin ölümsüz eseri Peter Pan’da annelere çatılması boşuna değildir. Rahatsız edicidir “annelik kurumuna” yönelik eleştirileri. Sarıp sarmalayan kollarıyla hiç de masum değillerdir anneler. Yalnız kaldıklarında derhal “Düşlerin Ülkesi”ne yol alan çocukların üzerindeki büyük “göz”dür anneler. Çocuklar anneler tarafından sürekli takip ve denetim altındadırlar. Anneler çocuklar gece uykuya dalmazdan önce, arkalarında gözlerinin işlevini gören lambalar bırakırlar mesela: “Gece lambaları annelerin arkalarında bıraktıkları gözlerdir.”1 Barrie’ye göre, koruma içgüdüsü, sevme belirtisi olsa da, daima açık bir “göz” olarak anne, önünde sonunda bir düş kıyıcısıdır:

“Çocuklar uyuduktan sonra onların düşüncelerini kurcalayarak, gün boyu oradan oraya dolaşan bir yığın şeyi tekrar yerli yerine koyup bunları ertesi sabaha hazırlamak, iyi annelerin her geceki alışkanlığıdır. Uyanık kalabilseydiniz (ama kalamazsınız tabii), kendi annenizin de böyle yaptığını görür ve onu seyretmeyi çok ilginç bulurdunuz. Bu iş çekmeceleri derleyip toplamaya çok benzer. Öyle sanırım ki, annenizin diz çökerek keyifle kafanızın içini karıştırdığını, bazı şeyleri nereden bulduğunuzu merak ettiğini, hoşuna giden ve gitmeyen düşünceler keşfettiğini, birini sevimli bir kedi yavrusuymuş gibi yanağına bastırırken, bir başkasını alelacele gözden uzak bir yere sakladığını göreceksiniz. Sabah uyandığınızda, gece yatağa sizinle birlikte giren yaramazlıklar ve zararlı hevesler dürülüp bükülüp zihninizin en altına itilmiş, güzelce havalandırılıp sizin için hazırlanmış olan hoş düşünceleriniz ise en üste yayılmış olur.”2     

“Düşler Ülkesi”ne (neverland) adım atmakta ısrar eden çocuklar, dürülüp katlanmış ve zihnin en altına tıkıştırılmış heveslerinden vazgeçmeyen çocuklardır. Babaların otoritesine olduğu kadar annelerin hafiyeliğine de karşı çıkarlar. Bu çocukların alâmetifarikası -Pinokyo’dan farklı olarak- büyümek istememeleridir. İtaate yanaşmazlar. Sıradışı bir varoluşu sürdürürler. “İyi kalpli” değil, Peter Pan’da olduğu gibi “neşeli, kibirli ve kalpsiz” çocuklardır. Benliklerinde okula, otoriteye, aileye, çalışmaya, kısacası bütün bir zorunluluklar dünyasına karşıtlık söz konusudur. Peter Pan, gece el ayak çekildiğinde bir hayalet gibi pencerelerden içeri süzülen, ilk iş lambaları üfleyen, heveslerine sahip çıkan çocuklara ışıklar içinde görünen, onları alıp “Düşler Ülkesi”ne götüren bir kılavuz, bir yoldan çıkarıcıdır.

“Ada” oradadır, ulaşmak için yataktan kalkıp düşleri gerçeğe dönüştürmek, yani çabalamak ve uçmak yeterlidir. Her çocuk kanatlıdır ve dünyayı bir ucundan diğerine uçarak kat edebilir. Ne var ki, Barrie’ye göre, çocukların zihninde birbirleriyle çatışma halinde olan iki harita yahut iki ada imgesi vardır ve bu adalar arasında bir tercih yapmak kaçınılmazdır:

“Çocuk zihni yalnızca karışık olmakla kalmaz, aynı zamanda sürekli oradan oraya dolaşıp durur. Üzerinde, tıpkı ateşinizi gösteren grafikteki gibi zikzak yapan çizgiler vardır ve bunlar herhalde adadaki yollardır; çünkü sağa sola saçılmış şaşırtıcı renkleri, mercan kayalıkları, hızlı gemileri, vahşi yerlileri, ıssız inleri, çoğu terzi olan cüceleri, içlerinden ırmak geçen mağaraları, altı ağabeyi olan prensleri, çökmeye yüz tutan kulübesi ve çengel burunlu minicik yaşlı hanımıyla, Düşler Ülkesi hemen hemen her zaman bir adadır.”

Bu hakikaten cezp edici, iştah kabartıcı adanın karşısında yerleşik düzeni ihya etmeye, kişileri zincire bağlamaya, büyümenin sızısını (köleliği) toplumsal hayatta kazanılan statülerle, sözgelimi “peruklu bir yargıç” olarak telafi etmeye aday bir başka ada daha vardır:   

“Hepsi bu kadarla kalsaydı kolay bir harita olurdu; ama okulun ilk günü, din, babalar, yuvarlak havuz, dikiş-nakış, cinayetler, darağaçları, ismin e hali, kakaolu muhallebi günü, pantolon askısı takmak, doksan dokuz demek, dişini kendin çekmen için üç peni ve buna benzer şeyler de var. Bunlar ya adanın parçasıdır ya da zihnin içinde görünen başka bir haritadır ve hiçbir şey hareketsiz durmadığından, hepsi epeyce kafa karıştırıcıdır bunların.”

Ne yazık ki, bu ikinci ada imgesi çoğu zaman ilkine galebe çalmaktadır. Peter Pan bu savaştan galip çıkmış bir çocuktur ama. “Düşler Ülkesi”ndeki ezeli hasmı Kanca’nın “kimsin?” sorusuna, “gençliğim ben, neşeyim, yumurtadan yeni çıkmış bir civcivim,” cevabını veren Peter Pan, perilerle birlikte yaşar, ailesi yoktur. Gözlerinde derin bir keder vardır ama inançlarından taviz vermemiştir. Terk ettiğe eve dönmemeye, okuma yazma öğrenmemeye, bir doktor yahut avukat olmamaya, sıradan bir varlık olarak ömrünü sonlandırmamaya yemin etmiştir.

Sonsuza değin bir adadan diğerine uçacak, böylelikle düzen güçlerini rahatsız edecektir Peter Pan. “Düşler Ülkesi” hayaliyle yanıp kavrulan çocukları peşi sıra sürükleyecek, onlara başka bir dünyanın olası olduğunu gösterecektir. Bu esnada korktuklarından, dayanamadıklarından yahut geride bıraktıklarını özlediklerinden ötürü, sınırlarını düzenin çizdiği adaya dönüp büyümek isteyenler de çıkacaktır tabii. “Ellerinde birer çanta ve şemsiyeyle her gün işlerine gidip gelen” ve bu arada “ah zaman nasıl da geçip gidiyor,” diyen, bir vakitler sahip oldukları uçma yeteneklerini kaybeden, yetişkin olmaya yazgılı bu yenilmiş çocukların trajedisi, çözümsüz bir trajedi değildir ama.

Yolda yürüdüklerinde, bir vapura bindiklerinde, günün ilk sigarasını yaktıklarında, sokağa çıktıklarında, şöyle başlarını kaldırıp gökyüzüne baktıklarında, işten sıkılıp da bir anlığına dalıp gittiklerinde ve belli belirsiz hayaller kurduklarında, her ne kadar zorunluluklara teslim olsalar da, tatlı ve serüvenlerle dolu o adanın hep orada olduğunu hatırlayacaklardır. Ütopyanın hafızasıdır bu. Kaldı ki, düşleri kışkırtan periler asla yok olmazlar. Umut daimidir. “Yeni doğan her bebek ilk kez güldüğünde,” bu sıcak gülüş sonsuz kristal parçalarına ayrılarak dünyaya yayıldığında, bu parçalar umudun ateşini harlayamaya, yani yeni perilere can vermeye devam edecektir: “çocuklar şen, masum ve kalpsiz olduğu sürece, bu iş böylece sürüp gidecek.”3


1 J.M. Barrie, Peter Pan, çev. Betül Avunç, İstanbul: İş Bankası Yayınları, 2011, s. 20.

2 J.M. Barrie, a.g.e, s. 5.

3 J. M. Barrie, a.g.e., s. 173.