Anasayfa > Haftalık Yazılar > Türkiyelileşme, Kürdistanileşme ve Seçimler

Türkiyelileşme, Kürdistanileşme ve Seçimler

Cuma Çiçek

20 Mart 2015

Kürt meselesi üzerine önemli çalışmaları olan H. Bozarslan Irak Kürtlerini ele aldığı çalışmalarında Kürtlerin Irak ölçeğinde siyasi ve idari yapı içerinde yer alma süreciyle Kürdistan coğrafyasında özerk bir Kürt alanının inşa sürecinin birbirini besleyen paralel süreçler olarak işlediğini belirtiyor. Bu iki süreci tarif etmek için de “Iraklılaşma” ve “Kürdistanileşme” kavramlarını kullanıyor. İŞİD’in Musul saldırısı sonrası bu paralelliğin büyük oranda sona erdiği ileri sürülebilir. Bununla beraber 2003 sonrası yaşanan süreçte Kürtlerin Irak genelinde idari ve siyasi yapılara dahil olmaları Kürdistan coğrafyasında federe bir devlet inşasını kolaylaştırmış, yine bu inşa süreci de Kürtlerin Irak genelinde pozisyonlarını güçlendirmiştir.

DBP, DTK ve Kürdistanileşme

Kürtler arasında, “Türkiyelileşme” ve “Kürdistanileşme” yönelimlerini birbirine alternatif iki süreç olarak okuyan yaklaşımlar yaygın olsa da, Türkiye’de de benzer bir paralelliğin olduğu söylenebilir. Ana-akım Kürt Hareketinin Türkiye genelinde Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve Kürt bölgesinde ise Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK) olarak ikili bir örgütlenmeye gitmesi kanımca bu paralel süreçleri iyi sembolize ediyor. Barış ve Demokrasi Partisinin (BDP) ismini DBP olarak değiştirip Kürt bölgesi dışındaki şubelerini kapatması, bir bölge partisine dönüşeceğini gösteriyor. BDP’li milletvekilleri HDP’ye geçerken, yerel yönetimlerin DBP bünyesinde kalması, Türkiye ölçeğinden farklı olarak Kürt bölgesinde özgün bir siyasi ve idari alanın inşasının hedeflendiğine işaret ediyor. DBP’nin yanı sıra, belediyeler, il genel meclisleri, sivil toplum örgütleri, sendikalar, vakıflar, dernekler, gençlik ve kadın hareketleri, Kürt medyası, mahalle meclisleri gibi kurum ve kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan DTK ise bu inşa sürecinin üst çatı örgütünü oluşturuyor.  

Demokratik özerklik projesinin sekiz boyutunun –siyasi, hukuki, öz savunma, kültürel, sosyal, ekonomik, ekolojik, diplomasi- sekiz yıldız olarak DBP’nin yeni ambleminde yer alması, yine DTK’nın bu sekiz boyuta göre yapılandırılması, ana akım Kürt Hareketinin bu alanlarda toplumun örgütlenmesini merkeze alarak Kürt bölgesinde bir öz-yönetim inşasına yöneldiği şeklinde yorumlanabilir. Yüzyıllık politikalar, son otuz yıllık çatışma dönemi zaten Kürt bölgesini idari, siyasi, sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan özerkleştirmiş durumda. Örgütsel yapılanmasını bölge ölçeğine indirgemiş, parlamenter mücadeleyi gündemi dışına itmiş, büyük oranda yerel yönetimlere ve yerel/bölgesel iktidara odaklanmış bir DBP’nin ve DTK’nın zaten dikkate değer düzeyde özerkleşmiş Kürt alanını daha da bir özerkleştireceği ve “Kürdistanileşme” eğilimlerini güçlendireceği söylenebilir. Özetle, Kürt coğrafyasında öz-yönetim inşası çabaları “Kürdistanileşme” olarak okunabilir.

HDP, HDK ve Türkiyelileşme

Öte yandan, ana-akım Kürt Hareketinin bir çok sol, demokratik, muhalif hareket ve partilerle birlikte oluşturduğu Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve bu yapının temsiline soyunmuş Halkların Demokratik Partisi (HDP) üzerinden “Türkiyelileşmeye” giriştiği görülüyor. DBP ve DTK bölgesel ölçekte çalışma yapıp büyük oranda Kürt bölgesinde ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi anlamda bir özyönetim inşasına girişirken, HDP ve HDK Türkiye ölçeğinde çoğulcu ve çok-aktörlü bir koalisyona dayanan bir muhalefet hareketini inşa etmeye çalışıyor.

HDP’nin etnik/ulusal, dini/mezhepsel sorun alanlarında özgürlükçü bir kimlik politikasını; sosyo-ekonomik eşitsizlikler karşısında eşitlikçi, emekten ve emekçiden yana sınıf politikasını; çok aktörlü ve çok düzeyli eril tahakküm karşısında eşitliği ve kadın özgürlüğünü esas alan özgürlükçü bir toplumsal cinsiyet politikasını ve neo-liberal ekonominin talan ettiği çevreyi korumak ve doğa ve çevreyle barışık bir ekolojik politikayı benimsemesi, hedeflediği temel koalisyon güçlerine de işaret ediyor. Yıllarca baskı altında kalmış etnik/ulusal gruplar, Aleviler, özgürlükçü-demokrat Müslümanlar, sol/sosyalist güçler, feminist çevreler ve çevreci grup ve hareketler bu muhalefet hareketinin hitap ettiği temel koalisyon güçlerini oluşturuyor.

Kürt meselesinin çözümü ile Türkiye’nin demokratikleşmesi arasında doğrudan bağlantı kuran ana-akım Kürt Hareketi HDP ve HDK’nın elde edeceği başarıyla sadece Kürt meselesinin çözümünü kolaylaştıracak bir politik atmosfer yaratmak istemiyor, aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin kurucu bir öznesine dönüşmeye çalışıyor.   

Seçimler

Bu noktada 7 Haziran’da gerçekleşecek seçimler hem ana-akım Kürt Hareketinin “Türkiyelileşme” ve “Kürdistanileşme” çabaları hem de her iki süreci önemli ölçüde etkileyen çözüm süreci açısından önemli sonuçlar doğuracaktır. HDP’nin barajı aşması Türkiye ölçeğinde muhalefet hareketinin inşası konusunda önemli bir ivme kazandırmakla kalmayacak, Kürt meselesinin meclis zemininde çözümünü de kolaylaştıracaktır.

HDP’nin barajı aşamaması durumunda, sadece Türkiye ölçeğinde muhalefet hareketi inşa girişimleri değil, aynı zamanda ana-akım Kürt Hareketinin 90’lı yıllardan bu yana süregelen Türkiyelileşme siyaseti de dikkate değer ölçüde zayıflayacaktır. Bu durumda, ana-akım Kürt Hareketinin insani, maddi, kurumsal ve bilgi-temelli kaynaklarının büyük oranda Kürt bölgesinde öz-yönetim inşasına yönelteceğini öngörebiliriz. Irak ve Suriye’de rejim krizinin devam etmesi, İŞİD’in –farklı formlarla da olsa varlığını sürdürmesi, Irak’ta olduğu gibi Suriye’de Kürtlerin öz-yönetimlerini güçlendirerek sürdürmeleri durumunda, Irak’ta olduğu gibi Türkiye’de de “Türkiyelileşme” ve “Kürdistanileşme” süreçleri arasındaki paralellik önemli bir kırılma yaşayabilir ve “Türkiyelileşme” siyasetinden ziyade “Kürdistanileşme” siyasetini merkeze almış bir Kürt Hareketiyle karşı karşıya kalabiliriz.