Anasayfa > Haftalık Yazılar > “Biz Sevinmeyi Bilmiyormuşuz”

“Biz Sevinmeyi Bilmiyormuşuz”

Pınar Öğünç

12 Haziran 2015

7 Haziran akşamüstü, seçime mahsus gazetecilik işlerinin yanı sıra, aslen bir vatandaş hissiyle oy verdiğim okula, sandığıma dönmek istedim. Saat 5'e yaklaşıyordu. Bir seçim günü için alışık olmadığım kadar kalabalık koridorları geçip sınıfa girdim.. İçeride benim dışımda, benzer hislerle gelenler de vardı. Oy verme süresinin sonuna yakınlaştıkça, yıllar içinde oturdukları sıralara sinmiş sınav sıkıntısıyla kıpırdaşarak, tükenmez kalemlerini, ellerindeki listeleri kontrol ediyor, durdukları yerde rahat edemiyorlardı sanki. Huzursuzdular. Sandık kurulu dışındakilerin bazılarıyla küçük küçük tanıştık. Vatan Partisi'nden olduğunu söylen kadın en öndeydi, başı kapalı bir CHP müşahiti heyecanını dağıtmak ister gibi fısıltı halinde bir sohbet açtı, az ileriden HDP müşahiti tanır gibi selam yolladı eliyle.

Seçim sandığında Shakespeare

Ne kadar kaldı diye herkes kendi saatini kontrol ederken, 5'e tamı tamına 4 dakika kala elinde seçmen kâğıdı ve adımlarında şaşırtıcı bir güvenle bir erkek girdi içeri. Oy verme kabininin kadife perdesi son kez açıldı, kapandı, tekrar açıldı. Sandık kurulundakiler bu son dakika oyuyla biraz telaşlı, adama hitaben bir cümle kurma ihtiyacı hissettiler. Bir yerden başlamak için “Beyefendi neredeyse kaçırıyordunuz, neyse yakaladınız dört dakikayla” dedi biri gülerek. Adam durdu. İri bedeni içinde yankılanan teatral bir ses tonuyla “Bizim mesleğin ustalarından Shakespeare'in bir lafı vardır” dedi, biz bütün sınıf donmuşuz. “Üstad der ki 'Yeter ki sonu iyi bitsin'”. Tiradın alkışını beklemeyecek kadar performansından emin adımlarla sınıf kapısından çıkıp dışarı, hayatın kulisine geçti.

Az sonra oy attığımız sandıklar açılacak, az sonra bütün Türkiye'de oy atılan sandıklar boşalmaya başlayacak, az sonra oylar çalınabilir, az sonra uyanık olmamız lazım, az sonra oyumuza sahip çıkmamız lazım, az sonra görmeye başlayacağız, az sonra sonunun nasıl biteceği belli olmaya başlayacak... Seçim gibi, değil gibi olan o ağır günün normalleştirdiğimiz absürtlüğünü, o Shakespeare repliğiyle unuttuk, oyuncuya inandık. Ya da hakikaten tüm bunları Shakespeare yazsın ondan okuyalım istiyorduk, emin değilim.

Arasını uzun uzadıya anlatmayacağım. Ama son bir haftadır çok sık duyduğum bir “replik” var. Seçim yasakları kalkıp da rakamlar toparlanmaya başladığından itibaren, ancak baraj aşılırsa sonunun iyi biteceğine inanan kitlelerin içindeydim. Canlı yayın sayaçlarında 10,2 görünmeye başlar başlamaz dolan gözler, hüsran uyarısıyla erken alkışları susturanlar, “Bu saatten sonra ne kadar geri gidebilir?” diye telaşla hesap kitap yapanlar gördüm. Geri gitmedi. 11 oldu, saatler ilerledi, 12 oldu, hüsran gelmedi, 13 oldu, sonu iyi bitti.

Torba yasa, torba neşe

Bir haftadır sürekli birbirine sarılan insanlar görüyorum, ahbapların dahi birbirini başka türlü kavradığı, ekseriyetle söz edilmeyen, sesssiz sarılmalar bunlar. Ve ne çok insandan o replik geliyor: “Biz sevinmeyi bilmiyormuşuz”. “Hiç kazanmamışız” diyorlar, “Hiç böyle büyük sevinenler tarafına düşmemişiz” diyorlar. “Çok mutlu olunca ne yapılır” diye soruyorlar.

Torba yasa gibi, torba neşe değil yine de. HDP'nin önüne dökülen betondan seçim barajını aşmasının manası, 30 yıldır direnen, her nevi barajla yaşayarak kuşaklar büyütmüş Kürt halkı için başka. Yeri belli belirsiz mezarlıklar akıllarında, son hallerine bugünü göstermek istedikleri dizi dizi insan akıllarında, Rojava'dan her gün taşınıp da sesizce gömülenler, Diyarbakır'daki saldırının ardından yutup da içlerinde taşlaşan öfkeleri akıllarında. Çocuklukları, nasıl büyüdükleri, neyle yaşlandıkları ve Kürt olmanın tüm bunlara yetmesi akıllarında. Nasıl sevineceklerini hiç öğrenmemişler.

Ama diğerleri de var. Kürtlerin “hikâyesine” aşina ve taraf olmanın ötesinde onların da kendi hikâyeleri var. Görünmemenin, azarlanmanın, seslerini duyuramamanın küskünlüğü var içlerinde. Adları anılmamış halklar... Yok sayılanlar... Belki ilk kez bir baraja bu kadar yakınlaşmışlar, belki ilk kez bir şeye bu kadar inanmışlar. Onlar da bilmiyor nasıl sevinileceğini. Ses etmeden sarılıyorlar.

Barajdan sonrası düzlük değil, sonu böyle olmasın isteyenler hiç vakit kaybetmeden gösteriyor zaten. Ama o kadar da kolay değil artık. Bilmeyenler sevinmeyi öğreniyor çünkü.