Anasayfa > Haftalık Yazılar > Ben Gülerim Bırak Hayat Sana Gülmesin

Ben Gülerim Bırak Hayat Sana Gülmesin

Aksu Bora

30 Temmuz 2015

Nermin Hoca da icazet verdikten sonra, artık biraz magazin konuşabiliriz sanırım! (link) Hoca demiş ki, gazeteleri okumak yetmez, magazin eklerini de okumak lazım. Finansın yeni dinamiklerini en iyi oralardan takip edebilirsiniz.

Reza Zarrab karısı Ebru Gündeş’e o tekneyi hediye ettiğinde mesela, “hımm” demişti magazin okuru. “Var bu çocukta bir yamuk”. Daha ayakkabı kutuları, saatler, para sayma makineleri falan yoktu piyasada. Şüpheci okur ağzının payını Ebru Gündeş’ten almıştı gerçi, “ikimiz de çalışan insanlarız, birbirimize hediye de mi alamayacağız yani” gibisinden bir şeyler söylemişti. Yerseniz.

Magazin bilgisi sadece para akışlarını değil, bunlara eşlik eden başka akışları da izlemeyi kolaylaştırır. İmgelerin, değerlerin, anlamların, sembollerin… O eklerde, bol fotoğraflı dergilerde gördüğümüz, yeni para sahiplerinin kimler olduğu kadar, bu paraya yapışık yeni anlamların, sembollerin, sözcelerin neler olduğudur da. Diyelim Reza-Ebru aşkıyla Bekir (Çelenk)-Nilüfer (Koçyiğit) aşkını karşılaştırmak, (link) Türkiye’nin son kırk yıllık hikayesini çok güzel gösterir. Sınırları güç ve paraya tahvil eden iki becerikli adam ve bu adamların evlendiği iki popüler kadın. Çok benziyor. Yoksul bir aileye doğup kabadayılık raconu içinde yükselen silahlı külahlı bir adamla, doğru zamanda doğru yerde bulunmanın değerini genç yaşta anlamış bir başka adam. Kısacık oyunculuk kariyerini masum kız prototipi olarak geçirip ensesine vur lokmasını al imajını yaptığı evlilikle pekiştiren bir kadınla, kenar mahalleyi, vefasız babayı, cehaleti, hastalığı yenecek kadar hırslı ve güçlü bir başka kadın. Pek de benzemiyor. Adamların ikisi de devletin derinlerinden birtakım destekçiler bularak güçlenmişler ama bu benzerlik, destekçilerin kimler olduğuna baktığımızda, biraz bulanıyor. Erkeklik, kadınlık, racon, devlet, devletin derinlik ölçüsü, sınırların geçirgenliği… Sadece bu iki hikayeye bakarak kırk yılda nelerin değişip nelerin sürdüğünü söyleyebiliriz. Bekir Çelenk’in ulusaşırı erkek ağlarıyla ucu Papa suikastına kadar uzanan karmaşık ilişkileri ve Reza Zarrab’ın yazdığı “Eğer seni incitirse bu kalp/ İnan sökerim yerinden” minvalinde şarkı sözleri… Çelenk’in hapishanede ölmesi ve Zarrab’ın Başbakan Yardımcısının elinden ihracat ödülü alması.

Bu iki hikayeyi “eskinin mafyası bile bir başkaydı, haysiyetliydi” diye okumayı tercih edenler vardır muhakkak; derin devletin artık devletin ta kendisi olduğundan yakınmayı ya da kadın masumiyetinin geçmişin derinliklerinde kaldığını söylemeyi. Bana sorarsanız, iyi bir magazin okuru bu genel geçer laflara yüz vermez. Hikayelerin her birinin tekilliğinin değerini vermeyi bilir. Bekir Çelenk’le mesela Hasan Heybetli’yi aynı “ah o eskinin kabadayıları” çuvalına atamayacağını. Magazinin gerçek bir hazine olmasını sağlayan, tam olarak bu bilgidir: O size zaten bildiğiniz bir takım büyük hikayelerin temsillerini sunmaz; birazcık dikkat gösterirseniz fark edersiniz ki,  anlattığı pek de bilmediğiniz daha küçük hikayelerdir. “Işıltılı dünyalar”, “zenginlerin muhteşem hayatları” palavralarına da aldırmayın, çünkü bu hikayeler zenginlerin hayatından çok, magazin eklerini okuyanların arzularını, korkularını, hayallerini, heveslerini anlatır. O küçük hikayelerde biz içinde yaşadığımız toplumun “iç çekişini” duyarız.  Ruhsuz dünyanın ruhu olamayacak kadar geçici ve yüzeysel, böyleymiş gibi davranma cüreti gösterecek kadar gerçek ve güçlü.

Magazin, izleyicisinin çok biçimli aynasıdır. Yüzeydekini de gösterir, biraz daha derindekini de. Süper starının gazete köşesinde hijyenin önemi, evde giyilecek terlikler falan hakkında yazdığı, en popüler jönlerden birinin “nişanlandığı” bir alemin nasıl da domestik, nasıl da hımbıl olduğu hakkında söylenirken bir de bakarsınız, aynı kocayla üçüncü kez evlenen şarkıcı, dalga geçen hayranlarıyla laf yarıştırıyor yahut popülerliğinin doruklarında bir şarkıcı-programcı canlı yayında cüce yıkıyor ya da ne bileyim, son aylarını vücut çalışarak geçirmiş alaturkacı udcunun ayakları dibinde şınav çekiyor…

Amerikan ajan filmlerinde, en güvenilir istihbarat kaynaklarından biri, çöp kutusudur. Evin görünmeyen yüzüdür orası çünkü. Magazin de bu anlamda, iyi bir istihbarat kaynağıdır. İnsan sadece paraların nerelere gittiğini merak etmez ki, beraber yaşadığı insanların nelere iç çektiklerini de bilmek ister, öyle değil mi? Hem de bu kadar eğlenceli bir kaynak varken!