Anasayfa > Haftalık Yazılar > "İçimizdeki İrlandalılar"

"İçimizdeki İrlandalılar"

Kerem Ünüvar

28 Ağustos 2015

Çok uzun zaman önce değil, 16 Kasım 2005’te oynanan Türkiye-İsviçre maçında rakip takım oyuncularına linçe varan saldırılar yapıldığında, damarlarımızda duramayan akıncı kana havale edilmişti bütün mesuliyet; medyasıyla, teknik direktörüyle, futbolcusuyla bir rezillik destanı yazılırken; bütün hepsi o gerginlik yükselsin ve oynanan kötü futbolun üzerine gidilemesin diye bayağı bile isteye saha içinde ve dışında çok şenlikli karelere imza atmışlardı. İşte geçen gün yaşanan Aksaray’daki  turist macerası da böyle. Şimdi esnaf diyor ki, “biri yere düştü diye esnaf dayak yemiş mi oluyor?” Haklı adam, esnafa kolluk gücü, denetim şefi, namus bekçiliği, savcılık ve düzen tesisatçısı payesi dağıtılan bir ülkede, esnaf öyle kolay dayak yemez elbette. Yine aynı esnaf diyor ki, “su almak için dolabın kapısını açmak var, asılmak var. Turist basbayağı asıldı kapıya!” Ne yaparsın o durumda, mecburen linç edeceksin herifi! E, Fas [Kuveyt] kökenli İrlandalı turistten de bu beklenirdi zaten, hiç su almak için buzdolabının kapısına asılınır mı; su şişesini ikna edip, intihar etmesini beklemesi gerekiyordu oysa.

Olayın görüntüleri medyaya ve sosyal medyaya düştüğünde arkadaşlarla aramızda konuşurken, kahraman esnafların ifade verirken işin eninde sonunda turistin başına patlaması gereken bir sebep bulunacağına ikna olmuştuk: Vatan, millet, kitap teslisinden birisine küfür eden sarhoş turiste esnafımız da, birlik ve beraberlik duygusuyla haddini bildirecek ve “bu istenmeyen görüntüler” yaşanacaktı! Teslim edelim ki biz haksız çıktık. “Olayla ilgili konuşan büfe sahibi, turistin içki satın almak istediğini ve olay çıkarttığını söyleyerek kendini savundu.”(link). Belli ki turist olduğu için alkolik ve başka bir büfeden içki satın alamayacak kadar manyak olan turistimiz, illa bu büfede bana içki satılacak diye olay çıkartmış! Bak şerefsize…

Ne alkolü, ne tartışması? Hepimiz görüyoruz işte, buzdolabı sabitlenmemiş, şişeler içine istif edilmiş, kapağı açılınca da dökülüyor ve olayda “hiçbir günahı olmayan” esnaf –elbette o sinirle!- elinde sopayla çıkıp turisti darp etmeye kalkıyor, sopayla adamın kafasına vuruyor. Birlik ve beraberliğe inancı tam olan diğer esnaf arkadaşları da kendisine destek oluyor ve turisti ortaya alıp ağzını burnunu kırmaya karar veriyorlar; sandalyeler, sopalar, tabureler ellerinde… Hiç kimse “yahu üç tane plastik şişe, düşse ne olur” demiyor. Görüntülerde niyet açık, esnaf bir turisti linçe hazırlanıyor ve bunu gerçekleştirmeyi deniyor; lamı cimi yok yapılanların, ne alkolü neyin izahı?

İçimizdeki Doğu-Batı problemlerinin çözülmemesi mi, her boka gıcık olmamız mı, bir dakka durup düşünmeden yaptığımız aptallıklara “dur şunu bir de sıvayayım” dememiz mi, nedir acaba tüm bu abuklukların sebebi? “Büfe Sahibi Ş.P., ‘Allah’ın Faslısı gelmiş buraya dükkanımızı dağıtacak. Daha da ötesi yok, kim olsa aynı şeyi yapardı. Olayda 1 kişiye yumruk atıp yere düşürdü diye esnafı dövdü olabilir mi? [valla bulduğunun ağzına vuruyordu turist] Büfeye ilk gelen kişi alkollüydü. [yani?] Ardından otelden diğer 2 arkadaşını çağırıyor. [niye?] Boksör denilen kişi sonrasında olaya müdahil oluyor. Büfeye ilk [gelen] ve diğer arkadaşı otelde kalıyordu ama boksör denilen şahıs otelde kalmıyormuş. [kaldığı yerle olayın alakası ne?] Yani dolabı çekip açmak vardır birde asılmak vardır. Dikkat ederseniz adam direkt asılıyor’ dedi. [bu durumda linç etmek şarttır!]”. İtalikler ve köşeli parantezler bize ait.

Ertesi gün başka bir yerde çıkan haberde büfe sahibinin sözlerine şunları da eklediği görülüyor: “Adam çok güçlüydü. Vurduğunu deviriyordu. Sonra çevredeki esnaf yardıma koştu. Beton gibi adamdı. İnsan gibi vurmuyordu. Biraz dinlenip sonra yine kavga etmeye başlıyordu. Görüntüler aslında biraz daha uzun. Polis hepsini aldı."(link)

Oysa büfe sahibi ne diyor gerçekten? Dolabın kapağını sert açtı diye bir insanı linç etmeye kalkışmak ne kadar mantıklı bir davranış? Turist bekleyip dayağını yese, her gelen esnaf elindeki sandalye, sopayla kafasını gözünü dağıtsa mı uygun bir durum çıkacaktı ortaya? Turistin kafasına sopayla vururken insan gibi mi vurmuş olunuyor acaba? Niye turistin kendini savunması bir kabahat gibi anlatılır? Üstelik turist babayiğit çıktığı için saldıranları da pataklamış! Esnafın yukarıdaki sözlerinden şunu mu anlamamız lazım?: “Zaten olay çıkmış, sen de turistsin, dayağını ye otur, niye kendini savunuyorsun, burası bizim memleketimiz, haksızsak da haklıyız!”

Görüldüğü gibi bir akışı, mantığı olmayan ama bir mantığa oturacakmış gibi akan cümleler var ortada; sadece şunu dememek için: “Canım sıkkındı, bu turist de gelip şişeleri düşürünce atar yaptım, adamı dövmeye kalktım. Ama turist güçlü çıkınca dayağı biz yedik, erkekliğe bok sürdürmemek için de komşu esnafları olaya katalım dedik. Ama turist dinlene dinlene hepimizi dövdü.”

Bu arada turist kendisini nasıl savunmuş diye de bakalım değil mi? “Sarhoş değildim, kafam yerindeydi. Soğutucudan sular yere düşünce dükkân sahibinden özür dilemek istedim ama sopalarla üstüme saldırdılar. Nedir yani bu, siz dükkân sahibi misiniz kasap mı? Onlardan korkmadım. Ellerine ne geçtiyse saldırdılar. Ellerini kullansalar daha adaletli olurdu. Boksör değilim sadece antrenman yapıyorum. Gerekmedikçe boks maçı yapmıyorum. Aldığım sopa ve sandalye darbeleri nedeniyle kolum kırıldı, omzumda çatlak var. Ayrıca sırtımdan bıçakla yaralandım.” (link)

Yukarıda esnafın beyanlarından aktardığımız cümleleri ve turistin olaya dair sözlerini bir araya getirdiğimizde vaziyet aslında tüm hayat felsefemizi özetliyor değil mi? Hatalıysam suç sende! Ve elbette “inkâr yiğidin kalesidir!”