Anasayfa > Haftalık Yazılar > Malezya Modelinin Yeni Başarıları

Malezya Modelinin Yeni Başarıları

Ahmet İnsel

07 Eylül 2015

Bundan yirmi yıl öncesine, Refah-Yol koalisyonunun kurulduğu aylara gidelim. Başbakan Erbakan başkanlığındaki bir heyet İran, Pakistan ve Malezya’yı içeren on günlük bir resmi ziyaret yapmıştı. Bu vesileyle, Gülen cemaatinin önde gelen yayın organlarından Aksiyon dergisinde, “model arayışı içerisinde olan Erbakan için (Malezya) son derece anlamlı bir örnek” cümlesiyle biten bir değerlendirme yazısı yayınlanmıştı (“Malezya Türkiye’ye Ne Kadar Model?”, Aksiyon, 17 Ağustos 1996).

Yazıda görüşüne başvurulan ve “uzun yıllar Malezya’da kalan, dergimiz yazarı siyaset bilimci doçent” olarak tanıtılan Ahmet Davutoğlu’nun değerlendirmeleri ilginçti:

“Malezya Başbakanı'nın sık sık referansta bulunduğu Asyalılık değerleri, Avrupalılık değerleri karşısında yükselişe geçti. Ekonomik çerçeveyi oluşturanlar da bu değerler. Ferdiyetçiliğin komünal bir hal aldığı, daha çok cemaatvari bir örgütlenmeye ağırlık veren, anarşizme varan bir özgürlük anlayışından çok, saygı ve disipline dayalı bir özgürlük anlayışını benimsemişler. Bireysel başarının yerine toplumsal başarı öne çıkarken, bu başarının toplumun bütün bireylerine yayılması Asya Kaplanlarının hemen hepsinde hakim."

Davutoğlu, bu özelliklerin, dolayısıyla bir siyasi anlayışı da beraberinde getirdiğini ilave edip, kalkınmayı Batı’ya bir meydan okuma içerisinde ifade etmenin önemine işaret etmişti.

AKP daha kurulmadan, Refah Partisi’nin içinde bir “karşı medeniyetçi” kanadın, Malezya’nın İngiliz kolonisi olmaktan kurtulduğu 1957’den beri aralıksız iktidarda olan UMNO’ya (United Malays National Organisation) ve onun 1981-2003 arasında ülkeyi demir yumrukla yöneten lideri Mahathir Mohamad’a olan hayranlıkları zamanında biraz tartışılmıştı. İçinde Davutoğlu’nun da yer aldığı çevre, Malezya modelini, “İslâm dünyasında İslâmileşme ve kalkınmayı birlikte götürebilmiş, bunun en iyi örneğini vermiş ülke” olarak tanıtıyordu.

Nüfusunun % 60’ı Müslüman olan, Müslümanların yönetimde, Çinlilerin ekonomide, Hinduların zanaatta güçlü oldukları Malezya’da, Mahathir Mohamad, aşırı otoriter yönetimi ve iktidar merkezli büyük yolsuzluk sistemini eleştirmeye başlayan hem sağ kolu hem de maliye bakanı olan Enver İbrahim’i 1998’de tutuklattı ve hızla altı yıl hapse mahkûm ettirdi. İbrahim, eski şoförüyle cinsel ilişkiye girdiği iddiasıyla, Malezya’da yirmi yıla kadar ağır hapis cezası ve meydanda kırbaçlama öngörülen fiili livata suçundan hapse girdi. 2004’te bu iddianın dayanıksız olduğu gerekçesiyle cezası kaldırıldı ve hapisten çıktı. Artık Malezya’da muhalefetin lideriydi. Kurduğu Halkın Birliği partisinin 2013 seçimlerinde ülkeyi aralıksız yöneten Milli Cephe koalisyonunu devirmesine ramak kaldı. Ama 2008’de ortaya atılan ve Yüce Divan’da beraatla sonuçlanan ikinci bir fiili livata davası Başbakan Necip Rezak tarafından yeniden ısıtıldı. Mahathir’in otoriter ve adam kayırma, sistemli iltimas ve yolsuzluk rejimini devam ettiren Rezak, 2013 seçim sonuçlarından korkup, Enver İbrahim’in beraat kararını bozdurdu. 2015 Şubatı’nda istinaf mahkemesi iddiaların sağlam delillere dayandığına hükmetti. İbrahim’e yeniden beş yıl hapis yolu ve siyasal yaşamına son verme yolu göründü.

Davutoğlu’nun “İslâm dünyasında en iyi örnek” olarak gösterdiği Malezya’da iktidar, muhaliflerini terör örgütü, darbe gibi gerekçelerle değil, fiili livata iddiasıyla tasfiye etmeyi tercih ediyor. Ama bunu sistemli olarak tüm muhalefete uygulamaya sokamayacağı için, iktidar son zamanlarda “isyana teşvik” suçu ithamıyla muhalif ses ve çevreleri bastırmaya, sindirmeye, susturmaya da çalışıyor.

Ne var ki iktidar partisinin ve özellikle Başbakan Necip Rezak’ın geleceği çok parlak değil. 2009’da iktidara geldiğinde kurduğu kamu yatırım şirketi 1MDB’ye (1 Malaysia Development Berhad) bağlı şirket ve ajansların hesaplarından Başbakan’ın şahsi hesabına 700 milyon dolar havale yapıldığı 2015 başında ortaya çıktı. Malezya makamlarının yürüttüğü soruşturmanın belgelerini Wall Street Journal yayımladı. Belgeler yayımlanınca, Necip Rezak itiraz edemedi. Bu paranın Ortadoğu’lu cömert bağışçılardan geldiğini iddia etti. Bosna’ya veya Rohinga’lara yardım için toplandığını da iddia edebilirdi! Malezya yolsuzlukla mücadele ajansı da başbakanın şahsi hesaplarına yatırılan bu paranın aldığı bağışlar olduğunu, suç teşkil etmediğini ilan etti. Ama elbette buna kimse inanmadı. Necip Rezak, yolsuzluk iddiasını dile getiren Başbakan Yardımcısı Muhiddin Yasin’i ve soruşturmayı yürüten başsavcıyı görevden aldı ama 3 Eylül 2015’de İsviçre hükümetinin onlarca milyon dolar para bulunan İsviçre’deki hesaplarını bloke etme kararı almasını engelleyemedi. Aynı zamanda 1MDB şirketinin dişe dokunur bir yatırım yapmadığı, 11 milyar dolar borcu olduğu ortaya çıktı. Başbakan bunları yalanlamaya çalışsa da, Bersih (Temiz) girişiminin önderliğinde halkın sokağa dökülmesini önleyemedi.

Halbuki, tam da bu gelişmeleri bastırmak için, Başbakan daha önce kaldırmayı vaat ettiği Britanya koloni yönetiminden kalma isyancıları bastırma yasasını daha da ağırlaştıran değişiklikleri 2015 ilkbaharında parlamentodan geçirmişti. Bu değişiklikler sonrasında, kim “otoriteye karşı isyana teşvik” bulunma iddiasıyla mahkeme önüne çıkarılırsa, yirmi yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilecek. Diğer yandan yasadaki başka bir değişiklik, polise “terörle mücadele” gerekçesiyle şüpheliyi 59 gün gözaltında tutma ve bunu gerekirse iki yıl süresince uzatma yetkisi veriyor.

Malezya türü iç güvenlik yasası değişikliğinin ilk mağdurlarından biri Zunar adıyla tanınan Malezya’nın ünlü bir karikatüristi ve çizeri oldu. 43 yıl hapis cezası talebiyle yargılanıyor. Suç delili, hükümetin özgürlüklere yönelik saldırısını eleştiren bir karikatür ve Twitter’da kullandığı eleştirel sözler. Ayrıca Zunar gibi birçok muhalif ses de isyana teşvik iddiasıyla yargılanıyor. Aynı yasa, hükümet aleyhinde yürüyüşe katılanların “parlamenter demokrasiye zarar verecek eylemde bulunma” suçunu işledikleri gerekçesiyle haklarında soruşturma açılmasına izin veriyor.

Rezak ve yakın çevresinin artık bütünüyle ortaya dökülen büyük yolsuzluk belgelerine karşı sokağa dökülen halk arasında, ülkeyi uzun zaman demir yumrukla yönetmiş 90 yaşındaki Mahathir Muhammed de var. Onun hakkında da “parlamenter demokrasiye zarar verecek eylem” iddiasıyla soruşturma açıldı! İhanet, darbe teşebbüsü gibi suçlamalar iktidara yakın çevreden medyada dile getiriliyor mu, bilmiyoruz? Ama medyanın hemen tamamının iktidarın denetiminde olduğu, muhalif medyanın yurtdışı adresli hizmet vericilerden yayın yapan internet sitelerine sıkıştığı bir model bu. Bütün bunların Batı’ya karşı yükselen Asyalı değerler arasında yer alıp almadığını insan merak etmiyor değil.

Petrol fiyatlarının düşmesiyle büyümesi yavaşlayan Malezya ekonomisi de, bu yolsuzluk ve isyana teşvik karşılıklı suçlamaları, sokak gösterileri ve bunlara karşı uygulanan polis şiddetiyle giderek büyüyen istikrarsızlığı besliyor. 1970 ile 1976 arasında ülkeyi yönetmiş ve bağımsız Malezya’nın ikinci başbakanı olmuş ünlü siyasetçi Abdülrazak Hüseyin’in oğlu olan Necip Rezak’ın seçimlerin normal tarihi olan 2018’e kadar iktidarda kalması normal koşullarda son derece şüpheli olurdu. Ama gözlemciler, kendisiyle büyük bir çıkar işbirliği içinde olan partisinin milletvekillerinin büyük kısmının, Rezak’ın düşmesiyle birlikte kendilerinin de sonlarının pek iyi olmayacağı korkusu içinde ona sarıldıklarını ve parlamento çoğunluğunu bu sayede koruyabileceğini iddia ediyor. Malezya’daki otoriter demokrasinin iktidar spazmları karşısında insan hakları savunucusu Malezyalı ünlü bir avukat, “hükümet halkına savaş ilan etti” yorumunu yapıyor.

Dikkat edilirse, bugün nedense artık kimse ve en başta Türkiye’de Müslüman çevreler Malezya modelinden bahsetmiyor. Bundan yirmi yıl önce olduğu gibi, Batı’ya karşı Doğu’nun otantik değerlerini savunarak, Batı’ya meydan okuyan, hem İslâmileşerek hem de büyüyen ülke olarak Malezya’yı örnek göstermeye Ahmet Davutoğlu acaba devam ediyor mu? Ve daha önemlisi, Malezya örneğinden hareketle, “ekonomik kalkınmanın gerçekleşebilmesi için dinin etkisinin azaltılarak modernizmin öne çıkartılmasını gerekli gören İslâm dünyasındaki yaygın kanaat(in) de iflas ettiğini” iddia etmeye devam ediyor mu?

Aslında Ahmet Davutoğlu’na haksızlık etmemek gerekir. Yolsuzluk iddiaları ve buna karşı iktidarın kullandığı yöntemleri, terörle mücadele adı altında yürütülen yaygın bastırma ve sindirme politikasını ve “halkına savaş ilan etme” ruh halini dikkate alınca, insan Malezya modelinin Türkiye’de uygulanıyor olduğunu pekâlâ savunabilir.