Anasayfa > Haftalık Yazılar > Silvan ve Yüzleşme Meselesi

Silvan ve Yüzleşme Meselesi

Cuma Çiçek

13 Kasım 2015

Bugün 11. gün. Diyarbakır merkeze 80 kilometre uzaktaki 105 bin nüfuslu Silvan ilçesinde Tekel, Konak ve Mescit mahallelerinde sokağa çıkma yasağı 11 gündür devam ediyor. İddialara göre şimdiye kadar 20 binden fazla insan evlerini, mahallelerini, mekânlarını bırakıp ilçeden göç etmek zorunda kaldı (Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın ilçede yaşanan hak ihlalleri raporu için link). Seçimden önce sekiz gün süren ve 21 sivilin ölümüyle sonuçlanan Cizre’deki sokağa çıkma yasağı ve ardından yükselen tepkiden sonra genel beklenti bu tür uygulamaların son bulmasıydı. Mevcut çatışmaların ve sokağa çıkma yasaklarının seçimlerden kaynaklı olduğu ve seçimlerden sonra son bulacağına dönük büyük bir umut vardı. Ancak seçimden hemen sonraki gün başlayan sokağa çıkma yasaklarıyla bu umutlar büyük bir darbe aldı. 

Bugün Silvan’da 11. gününe giren sokağa çıkma yasağı her şeyden önce şu gerçekle yüzleşmemizi zorunlu kılıyor: 7 Haziran sonrası çözüm sürecinin sona ermesi ve ardından çatışmaların başlaması ve 1990’ları aratmayacak ölçüde yoğunlaşması 1 Kasım 2015 seçimlerine indirgenecek bir mesele değil. 

AK Parti ve Yüzleşme Meselesi

Devlet açısından bakarsak asıl mesele Ortadoğu’da yükselen Kürt dalgası. 2013 Newroz’unda yapılan çağrı Türkiye’yi bu dalgayla yüzleşmeye ve bu dalgayı arkasına alarak yüzünü Ortadoğu’ya dönmeye davet ediyordu. AK Partiyi Diyarbakır’dan öteye Erbil ve Kobanî’yi kapsayacak şekilde Kürtlerle ilişkisini yeniden kurmaya çağırıyordu. Suriye’de Rojava’nın inşası, Türkiye’de anaakım Kürt Hareketi’nin gücünü ikiye katlaması, uluslararası alanda Kürtlerin hiç olmadığı kadar meşru bir aktör olarak tanınması, belli ki AK Parti hükümetinin, dayandığı koalisyon güçlerinin ve toplumsal tabanın içine sindirebildiği ve kabul edebildiği bir durum değil.   

Silvan kuşatması ve Cerablus’a kara hareketi düzenleme tartışmaları AK Parti hükümetinin yükselen Kürt dalgası gerçeğiyle yüzleşmeye niyetinin olmadığını, bu dalganın karşısında durmaya devam edeceğini gösteriyor. Ancak “Politik Kürt Bölgesinde” anaakım Kürt Hareketi hegemonik gücünü her geçen gün genişletip derinleştiriyor. AK Parti’nin beklenenden çok daha fazla bir başarı sergilediği 1 Kasım 2015 seçimlerinde bile HDP, 5 milyondan fazla nüfusun yaşadığı 11 ilde hegemonik bir güç olduğunu gösterdi. Üstelik yine 5 milyondan fazla nüfusun yaşadığı dokuz ilde de dikkate değer bir toplumsal desteğe sahip (Politik Kürt Bölgesinde HDP’nin gücü için link). Öte tarafta, Irak Kürdistan Bölgesi Pêşmerge kuvvetleriyle birlikte YPG-YPJ ve HPG güçleri Rakka ve Musul hattının tam ortasında bulunan Şengal bölgesini kurtarmak üzere. Özetle, Kürt dalgası gerçeği tüm gerçeği ve çıplaklığıyla ortada duruyor ve bu saatten sonra pek gerileyeceğe de benzemiyor.

Yukarıda saydığım iki dinamikten çok daha önemlisi, zaman ilerledikçe, kuşatma ve abluka altında büyüyen Kürt çocukları, bu Kürt dalgasını çok daha fazla büyütecek. Zira çok bilinmesine rağmen hatırlatmakta fayda var: 40 yaş üstü kuşaklar ile 40 yaş altı kuşakların politik tercihlerinde radikal farklılıklar var. 12 Eylül’den bu yana kuşatma ve abluka altında büyüyen ve bugün 40’larını geçmemiş Kürt kuşakları çok daha radikal ve politik tercihleri Kürdî ve Kürdistanî siyasetten yana. Silvan’daki gençlerin sesinin yansıdığı ve sosyal medyada dolaşan videolar bu gerçeği tüm çıplaklığıyla gösteriyor. 1990’lı yıllarda yükselen Kürt muhalefetiyle yüzleşemeyenler, bugün demokratik, sivil ve legal siyasete inancını yitirmiş, şiddeti bir siyaset aracı olarak kullanan gençlerle yüzleşmek zorunda kalıyorlar. 

Anaakım Kürt Hareketi ve Yüzleşme Meselesi

Öte yanda, ana-akım Kürt Hareketi’nin de yüzleşmek zorunda olduğu en az üç gerçek var: İlki, AK Parti gerçeği ve onun dayandığı muhafazakar, İslamcı, milliyetçi, neo-liberal sağ toplumsal destek. Başka bir ifadeyle Türkiye’deki merkez-sağ siyasetin hakimiyeti. 1950 yıllarından bu yana yapılan seçimler bu toplumsal grupların %60-65 bandında oy aldığını gösteriyor. Bugün AK Parti tarafından temsil edilen bu toplumsal kesim ülke ölçeğinde hegemonik bir bloğu oluşturuyor. 

Üstelik AK Parti Türkiye genelinde olduğu gibi 20 ilden oluşan Politik Kürt Bölgesinde de hegemonik bir güç (detaylı bir analiz için link). Bu bölgedeki seçmenlerin yaklaşık yarısı AK Partiyi destekliyor. 

Ana-akım Kürt Hareketi’nin yüzleşmesi gereken ikinci husus şu: Türkiye’de Kürtlerin temsil ettiği muhalefet dışında dikkate değer bir demokratik muhalefet gücü yok. Türkiye’de mevcut durumda AK Parti ve MHP tarafından temsil edilen sağ siyaset içinde demokratik bir hareketten söz etmek çok zor. Öte yandan, CHP sol demokratik bir hareket olmaktan çok uzak. Daha çok laik-muhafazakar, milliyetçi, liberal bir sağ hareketi temsil ediyor. Üstelik Kürt meselesinde AK Partinin söyleminden öteye sunduğu bir çözüm planı yok. 

Bu iki husus dikkate alındığında, anaakım Kürt Hareketi eğer Kürt meselesine bir iç çözüm/siyasal çözüm bulacaksa, bunun karşı taraftaki ana muhatabı AK Partide temsilini bulan muhafazakâr, İslamcı, milliyetçi, neo-liberal sağ siyaset olacak. Anaakım Kürt Hareketi bu gerçekle yüzleşmek zorunda.
Son olarak, ana-akım Kürt Hareketi toplumsal tabanını oluşturan orta-sınıflarla yüzleşmek zorunda. Son seçimlerde ve özellikle de hendekler ve öz-savunma meseleleri etrafında sürdürülen tartışmalarda dikkate değer ölçüde bir orta-sınıf düşmanlığı ortaya çıktı. 1999 yılıyla birlikte başlayan yerel yönetim deneyimiyle birlikte ana-akım Kürt Hareketi kentleşti, legalleşti ve kurumsallaştı. Bu üç dinamik ana-akım Kürt Hareketi içinde ora sınıfların ağırlığını artırdı. Bu anlamda bugüne kadar Kürt muhalefetinin yükünü sırtlamış alt-sınıfların hareket içinde güçlenmesi, bunun için hem ideolojik ve politik söylem düzeyinde, hem politik amaçların formülasyonu düzeyinde, hem de kurumsallaşma ve mobilizasyon süreçlerinde yenilenmelere ihtiyaç var. 

Bununla beraber, Politik Kürt Bölgesi’ndeki mevcut hegemonyanın inşasında orta-sınıfların merkezi bir pozisyonunun olduğunu hatırlatmak gerekir. Bu anlamda mesele orta-sınıfların bertarafı değil, alt ve orta sınıf koalisyonuna dönüşen anaakım Kürt Hareketi’nin kendi iç iktidar ilişkilerini alt-sınıflar lehine yeniden kurması. 

Kürt meselesinin Silvan yolundan mı gideceği yoksa yeniden müzakere masasına dönülerek barışçıl demokratik bir yol mu izleyeceği büyük oranda bu yüzleşmelerin ne düzeyde gerçekleşeceğine bağlı.