Anasayfa > Haftalık Yazılar > Sağın Başkanlığa Çekimi/Çekilmesi

Sağın Başkanlığa Çekimi/Çekilmesi

Sezin Öney

02 Mart 2016

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, siyasi gücü tekelleştikçe, “tek adamlaştıkça”, başkanlık sistemine olan kişisel eğiliminin arttığı gibi bir kanaati sık sık duyuyorum. Oysa, Erdoğan daha 2003’te, yani başbakanlığının başındaki röportajlarından birinde, “Başkanlık sisteminin siyasi arzusu olduğunu” dile getirmişti.[1] Erdoğan’ın Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak Türkiye’nin liderliğinde olduğu 13 yılın sonucundaysa, “başkanlık sistemine geçmek veya geçmemek-işte bütün mesele bu” gibi bir kritik dönüm noktasında bulunuyoruz.

Türkiye siyasi tarihinde, sağ çizgideki ‘başkanlık sistemi tutkusu’ malum.

Örneğin şu sözleri ele alalım: 


“...milli bünyemize ve şartlarımıza uymayan, temeli Avrupa’nın liberal ve sosyal demokrasisine dayanan bugünkü anayasayı baştan sona değiştirecek, milli demokrasiyi [kuracağız]...parlamenter hükümet sistemi yerine Başkanlık Sistemi’ni getireceğiz. Bu sistemde, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık yetkileri tek bir şahısta toplanacak, temelinde otorite, güven, disiplin olan bir hükümet doğacaktır...Böylece...Devlet’i, demokrasi’yi, anayasa’yı, Türkleştirmiş, millileştirmiş olacağız”.[2]  

Bu satırların yazarı, Alparslan Türkeş, yıl 1975.

1977’de Necmettin Erbakan’ın lideri olduğu Milli Selamet Partisi’nin seçim beyannamesindeki başlıca vaat, “başkanlık sistemine” geçilmesi.[3]

Turgut Özal da, 1992’de, Cumhurbaşkanlığı döneminde, Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) tarafından yayımlanan Görüş dergisinde, Türkiye dünyada “ilk 10-15 ülke arasına girmek istiyorsa”, “başkanlık sisteminin şart olduğunu” öne sürmüştü.[4] Çok benzer şekilde, Süleyman Demirel de, kendi Cumhurbaşkanlığı döneminde, 1998’de, Türkiye için “başkanlık sisteminin ‘şart’ olduğunu” savunmuştu.[5]

Hatta Demirel, Cumhurbaşkanlığı ertesinde, 28 Temmuz 2002’de de, “seçimlerin çok parçalı idari yapıyı ortadan kaldırmaması halinde başkanlık sistemine gidilmesi gerektiğini” ifade ediyordu.[6] Bu son örneğin de gösterdiği üzere, ‘Başkanlık Sistemi’, Türk sağı için dönem dönem depreşen, kimi zaman fazla gündeme gelen, ancak onlarca yıldır var olan bir ‘ülkü’. Kaldı ki, bu verdiğimiz örnekler, bahsi geçen liderlerin politik hayatlarından rastgele seçilmiş birkaç tanesi. Genel olarak baktığımızda, başkanlığın neden ve nasıl Türkiye’nin sağ ideolojilerinde yer edindiği önemli bir soru: her liderin gönlünde yatan başkanlık farklı mı, benzer mi? Türkiye sağı için başkanlık vazgeçilmez mi, yoksa dönemsel olarak liderlerin kişisel tutkuları, partilerinin önüne mi geçiyor? Daha birçok soru var “başkanlık ve sağ” ikilisine ilişkin ortaya atılabilecek.

Günümüzdeki başkanlık tartışmalarına baktığımızda, CHP ve HDP, gerek partiler gerekse de seçmenleri bazında, tercihlerini kesin olarak parlamenter sistemden yana koyuyor. MHP seçmeni de ağırlıklı olarak başkanlık sistemine destek vermeme eğiliminde. Metropoll’un Şubat 2016 tarihli “Türkiye’nin Nabzı” araştırmasına göre, CHP seçmeninin yüzde 92,7’si ve HDP seçmeninin yüzde 84,3’ü başkanlık sistemini istemiyor. MHP seçmenininse, yüzde 80,4’ü başkanlığa “hayır” deme eğiliminde. AKP seçmeninin yüzde 81’i ise, başkanlığı onaylıyor.

Bu tablo devam ederse, başkanlığın gerçekleşmesini sağlayabilecek seçmenler ağırlıklı olarak AKP’ye ve bir kısım da MHP’ye oy verenler.

Bu durumda, başkanlık sağ seçmeni, gerçekten bir seçim yapmaya zorlayacak: İdeolojik olarak sağ liderlerin zaman zaman dile getirdiği başkanlık arzusunu, tabanlar ne kadar benimsiyor?

Öngörüm, başkanlık tartışmasının, Türkiye sağını şu veya bu biçimde yeniden şekillendireceği: Sağ siyaset, ya başkanlık sisteminin gerçekleşmesi yoluyla zorunlu olarak dönüşecek veya gerçekleşmesine izin vermeyen başlıca politik çizgi olarak kendini dönüştürecek.

Seçmen için Yol Ayrımı

Erdoğan, ilk kez (sağ siyaset başta olmak üzere), tüm Türkiye’nin önüne, “Başkanlık mı, değil mi” seçeneğini somut biçimde koyan politikacı. Başta belirttiğim gibi, bu fikir onlarca yıldır siyasette dönüp duran bir konu; ama geçmişte, seçmenlerin birçoğu için Başkanlık tartışması, kendi sandık davranışlarını etkileyecek ağırlık ve boyutta bir konu değildi. Diğer bir deyişle, sağ çizgide, özellikle ideolojik perspektiflerle ilgilenenler ve siyasetteki liderlik kadroları dışında, başkanlık tartışması hayatlara değmiyordu.

Şimdiyse, başkanlık konusu, politikanın başlıca gündem maddelerinden biri ve hatta günlük tartışma konularımızdan; yani hayatımızın tam orta yerinde.

Metropoll’un aylık olarak gerçekleştirdiği “Türkiye’nin Nabzı” araştırmasında olası bir başkanlık sistemi referandumunda tercihin nasıl olacağı, 2012 yılından beri soruluyor. Bu verileri kullanarak, son yıllarda, başkanlık fikri ile seçmenin arasının nasıl olduğunu inceleyelim:

Haziran 2012’deki verilere baktığımızda, başkanlığa yüzde 43,2 oranında ‘Evet’ diyen bir kamuoyu profili söz konusu. Sistem değişikliği desteğine paralel olarak aynı dönemde Aralık 2011’de, o dönem başbakan olan Erdoğan’ın destek oranının da, yüzde 71,1 seviyesinde olduğunu görüyoruz. O dönem hangi siyasi olaylar gündemdeydi şöyle bir göz gezdirelim: Kürt Sorunu’na ilişkin müzakere ve çözüm sürecinin ilerlemesi, Leyla Zana ile Erdoğan’ın görüşmesi gibi sembolik olayların gerçekleşmesi ve Bingöl-Muş Karayolu’nda ‘33 Er” olayına benzetilen tarzda büyük çaplı bir PKK saldırısı gerçekleşmesi ve 9 askerin öldürülmesine rağmen sürecin sekteye uğramaması söz konusuydu. Haziran 2012’de tam Erdoğan ve başkanlık sisteminin popülaritesi zirve noktadayken; Suriye, Türkiye’nin bir savaş uçağını da düşürmüştü. Öte yandan, aynı yıl, Mavi Marmara Davası’nda ‘İsrailli generaller’, Balyoz ve Ergenekon Davaları’nda da Türk Silahlı Kuvvetleri üyeleri yargılanıyordu.

Bir yıl sonra, Haziran 2013’e gelindiğinde ise, başkanlık sistemine destek yüzde 30,9’a düşmüştü. Bu noktada etkili olan, kuşkusuz ki Gezi Protestoları ve Erdoğan’ın bu gösterilere karşı verdiği tepki. Daha da ileri giderek, başlangıçta protestolar ve verilen reaksiyonun, ‘başkanlığın olumsuzluğu ve kabul edilemezliği’ üzerine bir toplumsal konsensusun oluşmasına neden olduğu da iddia edilebilir kanımca. Daha az iddialı ifade etmek gerekirse de, başkanlık sistemine olan destek zaten düşüşteyken (Aralık 2013-Nisan 2013 arası yüzde 36-35 arası), Gezi döneminde ‘çakılıyor’.

Gezi Etkisinin Uzun Vadeli Sonuçları

Haziran’da Erdoğan’ın sert ve uzlaşmaz tavrının bir ‘toplumsal şok’ yarattığı, Erdoğan’ın kişisel gücünün artmasına toplumsal itirazın popülerleştiği bir dönem yaşandığını öne sürebiliriz. Ancak hemen ertesinde, Gezi’nin bir ‘kalkışma’, ‘kendisine karşı bir darbe girişimi’ olduğundan kaynaklandığı tezini ‘pazarlamasının’ başkanlığa desteğin yeniden bir çıkış yapmasına neden olduğu iddia edilebilir: Ağustos 2013’e gelindiğinde, başkanlık sistemine destek oranının (Haziran 2013’e göre 8 puan artarak) yüzde 38,8’e çıktığını gözlüyoruz.

Evet, Haziran-Ağustos arası, Erdoğan’ın siyasi çizgisinde hızlı bir toparlanma yaşanıyor. Kendisine ve başkanlık sistemine olan destek, kesin bir düşüşten göreceli bir toparlanmaya geçiyor. Ancak, Metropoll verilerine göre, başkanlık sistemine desteğin, Gezi Protestoları sonrasında, yüzde 30’ları hiç aşmadığını görüyoruz.

Gezi’den sonra, ikinci bir kırılma noktasının, yolsuzluk soruşturmaları dönemi, 17-25 Aralık 2013 olduğu söylenebilir. Bu dönemde, Erdoğan’ın bir lider olarak desteği ve başkanlık sistemine olan destek ikinci ‘kalıcı örselenmeyi’ yaşıyor. Erdoğan’ın kişisel desteği, “Gezi-17/25 örselenmeleri” ertesi kalıcı olarak demirleyeceği ortalama olan yüzde 40-43 bandına oturuyor. Evet, Erdoğan’ın dönemsel olarak desteğinin yüzde 50 civarına yaklaştığı zamanlar var. Örneğin, 2014 genelinde Erdoğan’ın desteğinin ortalaması, yüzde 43.

Bu oran, 2015’teyse, yüzde 40. Dolayısıyla, Erdoğan’ın yüzde 60-70 civarı destek aldığı 2011 gibi dönemlerin ‘tarih olduğunu’ (kendisi açısından ‘mucizevi’ bir değişim olmazsa) söyleyebiliriz. Üstelik Erdoğan’ın destek oranının Mart 2015-Kasım 2015’te sürekli yüzde 37-38 arası seyrettiğini vurgulamakta yarar var: peşpeşe seçimlerin kampanya dönemleri, Erdoğan’ın yakın siyasi tarihinin “en popülariteden uzak olduğu” zamanlar.

Kasım 2015 sonrası Erdoğan, popülaritesini yeniden 43-47 aralığında zigzaglar çizen seviyeye çıkarıyor. Bu çıkışta, siyasi güç-popülarite arasındaki ilişki etkili görünüyor; siyasi gücün gövde gösterisi, daha fazla gücü çağırıyor. Burada kastım şu: Erdoğan’ın ‘güçlü ve gücünü sertçe ortaya koyan lider’ imajının son yıllardaki ağırlığını göz önünde bulundurursak, AKP’nin seçim başarısıyla ‘dönüşü’, toplumda, “liderin de bir yere gitmeyeceği-dolayısıyla köstek yerine destek olmanın daha mantıklı olduğu” psikolojisini doğurmuş olabilir. Ancak dikkat çekici olan şu: Erdoğan’ın popülarite seviyesi ile AKP’nin oy oranı birebir uyuşmuyor. Erdoğan, Gezi-17/25, ‘meşum 2013’ ertesi, en fazla AKP’nin Haziran ve Kasım 2015 seçimlerindeki oy oranlarının ortalamasına yaklaşabilen destek oranlarına ulaşabiliyor. Geneldeyse, AKP’nin 2015 seçimlerindeki oy oranının oldukça altında (ortalama 7-10 puan kadar) destek alabiliyor. Buna karşılık, AKP, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun deyişiyle “efsanevi lideri Erdoğan” olmadan yapabilir mi?

Başkanlığın Sırrı: Sağ Konsolidasyon

Başkanlık sistemi onaylarına ilişkin verilere geri dönelim: Metropoll’un Şubat 2016 araştırmasına göre, başkanlık referandumunda ‘Evet’ diyeceklerin oranı, yüzde 39,4. Kasım 2015’te, yüzde 36,7 olan bu oran, Ocak 2016’da ise yüzde 38,3’e çıkmış. Oysa, Şubat 2015 ve Ekim 2015 arasına dönersek, başkanlığa destek yüzde 31-32 arası değişiyor. Diğer bir deyişle, Gezi dönemi seviyelerine iniyor.

Bundan sonra ne olabilir? Yazının başında öne sürdüğüm gibi, şu aşamada, Türkiye’de sistem değişikliği yapılması ve başkanlığa geçilmesinin mümkün olması, sağ seçmenin neredeyse tamamen AKP’ye kaymasına bağlı. Erdoğan’ın son dönemdeki milliyetçiliği daha da ön plana çıkaran çizgisi, Kürt sorununun yok sayılması, buna karşılık “PKK karşıtı savaş” projeksiyonunun en sert biçimde, sivillerin canına kasteden biçimde uygulanması ile başkanlığa desteğin konsolidasyonu doğrudan ilintili görünüyor. Peki, sağı başkanlık için konsolide etme projesi, AKP ve MHP başta olmak üzere sağ seçmeni nasıl etkiliyor? Gelecek yazıda da, bunu sorgulayacağız.


[1] “Erdoğan: Başkanlık Sistemi Benim Arzumdur”, Hürriyet, 21 Nisan 2003. (link)

 

[2] Alparslan Türkeş, Temel Görüşler, Dergah Yayınları, 1975, s. 147.

[3] Milli Selamet Partisi, Seçim Beyannamesi, 5 Temmuz 1977 Seçimleri, s. 89 (link).

[4] Turgut Özal Mülakatı, Görüş, TÜSİAD, No: 5, Eylül-Ekim 1992, s. 12-24.

[5] Edip Ali Yavuz, “Başkanlık Sistemi Şart”, Zaman, 25 Mart 1998 (link).

[6] “Demirel, Başkanlık Sistemi Önerdi”, NTV, 28 Temmuz 2002, (link).