Kasvet

Murat Belge

14 Mart 2016

Yeni bir patlama. O gün, o saat ve dakikada orada olduğu için hayatını hazırlıksız terketmek zorunda kalan yeni insanlar. 

Kasvet, yarının bugünden daha kötü olacağı sezgisiyle koyulur, koyulaşır. Tayyip Erdoğan’ın dümen tuttuğu Türkiye’de yarının bugünden kötü olması, “sezgi” değil, “bilgi” haline geldi.

“İntihar bombacısı”, “savaşın batıdaki kentlere taşınması”, şiddetin günlük tayın haline gelmesi… Bunları düşünürken Diyarbakır’dan gelen arkadaşım aylardan beri orada yaşadıklarını anlatıyor. Tek kelimeyle korkunç!

Belli ki zaten amaç da bu: Korkunç olması.

Peki bu şiddet, tanklar toplar, tek-taraflı bir siyasi kararın sonucu mu? Yani, bir neden yokken girişilmiş bir sindirme harekâtı mı? Böyle olduğu da söylenemez. Bildiğimiz dünyanın herhangi bir yerinde bir “devlet” için kabul edilemez olan bir “özerklik ilânı”, bunun “hendek” kazarak somutlaştırılması v.b.

Bu sorunun bu bölgede yarattığı, özellikle de on ilâ yirmi yaş arasında gençlerde kendini gösteren yaygın “isyan” duygusunu biliyoruz. Bu direnişin aylardır sürebilmesinin açıklaması da sanırım burada. Zaten PKK’nın kendi kadrolarından fazla bir kayıp vermediği söyleniyor. Sonuç olarak orada da bir “savaş iradesi” var.

Bildiğimiz, kimbilir kaç kere söylediğimiz şeyler: bir devletle bir direniş hareketini “eşit” ağırlıklarmış gibi terazinin iki kefesine koyup tartamazsınız. Devletin, devlet olduğu için, uyması gereken sorumluluklar vardır v.b. PKK’nın davranışları devletin gösterdiği şiddetin derecesini böylesine artırmasına yol açmamalıdır – eğer bu toplumda Türkler’le Kürtler’in bir arada, iç içe yaşamasını istiyorsak… Bunlar tamam. Ama, sonuç olarak, iki tarafta da savaşı, şiddeti hayatın merkezine koyan çarklar gitgide daha fazla belirleyici oluyor ve silâhlar patlarken barışın konuşulamayacağı olgusuyla bir kere daha yüz yüze geliyoruz. 

Dünyanın mantığı değişmiş değil: elli yılda gıdım gıdım kurduğun, oluşturduğun barışı, dostluğu elli saniyede unufak edebilirsin. Bugün bu toplumda bu süreci yaşıyoruz. Sur’daki, Cizre’deki, fotoğraflarını gördüğümüz harabeye dönmüş binalar, yalnız fiziksel değil, aynı zamanda manevi bir tahribatı haber veriyor. O binaları onarır ya da yerlerine TOKİ kuleleri kondurursunuz. Öbür tahribatı ne yaparsınız, bilemiyorum.

Oradaki o yıkıntının kendi iktidarını sağlamlaştıracağına inanan biri var. Onun için bu yıkıntı daha bir süre devam edecektir. Sonunda bir gün, enkazın, molozun, sağlam bir temel olamayacağı gerçeği bu gidişi başlatanlara da kendini gösterecektir. Ama ne zaman? Yıkıntının hangi aşamasında? 

Onun için…

Kasvet!