Anasayfa > Haftalık Yazılar > Panama Belgeleri Işığında Kleptokrasi

Panama Belgeleri Işığında Kleptokrasi

Evren Balta

05 Nisan 2016

Malumunuz Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) Wikileaks’in bugüne kadar yayımladığı belgelerin 1500 katı büyüklüğünde bir belge ifşaatı yaptı ve Panama'da kayıtlı bir hukuk firması olan Mossack Fonseca’nın 40 yılı aşkın süredir tuttuğu toplamda 11,5 milyon dokümanı dünya ile paylaştı. 

Panama Belgeleri adı verilen bu dokümanlarda İzlanda, Pakistan, Suudi Arabistan, Ukrayna, Birleşik Arap Emirlikleri, Arjantin, İngiltere, Azerbaycan, Suriye ve Rusya’dan pek çok siyasetçinin adı geçiyordu. Hesaplar finansal hareketliliğin özellikle 1990’lı yılların sonunda arttığını ve 2005 yılında zirveye ulaştığını gösteriyordu. Belgelere göre örneğin sadece Rusya devlet başkanı Putin (ve çevresi) tarafından (ve sadece bu şirket aracılığıyla) yapılan para transferi 2 milyar doları geçmekteydi.

Bu rakamlar elbette buzdağının sadece görünen kısmı. Sadece bu firma ile iş yapan bazı ülkelerin verilerini önümüze seriyor. Üstelik bu şirket söz konusu ülkelerin iş yaptığı şirketlerden sadece biri. Hesapları hakkında bilgi sahibi olmadığımız, Mossack Fonseca gibi yüzlerce şirket var. Dolayısıyla akıl almayacak kadar büyük paralar mevzu bahis. Anlaşılan o ki, ülkelerinin milli servetine el koyan siyasetçilerin kişisel zenginleşme öyküleri şirketlerin öyküleriyle iç içe geçmiş. Üstelik bu zenginleşme öyküleri bir zamanların ufku ve kesesi dar siyasetçilerinin yolsuzluk öyküleri gibi de değil. Yani “herkes çaldı, o da çalsın” durumuna benzemiyor. Bir ülkenin bütün geleceğine bilfiil el konmasından bahsediyoruz. Küresel finans sisteminin etrafından dolanan ve mevcut dengeleri alt üst eden bir para ağından bahsediyoruz. Siyasal sistemin bütün yapısının bu büyük yağmayı örtmek etrafında yeniden şekillenmesinden bahsediyoruz.

Örneğin Transparency International, yolsuzluğun Rusya ekonomisine yıllık maliyetinin 300 milyar dolar civarında olduğunu hesap ediyor. Bu para neredeyse orta büyüklükte bir ülkenin milli gelirine eşit. Rusya’nın her yıl eğitim, sağlık ve tarıma ayırdığı yaklaşık 8 milyar doların tam 37 katı. Sıradan insanın iyi bir eğitim, sağlık ve yaşam hakkına sahip olma fırsatı siyasal rejim tarafından “büyük Rusya ve ulusal birlik” süsü ile fiilen çalınmakta.

***

Karen Dawisha kendi siyasal varlığını ülkenin kaynaklarını yağmalamak üzerinden inşa eden bu tarz rejimlere otokrasi bile denemeyeceğini belirtir. Dawisha, Rusya örneği üzerinden giderek Batı’nın Rusya Federasyonu’nda başarısız olmuş bir demokrasi ve yükselen bir otoriteryanizm hikâyesi görmesinin, gerçekte bu rejimin ana karakterini anlamamızı engellediğini iddia eder. Ona göre Putin rejimi ne yarım kalmış bir demokrasi ne de giderek güçlenen bir otokrasidir, bilakis her ikisinden de bazı özellikleri taşıyan ama ikisi de olmayan bir kleptokrasidir (yağma rejimi).

Rusya’da rejim tıpkı bütün kleptokratik rejimlerde olduğu gibi kendi devamlılığını iktidarın sürekliliğiyle sağlar. İktidarın sürekliliği siyasal elitin yağmalama hakkının güvencesi olduğu gibi geçmişte yaptığı yağmalardan dolayı cezalandırılmayacak olmasının da temel mekanizmasıdır. Bu süreklilik, hukukun ve medyanın tam kontrolüne bağlı olduğu kadar; iktidar blokunun kendi içinde sistematik bir tehdit ve ödül mekanizması inşa etmesine de bağlıdır. Kendi dava arkadaşlarını yağma çarkının içine almak, o çarktan bir daha çıkamamalarını sağlamak rejimin sürekliğinin anahtarı olarak iş görür.

Dawisha’ya göre yağma ekonomisi üzerinden dönen bu sistemin içsel yapısı tek bir kişinin başka herkesin aleyhine güçlenmesine; kurumların yok olmasına; talimatların hukukun yerini almasına ve her şeyden önemlisi paranın bütün değerleri kontrol etmesine yol açacaktır. Bu sistem/rejim demokrasiyi taklit ederken ana hedefinden asla sapmaz: iktidar bloku ve onun etrafındaki halka ülkenin kaynaklarını tarumar eder. Bir diğer deyişle demokrasinin sınırlanması, iktidarın merkezileşmesi ve büyük güç olma söylemlerinin temelinde demokrasinin olgunlaşmamış olması değil, “yağma ekonomisini” devam ettirme arzusu yatar. Üstelik bu sadece bir arzu değil, bir yükümlülüktür de. Çünkü boğazına kadar suça batmış siyasal rejim ve onun etrafındakiler tökezledikleri anda batacaklarını bilirler.

Dawisha’ya göre Rusya’ya özgü görünen bu iktisadi ve siyasi yapı esasen Rusya gibi pek çok ülkeyi etkisi altına alan yeni bir durumun sonucu olarak okunabilir. Küreselleşmenin finans alanında yarattığı imkânlar ve paranın denetimsiz bir biçimde küresel dolaşıma girebilmesi siyasal elitlere ulusal siyasal denetim mekanizmalarından kaçabilme imkânı sağlamaktadır. Ülkenin siyasi/iktisadi elitleri ülke kaynaklarını yağmalarken, uluslararası piyasaları da istikrarlı ve öngörülebilir biçimde vergi kaçırma, para saklama ve/veya yatırım amaçlı olarak kullanabilmektedir.

Dawisha bu durumun ulusal kapitalist sınıfların gelişmesinin önkoşulu olan “adalet mülkün temelidir” ilkesinin ulusal düzeyde lüzumsuzlaşmasıyla sonuçlandığını belirtir. Nitekim yurt çapındaki fiili hukuksuzluklar ile bir yandan ülkenin kaynakları tarumar edilirken, diğer yandan offshore hesaplar (ve başka ülkelerin hukuki mevzuatları) aracılığıyla bu kaynakların yurtdışında istikrarlı ve öngörülebilir biçimde elde tutulması sağlanır; böylelikle diktatörlükten demokrasiye geçişi sermaye sahipleri için arzu edilir kılan hukukun üstünlüğüne ve mutlak/dokunulmaz mülkiyet hakkına duyulan gereksinim de büyük oranda ortadan kalkmış olur.

***

Tam da bu noktada belki de şu soruyu sormak gerekiyor: Bugün çeper ülke siyasetçilerinin küresel siyasal iktisada son derece kârlı fırsatlarla dahil olmalarını sağlayan bu mekanizmanın ömrünü doldurduğu yeni bir döneme mi girdik? Panama belgelerinin sızdırılması (veya Rıza Sarraf’ın yargılanması) kendi varlıklarını yasadışı bir uluslararası para ağına dayandıran ulusal siyasal elitlerin artık küresel kapitalist sistem nezdinde (ABD’nin finansal hegemonyası açısından) acilen baş edilmesi gereken birer istikrarsızlık unsuru haline geldiğinin işareti olarak okunabilir mi? Özellikle 2000’li yıllarda serpilen bu iktisadi mekanizmalar ve onlarla bağlantılı olarak ortaya çıkan siyasi rejimler bir süredir “cari” hale gelen bu yeni denetim dalgasına direnebilecekler mi?

Sanırım önümüzdeki dönemin ana soruları ve gerilimi bu olacak.

Bu gerilime Putin rejimi şimdilik bütün bu iddialarla hedeflenenin, 18 Eylül'deki parlamento seçimleri ve iki yıl sonraki başkanlık seçimleri öncesi Putin’i itibarsızlaştırmak olduğunu belirterek yanıt verdi. Dış kaynaklı komplo ve darbe girişimlerine atıfla rejimi savunmak bu rejimlerin ulusal alanda ömürlerini uzatsa da, uluslararası sistemdeki “meşruiyetlerini” daha ne kadar koruyabilecekleri meçhul.

Yakın gelecekte bu rejimlerin ya tamamen agresif bir içe kapanma süreci yaşamak ya da eski yağmacı elitleri bir iktidar değişikliği ile temizleyerek uluslararası statükoya geri dönmek dışında seçenekleri olmayabilir.

Ama her iki seçeneğin de neler getireceği ve hangi araçlarla geleceği meçhul.