Anasayfa > Haftalık Yazılar > Kara Kırmızı Balıklar

Kara Kırmızı Balıklar

Derviş Aydın Akkoç

15 Mayıs 2016

Gündelik hayatın çemberini kırmak için -en yalın anlamıyla- gitmek şart: Mevcut ilişkileri geride bırakmak, yola düzülmek, adımlamak. Fakat burjuva toplumunda insan olduğu yere zincirlenmiş; işbölümü addedilen ucube düzen insanı bedenen ve manen esir almıştır. “Hareket özgürlüğü” söylemi de yığınla nedenden, özellikle de iktisadiyattan ötürü kalbura çevrilmiş halde. Sinirlerdeki yıpranmalar biraz da kıpırdayamamak, hareket edememekle alakalı: Hep aynı istikametlerle, aynı sokaklarla, aynı otobüs duraklarıyla, aynı yüzlerle, aynı haberlerle, aynı eşyalarla karşılaşmak, zamanla bu karşılaşmaları kanıksamak, donuk ve boğuk bir varoluşu sürdürüp gün aşırı yaşlanmak... 


***

Zincirlerden silkinememek hususunda günah sadece maddi hayatın kaidelerinde değil tabii. İnsanın zihni de bir tür zindana dönüşmüş vaziyette. Korkular, kaygılar da cabası. Çekip gitme bahsinde Samed Behrengi’nin Küçük Kara Balık’ı nasıl da cesur bir balıktır. “Sığ sularda gidip gelmekten”, başı sonu belli bir ırmağa mahkûm yaşamaktan sıkılmıştır. İçinde yaşadığı dünyaya, “gitme” diye yalvaran annesine kafa tutar:

“Gitmek istiyorum. Irmağın bittiği yeri merak ediyorum anne, aylardır kafamı kurcalayıp duruyor bu. Irmağın bittiği yeri öğrenmeliyim. Geceleri uyku uyuyamıyorum. Kararımı verdim, çıkıp gitmek, dünyada ne olup bittiğini görmek istiyorum. Yaşlı balıkların yakınıp durmaları, yaşamı anlamsız bulmaları beni çok düşündürdü. Yaşam bu daracık suyun içinde sabahtan akşama kadar gidip gelmek mi? Ölene kadar hep bunu mu yapmak zorundayız? Yoksa bu dünyada başka türlü bir yaşam da var mı? Ben bunu öğrenmek istiyorum. Bildiğim tek şey, günlük dolaşmaların artık beni sıktığı. Hep budala bir balık olarak kalmak, yaşlanıp ölmek istemiyorum.”[1]

Sonuçları her ne olursa olsun kararını vermiştir Küçük Kara Balık. Annesinin “dünya dünya diye tutturmuşsun, o da ne demek” itirazına kulak asmaz zira ırmağın sonu oradadır, sonun ardında da yeni bir başlangıç, bambaşka bir dünya, hatta dünyalar vardır. Olası tehlikeleri, yani pelikanlara, karabataklara yahut diğer balıklara yem olma ihtimalini göze almıştır. Farklı diyarlarda “yabancı” olmak da dert değildir: “Yalnız düşünmekle olmaz ki, yola çıkmalıyız. O zaman bütün korkularınız yok olup gider.” Ölüm korkusu da dahil olmak üzere tüm korkuları dağıtan eylemin kendisidir. Atılan ilk adımla beraber kaygılar çözülüp dağılır.

Öğrenmenin hazzını yaşamak için bile olsa yuvasını, annesini terk eder Küçük Kara Balık: “Annemin yanından ayrıldığımdan bu yana ne kadar çok öğrendim.” Yola çıkmaya ayarlanmış kuvvetli arzu, dönüp geriye bakma zayıflığının da üstesinden gelmiştir. Karşılaştığı hiçbir zorluk karşısında tek bir kez olsun şikâyet etmez, neden sorusunu gündeminden çıkarmış gibidir. Atlatılan her zorluk Küçük Kara Balık’ı daha da güçlü kılar.

***

Küçük Kara Balık masalını Samed Behrengi, Nine Balık’ın ağzından anlatır. Uyku öncesinde binlerce yavrusunu ve torununu etrafına toplamıştır Nine Balık. Ama masal bitmemişlik duygusuyla sonlanır; Küçük Kara Balık’ın akıbeti bilinmez; bir karabatakla kapışır, kurtulur ve sonsuz denizde onu bir daha gören olmaz... Yavru balıklar masalın devamı için ısrar ederler ama “uyku vakti” gelmiştir, binlerce balık uykuya dalar, biri hariç: “Yalnızca Küçük Kırmızı Balık’ın gözüne uyku girmedi. Bütün gece boyunca da hep denizleri düşündü, düşündü...”

***

Kimi didaktik taraflarına rağmen, ütopik dürtünün masal formunda kendini ifade ettiği nadide eserlerden Küçük Kara Balık. Sınırlarla çevrelenmiş, mütemadiyen aynı ırmak boyunca gidip gelen, banka kuyruklarında, devlet dairelerinde harap olan; ofislerde, fabrikalarda sermayenin çivileriyle delik deşik olmuş, her an biraz daha hasar alan, gerçeklik zindanlarından bir türlü çıkamayan modern insanlık esasında bir balık sürüsünden farksız. Ama neyse ki, hâlâ söz ve öğüt dinlemeyen, tutkularından taviz vermeyen, yeni dünya düşleri kuran ve bu düşler uğruna gece gözüne uyku girmeyen Küçük Kırmızı Balıklar da var; sığ sularla yetinmeyen, açık deniz hayalleriyle kavrulan, kendi hikâyelerini yazmak isteyen kara kırmızı balıklar...
[1] Samed Behrengi, Toplu Masallar, çev. Ayşe Uygunerler, İstanbul: Su Yayınları, 2016, s. 13.