Anasayfa > Haftalık Yazılar > Mahalledeki AKP

Mahalledeki AKP

Barış Özkul

15 Temmuz 2016

Geçen hafta Tarhan Erdem, Türkiye’deki seçimlerin bundan böyle meşru sayılamayacağı anlamına gelen bazı şeyler söyledi. Hukukî meşruiyet, hiçbir zaman, bu toplumun yürekten benimsediği bir ilke olmadı. Ama Kemalizm, göstermelik de olsa, bir hukukî meşruiyet görüntüsü vermeye mecburdu: Siyaseten ikna edemediği kitleleri kanunla, mevzuatla, tüzükle yola getirmekle mükellefti. Kemalist azınlık diktatörlüğü yerini çoğunluk diktatörlüğüne bıraktıkça, alışıldık meşruiyet kavramı da tepetaklak oldu. Cumhurbaşkanı, uzun süredir, bizzat yaptığı yetki aşımlarının yanısıra, “mevzuatı boşverin” özlü sözünden de anlaşılacağı gibi, yeni bir teamülü yerleştirmekle meşgul: “Sayısal çoğunluk ve iktidar bizde, meşruiyeti de biz belirleriz”. Yüksek yargıda yapılan son değişikliklerin meşruiyetini düşünün: Yargıtay ve Danıştay’ın yeni bileşiminde yüksek yargıçlar Cumhurbaşkanı eliyle tayin ve azlolacaklar. Şimdiye kadar anayasal güvenceyle korunan mesleki kariyerleri artık siyasi iktidarın iki dudağının arasında olacak. Yeni kurulan istinaf mahkemeleri not esasıyla çalışacak; AKP'nin beğendiği kararları veren hâkimler ve savcılar 10 alırken, diğerleri 0 alacak.

Dolayısıyla yalnızca seçimlerin değil bir bütün olarak hukuk sisteminin yeni bir meşruiyet anlayışıyla tanzim edildiği bir dönemdeyiz. Tarhan Erdem, 1 Kasım arefesinde hukukî teamüllerin ihlal edildiğini belirtmiş. 10 Ekim Katliamı’nın ardından HDP, üç beş kişiyle bildiri dağıtmaktan dahi çekinir hale gelmişti. 1 Kasım’daki seçim nizami olabilir ama 7 Haziran'dan 1 Kasım'a giden sürecin meşruluğu tartışılır. 

Diğer yandan AKP sözkonusu olduğunda, toplumsal meşruiyetle hukukî meşruiyet arasında bir ayrım yapmak zorunlu görünüyor. Mevcut durumda bu ikisi arasında bir örtüşme, bir insicam yok. AKP’nin hukukî-ahlakî meşruiyetini derinden sarsan yığınla olay, sandık sonuçlarına olumsuz yansımadı. Tersine, parti ciddi badirelerden oyunu arttırarak çıktı. Dolayısıyla 14 yıllık AKP iktidarının çeşitli seçim hilelerine dayandığı görüşüne itibar etmeyeceksek, bazı zor sorularla yüzleşmek zorundayız.

Sevinç Doğan, Mahalledeki AKP’de, bunu göze alarak AKP’nin Kâğıthane-Sanayi Mahallesi’ndeki taban örgütlenmesini incelemiş. 

Sanayi Mahallesi’ndeki değişim AKP’den önce 90’ların başında Milli Görüş hareketiyle başlamış: Milli Görüş’ün Adil Düzen söylemi, işsizlik kaygısı duyan mahallenin gençlerine geleceklerini siyasal alan içinde kurma fırsatı tanımış. Refah Partisi, mahalle örgütlerini varoşlara doğru genişletmenin önemini idrak etmiş bir partiydi ama bunu salt dinî semboller üzerinden yapma ısrarı toplum mühendisliği projesini sınırlandırdı. Doğan’ın Milli Görüş’ten AKP’ye devrolan kadrolarla yaptığı mülakatlar, Milli Görüş’te sakal ve kravatı sorun eden yerel teşkilatın AKP saflarında nabza göre şerbet vermeyi öğrendiğini gösteriyor. AKP’nin mahalle örgütlenmesi, Lider’in şahsında her gün karşılaştığımız elastikiyeti benimsemek konusunda gayet "ilkeli": Kâğıthane Telsizler Mahallesi’nde ağırlıklı olarak Romanlar bulunduğu için oraya Roman bir partili tayin edilmiş; Sivas, Bayburt, Sinop, Kastamonu, Samsun, Ordu ve Gümüşhanelilerin yoğun olduğu mahalleler tek tek tespit edilip her birine hemşehrilik ağını temsil eden kişiler yollanmış. Muhafazakâr kimlik Milli Görüş’ten AKP’ye sınıfsal bir dönüşüm geçirdiği için mahalleliye siyasal ve sosyal sermayenin yanısıra parti teşkilatında cisimleşen rant ilişkileri aracılığıyla hatrısayılır bir ekonomik sermaye ve iş imkânı da sağlanmış. Ama asıl belirleyici etken, elle tutulur ekonomik sermayeden ziyade “sınıf atlama duygusu” ve “insan yerine konulma hissi” veren bir duygusal ekonominin yerleştirilmiş olması:

“Parti ağlarına mahalle örgütlerinde de olsa dâhil olabilen alt sınıflar, kendi sınıfsal kısıtlarını aşma imkânı yakalıyorlardı. Onlar için, devlet ve kurumları kurgusallığından çıkıp ulaşılabilir ve tanıdık yüzlerin içini doldurduğu somut bir gerçekliğe dönüşüyordu. Üst sınıflarda olduğu gibi siyasetle ilişkileri oy vermenin ötesine geçiyor, gündelik hayatlarını ve gelecek kurgularını parti işlevlerine göre düzenliyorlar, politikacı ya da kamu görevlileriyle temaslar kurabiliyorlardı.” (s. 210) 

Doğan’ın araştırmasından AKP’nin Kağıthane’de aynı zamanda gayet aktif bir kadın örgütlenmesinin olduğu anlaşılıyor: Evlere taziye ziyareti, hasta ve bebek ziyareti, mevlit okutmak gibi enformel bağlara dayalı faaliyetler parti açısından yaşamsal önemde. Sosyal yardımların tespiti ve ulaştırılması da kadın teşkilatına emanet edilmiş. Kâğıthane İlçe Kadın Teşkilatı sorumlusu Fatma Yüksek, AKP popülizminin gündelik yaşamı parti ağları üzerinden nasıl kuşattığını anlatıyor:

“En çok sosyal yardım konulu” çalışmalar yapıyoruz; eşim çalışmıyor, diyenler oluyor ya da biz toplantı yaparken bizi görüp gelenler, soranlar… Hastam var, bakamıyorum diyenler çıkıyor… %90 özürlü olanlara aylık bağlandığını söylüyoruz… burada çoğunluk konu, sosyal yardımdır… Bize Şahin Başkan’a mı gidelim, nereye gidelim derler, biz de yol yöntem gösteririz… Burada aşırı siyaset yok, Filistin, Suriye vesaire değil.” (s. 231)

***

AKP "cephesinde" durum böyle. Kitapta da belirtilmiş: Kâğıthane, 70’lerde solun “mahalle kapatacak” kadar etkili olduğu yerlerden biriydi. O yıllarda Gültepe, Nurtepe, Çeliktepe gibi yoksul halkın bulunduğu semtlerde solun ağırlığının ciddi anlamda hissedildiğine dair birçok sözlü ve yazılı tanıklık mevcut. Hiçbir şey değilse Çayan Mahallesi, Kâğıthane’de.   

Sol, 80’den sonra bu semtlerden giderek silinmiş. Sevinç Doğan, bunu 12 Eylül’e, İmam Hatipler’den yetişen kuşağa, neo-liberalizmin etkilerine bağlayarak açıklıyor. Kuşkusuz bunların hepsi etkili olmuştur. Ama 12 Eylül’ün üzerinden onca yıl geçtikten sonra sosyalist solun bu semtlerde hâlen varlık gösterememesi, biraz da kendi sınırlarından kaynaklanıyor olmalı. Bu sınırlar, sorunun bir örgütlenme sorunu olduğu kadar -belki ondan çok- bir sınıf sorunu olduğunu gösteriyor: Kadıköy’de, Şişli’de, Taksim’de, seküler orta sınıfların gözde semtlerinde “örgütlü” olan sosyalist sol, işçi sınıfının yerleşik olduğu semtlerde mahalli bir renk bile değil. Bu, ciddi bir kısır döngü.


Bkz. Sevinç Doğan, Mahalledeki AKP: Parti İşleyişi, Taban Mobilizasyonu ve Siyasal Yabancılaşma, İletişim Yay., 2016.