Anasayfa > Haftalık Yazılar > Lagarde Usulü Kaynak Dağılımı

Lagarde Usulü Kaynak Dağılımı

Ela Bilgen

30 Temmuz 2016

Son beş yıldır IMF başkanlığı yapan Christine Lagarde geçtiğimiz aylarda bir beş yıl için daha bu göreve seçildi. Temmuz 2011’de göreve geldiğinde karşısında, 2008 finans krizinin darmadağın ettiği ülkeler durmaktaydı. IMF’nin, ülkelerin zayıf ekonomilerini daha da zayıflatmasıyla meşhur “koşulluluk”, yani devletlere yapılan IMF yardımlarının belirli koşullara bağlanması politikası Lagarde tarafından da çabucak benimsendi. Üstelik bu politikaların, sıradan insanların yükünü en fazla ağırlaştıranı olan “kemer sıkma” tedbirleri, Lagarde yönetiminde yapılan “yardımların” vazgeçilmezi haline geldi. Zira hükümetlerin yurttaşlara sağladığı barınma, sağlık, eğitim desteklerinin azalması ya da kaybolması, emekli maaşlarında kesintiye gidilmesi, sosyal güvencelerin daraltılması ve bunlara mukabil vergilerin arttırılması anlamına gelen kemer sıkma tedbirleri, küresel krizin maliyetini sıradan insanlara yüklemek adına eşsiz bir olanak sunmaktaydı.

Başkanlık döneminin daha başlarında, kamu borçları altında ezilen Euro bölgesi ülkelerinden Yunanistan için sarf ettiği sözlerle Lagarde, IMF yardımlarına bakış açısını ortaya koymuştu. Yunanlar için geçmişte yaşanan güzel günlerin hesabını verme zamanının geldiğini, kamu hizmetlerinden faydalanmak istiyorlarsa vergilerini ödemeleri gerektiğini ve sağlık hizmetlerine erişimde sıkıntı yaşayan Yunanların Nijerli çocukların eğitim ihtiyaçları karşısında daha zor durumda olmadıklarını ifade etmişti. Bir ülke vatandaşlarının “sorumsuzluğu”, “tembelliği” ve vergi ödememesi küresel ekonominin yapısal sorunlarının üstünü örtmek için gereken en kolay argümanları oluşturuyordu ve Lagarde da bunu mümkün olduğunca kullandı. Bunlarla birlikte kötünün de bir kötüsü olduğunu göstererek bazı ülkelerin, diğerlerine göre daha iyi durumda olduğunu bilimsel dayanaklarla (!) herkese kanıtlamış oldu.

Kısaca Christine Lagarde, görevinin ilk dönemi boyunca IMF yardımlarına “muhtaç” ülkelere daima, kamu kaynaklarının eğitim ve sosyal güvenlik hizmetleri gibi, talepkâr yurttaşların bitmek tükenmek bilmeyen ihtiyaçları için bol keseden kullanılmaması gerektiğini öğütledi/dayattı. Bununla birlikte görevinin ikinci döneminin başlamasından birkaç hafta sonra başına açılan bela sıradan insanlara, kamu kaynaklarının hor kullanılmasının sosyal hizmetlerden öte bir açıklaması olduğunu hatırlattı. Zira Lagarde 2008’de, Fransa maliye bakanı olduğu dönemde, ticari bir anlaşmazlığı çözmek için mahkeme yoluna gitmek yerine anlaşmazlığın tarafı ve dönemin cumhurbaşkanı Sarkozy’nin de arkadaşı olan bir işadamına yüz milyonlarca Euro değerinde bir ödeme yapılmasını sağlamıştı. Elbette kamu kaynaklarından… 

Bahse konu işadamı, eski bir politikacı da olan Bernard Tapie idi. Tapie 1993’te, Adidas şirketindeki hisselerini dönemin devlet bankası Crédit Lyonnais’ye satmış, ancak daha sonra hisselere gerçek değerinin verilmediği ve dolandırıldığı iddiasıyla bankayı dava etmişti. 2006’da davayı kaybetti ama seçim kampanyasından desteğini esirgemediği arkadaşı Nicolas Sarkozy 2007’de cumhurbaşkanı seçilince işler değişti. Tapie mahkemenin kararına itiraz etti ve Sarkozy kabinesinin maliye bakanı Christine Lagarde da konuyu yeniden mahkemeye götürmeye gerek duymayarak, Tapie’yle “uzlaşma” yoluna gitti. Sorun tahkim kararıyla çözüldü ve Tapie’ye yüz milyonlarca Euroluk tazminat ödendi.

Ancak Lagarde’ın bakanlığının sona ermesinin hemen ardından 2011’de, Tapie’ye yapılan ödemeyle ilgili Lagarde hakkında bir soruşturma başlatıldı. Aralık 2015’te de Fransız mahkemesi Lagarde’ın, dönemin Bakanlık yetkililerinin uyarılarını da göz ardı ederek uyuşmazlığı mahkemeye götürmekten kaçınmış olması nedeniyle görevini ihmal etmekten yargılanmasına hükmetti. Lagarde bunun üzerine kararı temyize götürmüştü. Geçtiğimiz günlerde Fransız Temyiz Mahkemesi de Lagarde’ın itirazını geri çevirdi ve ihmal yoluyla kamu kaynaklarının kötüye kullanılmasına sebep olmak iddiasıyla yargılanmasına karar verdi.

Kamu kaynaklarının kullanımında ihmali tespit edilirse Lagarde’a bir yıl hapis ve 15,000 Euro para cezası verilebilecek. Ancak sekiz yıldır devam eden bu konunun, sembolik bir cezayla sonuçlanacağı tahmin ediliyor. IMF ve ABD de, Lagarde’ı desteklediklerini ve oluşabilecek tek sorunun dava süresince görevi başında bulunamaması olacağını ifade etmekte. Buna rağmen Christine Lagarde’ın yargılanması DiEM25’in dikkat çektiği sermayedarlarla siyasetçiler arasındaki yakın ilişkinin, Nuit Debout’nun vurguladığı siyaseti politikacılarla finansçılardan geri alma zorunluluğunun, Blockupy’ın öfkeyle haykırdığı kemer sıkma tedbirlerinin yoksul insanları ezmekten öte bir anlamı olmadığının somut bir göstergesi olması bakımından büyük bir önem taşıyor. 2017’de yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimleri için yarışa katıldığını açıklayan Sarkozy’nin aday adaylıktan adaylığa geçip geçemeyeceği de yine bu davanın sonucuna sıkı sıkıya bağlı olacak.