Dasein

Aksu Bora

14 Ağustos 2016

Youtube linki

“Dediler ki hökümeti deviriyormuş dediler askeriye, inkılap oluyormuş Menderes gibi dediler, canı isteyen Men.. şeyi kurtarmaya gidiyormuş, Tayyibi dediler…” (youtube linki)

 

15 Temmuz darbe girişimi, insanların evlerinden çıkıp tankların önüne dikilmesi, askerlerin üstlerine ateş açması ama onların geri çekilmemesi, 161 kişinin askerin açtığı ateşle ölmesi… O gece çekilen fotoğraflar, videolar birer birer önümüze düştükçe, tarihin büküldüğüne tanıklık ettik. Darbenin mekanizmaları, Fethullahçıların yaptıkları, o gün tam olarak ne olduğu, kayıp dört saatte neler yaşandığı… belli ki şu toz duman biraz dağıldıktan sonra daha iyi anlaşılacak. Ama insanların tankların karşısına dikilmesi, bütün bunlardan daha önemli görünüyor. Gerçek bir kırılma anı olarak darbe gecesi. Onları harekete geçirenin ne olduğundan emin değilim, toptancı laflardan pek bir şey anlamıyorum. Tankın üstündeki askere “yavrum öldürecekler sizi, kurban olurum, inin oradan” diye yalvaran kadına, “içimden düşündüm, bir erkek gitse onu hemen öldürürler ama bir kadın giderse sadece korkutma amaçlı bir şey yapabilirler dedim, gittim korkusuzca” diyen Safiye Bayat’a kulak vermek istiyorum daha çok. Çünkü o gece yeni olanın, tarihsel kırılma anının ipuçlarının onların dediklerinde bulunabileceğine inanıyorum. Hamasi nutuklarda, gösterilerde değil. Kırılma anları, hikâyenin değiştiği anlardır. Bazen kırık büyür, yeri sarsar, coğrafyayı değiştirir. Bazen durur, sanki öyle bir şey olmamış gibi hayatınıza devam edersiniz kaldığınız yerden ama o oradadır. Olmuştur. Kırılmıştır. 

Bu kadın, önemsiz biri. O kadar önemsiz ki, varlığı sonradan anlatılacak “darbeye karşı duran halk” hikâyesinde bile yer bulamayacak. Ancak toplu halde kahraman olunabilen bir hikâyeye giremeyecek kadar ayrıksı. Acayip. Dansı bir performans değil, “kendine oynuyor”. Mehter marşı, bayrak, alnındaki “şehitler ölmez” bandı… onun dansında başka bir hikâyeye dönüşüyor. Henüz anlatılamayacak bir hikâyeye. Sanki olmamış gibi. Ama orada işte. Neşesiyle, ritmiyle, plastik çantasıyla.

Bütün bu demokrasi nöbetleri, birlik beraberlik nutukları, büyük “millet” hikâyesi, bu kadının varlığını göremez. O varlığa ihtiyacı yoktur. Onu acayipliğinden çıkarıp düzelterek tanıyabilir ancak. Ama bana sorarsanız, yeni olan tam da işte orada, o acayipliktedir. Acayiplikleri düzelten hikâyeleri kim anlatırsa anlatsın, yeniyi ıskalar. Onun varlığını tanıyan bir bakışla yeniden hastane yatağındaki adama, “şahsen beni vurmadı asker”e yeniden baktığımızda, başka bir şey görebiliriz. Daha heyecanlı, daha umutlu, daha acayip bir şey.