Kavuşmak

Derviş Aydın Akkoç

16 Ekim 2016

Öyle ya, kavuşmak diye de bir şey var! Bu fasılda, “insanın ta başlangıçtan beri aradığından”söz ediyordu Ernst Bloch. Ararken harisleşen, hırçınlaşan, kahramanlaşan, bilgeleşen, kahrolan bu insan; başlangıçtan beri neyi arıyordur? Hem neyin başlangıcı bu? Dünya üzerinde göründüğü ilk “an” mı söz konusu? Yoksa doğadan, doğumdan ziyade toplumsal bir hareket noktası mı mevzu bahis: Sınıflara bölünmüş, mülkiyet üzerine kurulu, siyasi zor aygıtlarının bulunduğu, kurumların örgütlü olduğu, işbölümü tarafından lanetlenmiş bir düzende yaşamak zorunda olan insanın kaybı ve arayışları. İnsanın dünyaya değil, topluma atılıp fırlatıldığı bir varoluş cehennemi. Bin yıllanmış tarihsel hapishane... 

***

İnsan doğaya değil, topluma doğar. İnsani toplum doğadan kopuşun apaçık ifadesidir. Toplumun olduğu yerde koşullar vardır, kentler, sınırlar ve zorunlu çalışma vardır, ahlaki değerler vardır. İktidar ve güç odakları vardır. Doğada iyi yahut kötü bulunmaz. Haklı ile haksız yoktur. Bu ayrımlar insan icadıdır. Bütün bu icatlar insanın önünde birer engel olarak dikilir. Taviz ve ödün verilmeden topluma dahil olmak mümkün değildir. Takas usulü geçerlidir, insan arzu ve gücünün bir kısmından verir, karşılığında kabul alır. Belki de bu takas-ticaret ilişkisinden kaynaklanıyordur insanın içsel sancısı. 

***
Antik şair Hesiodos’un “insanın beşikten çıkar çıkmaz yaşlandığı bu çağ” diyerek feryat ettiği “bir” dünya bu. Henüz kapanmamış, kendini onca savaşa, bilgiye ve devrime rağmen devridaim ettiren uzun erimli bir “çağ”: Kim, nasıl ve ne zaman kapatacak bu uğursuz çağı? Nasıl da korkunç bir muamma bu! Aranan, şimdiye kadar bulunamayan, bulunduğu varsayıldığında ise tekrar kaybedilen, yani her defasında başa dönülen, ama yeniden yollarına düşülen arzu nesnesinin şairin dillendirdiği kadim “kapanış” isteğiyle bir ilgisi var sanki. Aranan şey (arzu nesnesi) bu kapanış isteğinden oluşmakta belki de: Toplumsal ve iktisadi sistemin yarattığı acıların ve sızıların olmadığı bir düzlemde yaşamak isteği. Basit bir istek bu, ama tam da basitliğinden ötürü epeyce müşkül. Her ne pahasına olursa olsun yeni bir çağı açmak değil, daha ziyade halihazırdaki eski çağı kapatmak. Geleceği inşa etmek değil, geçmişte şu ya da bu şekilde beliren kapanış isteklerini bir araya getirip tamamlamak, arzuyu hedefine doğru dürtmek. Kavuşmak: ama arzu da sapar, tıpkı bilinç gibi o da aldanır... Ne çare!

***
Ernst Bloch’un esrarengiz ifadesinin etrafından dolanarak başka sorular da sorulabilir tabii: Aramak, tamam! Ama insan neyi kaybetmiştir, hem de ta başlangıçtan itibaren? Aranan şeyle, kaybedilen şey aynı şey midir: Huzuru mu? Barışı mı? Yuvayı mı? Kendisini mi? Özgürlüğü mü? Adaleti mi? Mutluluğu mu? Ölümsüzlüğü mü? Neyi kaybetmiştir insan? Aramak yahut bulmak söz konusu olduğunda kelimelerin ne hükmü var ki, arzu dilde görünür olur, ama çoğun ondan taşar, zamandan taştığı gibi...

***
Her durumda ortada kaybolmuş, aranmakta olan bir arzu nesnesi var. Rahatsızlığın, huzursuzluğun çatısını kurar bu nesne. Aramak ve bulmak isteklerinin orta yerinde de kavuşma isteği durur. Onca çırpınış, yönelim ve hareket hep “orada” titreşen nesneye doğrudur. Arzunun öznesini diri tutan mesafelerdir, aradaki o açıklıktır; nesne uzakta bir imge gibi parıldayıp söner, ışıltısı davet içerir. Ama yazık ki, bu ışıltı pek nadir görülür, zifiri karanlıktır gerisi. Nitekim Bloch’un belirttiği üzere, tarihte binlerce savaş olmuştur, ama devrimler bir elin parmağını geçmez, üstelik bunların çoğu da mağlup olmuş devrimlerdir...

***
Nesne her ne kadar gözden yitse de, yer yer bulanıklaşsa da insan hâlâ kavuşmayı isteyen bir varlıktır... Kafka’nın Josef K.’sı, son anında, kalbine bıçak saplanırken, koyu karanlığın içinde, çok uzaklarda bir pencerede kımıldayan bir ışık görür, anlık bir parıltıdır bu... Asla kavuşamayacaktır o ışığa. Ama bunun önemi yoktur. Kavuşur ya da kavuşmaz, bir kez görmüştür... O görüyorsa, başkaları da görecektir.

***
Buradan bakınca insan en çok da gözlerine sahip çıkmalı galiba, kalbindeki ve zihnindeki gözlere, hele de körleşmenin alıp başını gittiği şu kumdan zamanlarda...