Musul

Arzu Yılmaz

23 Ekim 2016

Hiç kimse için sürpriz sayılamayacak bir zamanlamayla Musul Operasyonu başladı. Zamanlamanın nedeni malum, ABD Başkanlık seçimleri. Ama operasyonun hedefinin de basitçe Musul’u IŞİD’den ‘temizlemek’ olduğunu varsaymak fazla iyimserlik olur… Zira operasyonun işaret ettiği politik denge, yalnızca IŞİD sonrası Musul ölçeğinde değil, Irak ve bölge ölçeğinde de yarının nelere gebe olduğu hakkında önemli ipuçları taşıyor.

Türkiye’nin, adeta nereye saldıracağını şaşırmış bir ruh haliyle hareket etmesinin nedeni de bu: Ortadoğu’da uzun süredir karılan kartlar yeniden dağıtılıyor ve Türkiye elindeki beş benzemez ile masada kalsa bile oyunu alamayacağını görüyor.

Bir gün Misak-ı Milli diyor…

Bir gün Sünni kardeşlerimiz diyor…

Bir gün Türkmen soydaşlarımız diyor…

Bir gün sınırlarımızın güvenliği,

Bir gün ona var bana niye yok diyor…

Ama Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘karatında’ olmasa da, aklı hala başında olan insanlar da sormadan edemiyor:

Eğer mevzu Misak-ı Milli ise Türkiye Irak Kürdistanı topraklarında da hak iddia ediyor demektir. Peki o zaman ‘Biz peşmergeye IŞİD’e karşı mücadelesinde destek olmak amacıyla eğitim veriyoruz” derken, siz aslında ‘truva atı’ misali kaleyi içten fethetmeye mi çalışıyordunuz?

Yok eğer mevzu Sünni kardeşleriniz ise Tikrit, Ramadi, Felluce’de Sünniler IŞİD’le beraber ‘temizlenirken’, yerlerinden yurtlarından edilirken niye sesiniz çıkmadı? Hadi o zaman sustunuz, Musul’un derdine düştüğünüz şu günlerde Halep’te ölümlerden ölüm beğenen Sünni kardeşleriniz için ‘dostunuz’ Putin’in mesajını El-Nusra’ya iletmek dışında ne yapıyorsunuz? 

Türkmen soydaşlarınızı anarken, Sünni olanı mı yoksa Şii olanı mı kastettiğinizi bir zahmet açıklar mısınız? Zira çok umurlarında olmasa da kafası karışıyor insanların…

Sınır güvenliğine ise hiç girmeyelim isterseniz…

Malum TBMM’yi bombalayan uçaklar Ankara’ya 30 km uzaklıktaki hava üssünden kalktı; hapishaneleriniz asker, bürokrat, polis ile dolup taşarken, mahkemelerinizde davalara bakacak hâkim, savcı kalmadı.

Ha! Ona var bana niye yok diyorsanız?

Sizin Ortadoğu’da ‘Sultanlık’ hayallerine daldığınız günlerde neler olup bitti, anlatalım:

Arap Baharı ile sersemleyen ABD, IŞİD ortaya çıkınca hepten şaşkına döndü.

O günlerde ‘dost ve müttefik’ saydığı Türkiye ve Suudi Arabistan yangına körükle giderken,
‘Şeytan’ İran, bir yandan IŞİD’e karşı mücadelede tüm askeri imkânlarını seferber etti, bir yandan da Nükleer Silahsızlanma müzakerelerine hız verdi.

Nihayetinde P5+1 ülkeleriyle anlaşma imzalandığında, Türkiye uyandı…

Hemen İncirlik Üssü’nü açtı.

Ama Türkiye IŞİD’le mücadele yerine gidip Kandil’e saldırdı, 

Deyim yerindeyse, tatlı hayallerinden acı gerçeklere uyanmanın bedelini PKK’den çıkarmaya kalktı.

AKP ve PKK arasında sıkışan Kürtler Türkiye’de perişan oldu,

Ancak, Türkiye’nin yanı başında hem İran hem ABD desteğiyle güçlenmeye devam etti. 

Ve IŞİD’le mücadelede Batı için vazgeçilmez bir ‘müttefik’ konumuna geldi.

Bu arada İran’a artık güvenemeyeceğini anlayan Rusya Suriye’ye girip Akdeniz’deki çıkarlarını güvence altına alma derdindeyken, Türkiye tuttu, 7 saniye sınırımı ihlal etti diye Rus uçağını düşürdü ve uzun bir süre sınırları içine hapsoldu.

Rica minnet, Türkiye-Rusya ilişkileri yeniden kurulana kadar da Suriye’de YPG, ABD ve Rusya desteğiyle Fırat’ın batısına geçti; Irak’ta ABD-Kürt-İran ilişkileri olgunlaştı. 

Zira ABD için çok fazla seçenek yoktu; ABD Suriye’de Rusya ile birlikte hareket etmenin kısıt ve zorluklarını elini Irak’ta güçlendirerek aşma yoluna gitti. İlk iş olarak, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne destek vererek Suriye-Irak sınırında bulunan Şengal’den IŞİD’in çıkarılmasını sağladı. Diğer tarafta ise, her ne kadar ön saflarda Irak Ordusu diye anılan askerler bulunsa da, İran’a bağlı Şii milis gücü Haşdi Şabi IŞİD’in elindeki şehirleri bir bir alıp Musul’a kadar geldi. 

Hiç kuşkusuz, bu süreçte ABD ve İran ilişkileri sorunsuz seyretmedi. ABD, 2014 sonrası Başbakan seçilen Abadi’yi desteklerken, İran eski Başbakan Maliki yardımıyla Abadi’yi çalıştırmamak için elinden geleni yaptı. Aynı şekilde, ABD KDP lideri Mesud Barzani’ye açık destek verirken, İran hem Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) içindeki bölünmeden yararlanarak hem de Goran muhalefetini güçlendirerek Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni siyasi bir krize sürükledi. Ama nihayetinde Kürt kartını elinde tutmayı başardı.

Bu arada Kürt kartını kaybeden Türkiye son bir hamle yapıp Barzani’yi Türkiye’ye çağırdı, ardından Abdullah Öcalan’ın ailesiyle görüşmesine izin vererek hızlı bir mesaj trafiğiyle nabız yokladı…
Olmadı. 

Olmadı, çünkü bırakın PKK’yi KDP dahi Türkiye ile Ortadoğu’da ortaklaşmanın yararsızlığını artık idrak etti. Zira Türkiye’de yarın ne olacağını kimse kestiremiyor. Türkiye’nin hem uluslararası hem de bölgesel aktörler açısından önemi istikrarıydı, öngörülebilir bir ülke olmasıydı. Türkiye bugün hiç kimseye güven vermiyor. Türkiye ile ortaklaşmak sorun çözmekten çok sorun yaratma potansiyeli taşıyor. 

Zaten Musul Operasyonu’nda düğmeye basılmasıyla açığa çıktı ki, ABD de Kürtler de bundan böyle Irak’ta İran’a daha yakın bir pozisyonda hareket edecek. Nihayetinde Türkiye gibi İran da Musul Operasyonu’nun dışında tutuldu. Ancak, İran’ın kontrolündeki Şii milis gücü Haşdi Şabi yalnızca Operasyon’a dahil olmakla kalmayıp, varılan anlaşma gereği Operasyon sonrası Irak Ordusu’nun bir parçası olmayı da garantiledi. Bağdat üzerinde önemli bir siyasi nüfuza sahip İran’ın askeri alandaki etkinliği böylelikle daha da pekişecek. Bu arada Diyala’dan Musul’a kadar uzanan bölgede oluşturduğu Şii koridor Telafer’in de Bağdat kontrolüne geçmesiyle tamamlanmış olacak.   

İran’ın elde ettiği bu avantajlar karşısında ABD’nin çıkarı şimdilik IŞİD’in Irak’tan çıkarılması gibi görünüyor. Ama asıl beklentinin Irak’ın toprak bütünlüğünü bir süre daha korumak olduğunu varsaymak yanlış olmaz. Zaten Türkiye tam da bu noktada deyim yerindeyse taca düşüyor. 2012 yılından bu yana Irak’ın egemenlik haklarını tanımayan Türkiye, Musul Operasyonu’na dahil olma iddiasını dahi Bağdat’a rağmen sürdürme yanlışında ısrar ediyor.

Bu tabloda, ABD’nin Irak ölçeğinde İran’ın lehine Türkiye’yi tümüyle gözden çıkaracağını düşünmek aceleci bir yorum olabilir. Ama Türkiye’nin artık o eski günlerini arayacağı da muhakkak. ABD’nin zorluğu bu iki bölgesel güç arasında bir denge kurmak olacaktır ki en son ABD Savunma Bakanı’nın Musul Operasyonu bağlamında yaptığı açıklamalar da bu denge arayışının bir parçası. Ama tıpkı Suriye’de YPG bağlamında olduğu gibi, Irak’ta da ABD önce de facto bir durum yaratıp, söz konusu dengeyi daha sonra diplomasi yoluyla sağlamaya çalışacak gibi görünüyor. 

Kürtlerin İran’la ortaklaşması ise görece daha kolay. Zira İran’la bir türlü yıldızı barışmayan tek Kürt partisi KDP demek yanlış olmaz. Ama sorun şu ki, KDP de mevcut sorunlarını İran’la çatışarak değil, uzlaşarak çözebilir. Kürdistan petrolünün İran üzerinden ihraç edilmesine imkân veren boru hattı anlaşması bu uzlaşmanın ilk adımıydı. Bu çerçevede Musul Operasyonu’nda eğer işler yolunda giderse, bir tarih verilmeden ilan edilen Barzani’nin Tahran ziyareti gerçekleşebilir. Bu ziyaretin gerçekleşmesinin önemli bir sembolik anlamı var, çünkü Barzani bir anlamda bütün yumurtalarını Türkiye sepetine koyma kararını aldığı 2011 yılından bu yana Tahran’a gitmiyor. Bu yakınlaşmanın Kürtler açısından beklenen en erken sonucu herhalde KBY’deki siyasi krizin çözülmesi olacaktır. Ama aynı anda, Barzani’nin Kürdistan’ın bağımsızlık ilanını da bir süre daha ertelemesi kaçınılmaz olacaktır. Zaten Musul Operasyonu’nun hemen öncesinde gittiği Bağdat’ta, Barzani ‘Bağımsızlık talebimiz, Irak’ın parçalanması anlamını taşımaz’ diyerek bir işaret verdi. Kürdistan’da bir süredir konuşulan ‘Bağdat’la müzakere ve uzlaşma yoluyla bağımsızlık’…

En son tahlilde, İran ne ABD ne de Kürtler için mutlak güven duyulan bir ülke değil. Ancak, ABD için eskisi gibi ‘çevrelenmesi’ gereken bir tehdit olmadığı gibi Kürtler için de mevcut savaş halinde riskleri en aza indirmenin tek yolu…

Tabii bu dinamik gelişmelerin hızla yaşandığı süreçte, varılan mutabakatlara bağlı kalmak da bu mutabakatlara dayanarak yorum yapmak da zor. Örneğin, bu yazı kaleme alınırken IŞİD’in Kerkük’te gerçekleştirdiği saldırılar bir anda ilgiyi Musul’dan Kerkük’e kaydırdı. Haşdi Şabi Musul’a girecek mi girmeyecek mi diye tartışırken Hadi al Ameri beraberindeki Şii milis güçlerle ilk kez Kerkük şehir merkezine girdi. Türkiye’yi ‘hoş tutmak’ için Musul Operasyonu dışında bırakılan PKK’ye bağlı silahlı güçlerin de dünden bu yana Kerkük’te IŞİD’e karşı peşmergeye destek verdiğinden söz ediliyor.

Bu son durum Musul Operasyonu’nun seyrini nasıl etkiler biraz beklemek gerekecek. Ama Musul IŞİD’den temizlense bile Irak’ta ya da Suriye’de bu savaşın daha çok süreceğini söylemek mümkün görünüyor.