Anasayfa > Haftalık Yazılar > Trump Fenomeni

Trump Fenomeni

Barış Özkul

21 Ocak 2017

Sağ popülizmin bütün dünyada yükselmesi aynı zamanda kendi çelişkilerini yaratan bir süreç. Türkiye gibi ülkelerde popülizmin güçlenmesi siyasal İslâm’ın ve dinî hassasiyetlerin yükselişi anlamına gelirken Batı’da sağ popülizmin hedefinde Müslümanlar ve İslâmî kimlik var (örneğin Trump’ın Milli Güvenlik Danışmanı General Flynn, İslâm'a duyduğu nefreti çeşitli vesilelerle gösterdi). Dolayısıyla söylem ve retorik itibarıyla benzer olmakla birlikte dünya görüşü açısından taban tabana zıt “düşman kardeşlerin” politika yaptıkları yeni bir konjonktür sözkonusu. İyimser olmak için fazla neden yok.

Başkanlık töreni konuşmasında Trump, bir yandan daha büyük köprüler, yollar ve havalimanları yapmayı vaat ederken diğer yandan kendi deyimiyle “radikal İslâmcı terörizmin kökünü kazımayı” vaat etti. Tabii bir de “yerlilik ve millilik” vurgusu yaptı ("buy American-hire American": “Amerikan malı al, Amerikan işçisi çalıştır”) Bunlar kendi önyargılarıyla yaşamaktan gayet mutlu bir orta sınıf-beyaz Amerikalı’nın hoşuna gidecek, gururunu okşayacak, dışlanmışlık hislerini yatıştıracak vaatler.

Trump’ın aynı zamanda yıllanmış bir medyatik figür ve son ayların yılmaz twitter kullanıcısı olduğunu unutmayalım. 

Baudrillard “Körfez Savaşı aslında yaşanmadı” derken görsel medyanın bilginin manipülasyonu ve gerçeğin kurgulanmasında oynadığı role işaret ediyordu. Körfez Savaşı’nın aktarımı savaştaki gerçek olayların yerine geçmiş ve birçok TV izleyicisinin zihninde binlerce Iraklının ölümünün yerini görsel imgelerden oluşan bir kesit almıştı. Görüntünün hakikate, gürültünün tefekküre ağır bastığı bir dünyadayız. Trump seçim kampanyası sırasında aklıyla değilse bile içgüdüleriyle hareket ederek bu "avantajı" lehine çevirdi. Buradan bakıldığında Trump’ın ABD başkanı olması Acun Ilıcalı’nın cumhurbaşkanı olması gibi bir şey (bu gidişle Ilıcalı için de “hayatta olmaz” denemez). 

Trump ile Obama arasındaki farklılık büyük ihtimalle yakın gelecekte ciddi bir tezat olarak ortaya çıkacaktır. Her ne kadar Ortadoğu politikaları iflas etse de Küba’ya yönelik yıllardır süren yaptırımları kaldıran, Kolombiya’daki barış sürecine aracılık eden, İran’la iyi kötü bir nükleer silahsızlanma antlaşması yapan, Çin’le bir “iklim diplomasisi” başlatan (küresel ısınma vb. konularda) bir adamdan söz ediyoruz. Trump bütün bu kazanımları askıya alacağını söylerken herhangi bir rasyonel gerekçe ileri sürmedi. Dünyayı bildiğine veya merak ettiğine, diyelim Çin hakkında iki satır bir şey okuduğuna dair bir kanıt da yok. Ama zaten “popülist liderler” devrinde buna gerek de yok. Onlar “sokaktaki hayatı yaşıyorlar, kalabalıkların içinden geliyorlar”, bu yüzden her şeyin en doğrusunu biliyorlar ve aslında demokrasi de bu demek vb. vb. Bu demagojiye epeydir alıştık. 

ABD’de güçlü bir denge-denetim mekanizması ve bunun yüzyıllar içinde oluşan kurumları var. Nitekim bazı eyaletler, daha göreve başlamadan Trump’a karşı seferberlik ilan etti. California Valisi Gavin Newsom, Trump Meksika sınırına gerçekten duvar örmeye kalkarsa çevre yasalarına dayanarak bunu engelleyeceklerini beyan etti; birçok yerel idareci başkanlık törenine katılmadı vs. 

Dolayısıyla Trump, Amerika tarihine bir istisna olarak geçebilir. Ama Amerika’da ve Amerika dışında yükselen sağ popülizm/faşizm istisna olmaktan çok bir kural ve fenomen olmaya doğru ilerliyor.