Arkadaşlık

Aksu Bora

17 Temmuz 2017

Kadın Koalisyonu, bu görseli “Biliyoruz ki senin yanında olmak, kendimizden yana olmaktır” diye paylaşmış. 

İlknur Üstün, 5 Temmuz günü Büyükada’da gözaltına alınan insan hakları savunucularından biri. Benim arkadaşım. Gözaltına alındıklarını çok geç, saatler sonra öğrenebildik. Daha nerede olduklarını bilmezken, memleketin dört bir yanından kadınlar aramaya başladılar. “İlknur gözaltındaymış, doğru mu?” “Ne yapabilirim?” “İnanamıyorum, İstanbul’a mı gidelim, ne yapalım?”… Şu “senin yanında olmak, kendimizden yana olmaktır” lafını boşuna etmemişler belli ki. Sadece tanıdığı ve sevdiği birine destek olma isteği yoktu o telefonlarda. Onun başına geleni doğrudan kendisine yapılmış sayma da vardı ve bu basitçe İlknur’u sevmekten ibaret değildi.

Kadın Koalisyonu, 120 kadın örgütünden oluşuyor. Farklı şehirlerde, farklı alanlarda çalışan kadın dernekleri, 2001’den beri Koalisyon içinde farklı bir örgütlenme modeli geliştiriyorlar. “Farklılıklarımızla birlikte”, “güç birliği” türünden epeyce klişe sloganlarla çözülemeyecek bir model bu. Yerel çalışmanın kolaylaştırdığı ortaklaşma ve işbirliğini hiyerarşik olmayan bir ağ içinde geliştirmeye ve derinleştirmeye çalışıyorlar. Yani kısa vadeli ve çok spesifik işbirlikleriyle yetinmiyorlar da diyelim “kadın temsili”ni aşan bir katılım çerçevesi kuruyorlar. Bu çerçevenin içine bir katılım biçimi olarak izlemeyi yerleştiriyorlar. Yerel yönetimlerin çalışmalarını cinsiyet eşitliği açısından izliyorlar. Bu işi birbirinden epey farklı örgütler birlikte yapınca, izleme de teknik ve steril bir şey olmaktan çıkıp politik bir araca dönüşüyor. Temiz pak çizelgelerle, kontrol listeleriyle, bayık eğitim programlarıyla değil, gün be gün yeniden kurulan ilişkilerle, Fen İşleri Müdürlüğü’nün kapısını aşındırıp müdürü canından bezdirmekle, “gözümüz üzerinizde” sözünü ciddiye almalarını sağlamakla… 

Koalisyon deneyimi, dolayısıyla, bir yandan bir örgütlenme modeli geliştirmeye işaret ederken, feminist politikanın gündemi, dili, çerçevesi ile ilgili de bir şeyler söylüyor. Ki farklı bir örgütlenme modeli de zaten böyle bir derinleşme olmaksızın mümkün olmazdı. “Hiyerarşik olmayan ilişkiler” denen şey toplantılarda tartışarak geliştirilebilir gibi görünmüyor bana.

Arkadaşlığın böyle bir derinleşmenin temel bileşenlerinden biri olduğunu seziyorum. Epeyce “doğal”, elde bir gibi görünen bir kız kardeşlik değil de, seçilmiş bir yakınlık olarak arkadaşlık. Birbirinden epey farklı (yaşça, başça, politik görüş olarak…) kadınların kurdukları, güçlendirdikleri, içinde değiştikleri ve birbirlerini değiştirdikleri politik bir ilişki olarak arkadaşlık. Bana öyle geliyor ki, şu “senin yanında olmak, kendimizden yana olmaktır”, dayanışmadan fazla bir şeye işaret ediyor; kolay kolay vazgeçilemeyecek, geride bırakılamayacak, bizi biz yapan türde bir ortaklığa. 

İnsanın temel arzularından biri değil midir zaten kendisinden daha büyük bir şeyin parçası olmak? O şeyi kendisinin yarattığını bilmek, bu arzuyu özgürleştirici bir güce dönüştürmez mi?