Anasayfa > Haftalık Yazılar > Ölüm Üzerine Düşünceler (III)

Ölüm Üzerine Düşünceler (III)

Derviş Aydın Akkoç

30 Temmuz 2017

Albert Camus’nün 1936-38 yılları arasında kaleme aldığı tahmin edilen, ama ölümünden sonra yayımlanan Mutlu Ölüm adlı romanı, başlığının da işaret ettiği üzere “ölüm düşüncesi” etrafında dolanan, bu çetin düşünceyle boğuşan ışıltılı bir metin. Diğer çalışmalarında olduğu gibi bu romanında da, Camus’nün “ölüm düşüncesi”ne yönelik mesaisinin iki uçlu bir niteliği var: “ölüm düşüncesi” hakkında öne sürülen spekülasyonlar “hayat düşüncesi”ne dolayımlanmaktadır. Camus’da “hayat” problemi “varoluş” probleminin türevi değil, onu da kapsayan çok daha geniş ve saçaklı bir problemdir. Camus “hayat nedir?” sorusuna cevaplar bulmak için, ters istikametlerden yahut yan yollardan hareketle, “ölüm nedir?” sorusunu sorar. Camus’nün edebi-entelektüel enerjisi, hayat düşüncesini “haklı çıkarma”, onu “doğrulama” arzusuna adanmıştır sanki. Bu arzunun bir veçhesi de ölüm üzerine enine boyuna düşünmektir. Elbette bu arzu kimi tökezler, hedefine ulaşamaz yahut sapar; ne var ki, estetik-politik kıvılcımlar da bu sendeleme, bereketli tutarsızlaşma anlarında tezahür eder; pek çok “büyük” sanatçı ve düşünürde olduğu gibi: paradoks ve çelişkiler zaaf değil, düşüncenin hızlı yol alışının, keskin sıçramalarının kaçınılmaz sonuçlarıdır... 

***

Romanda ölüm meselesi birbiriyle bağlantılı iki düzlemde sorunsallaştırılır: “doğal ölüm” ve “bilinçli ölüm”. “Doğal ölüm” mutlu ölüme tekabül eder: Hayatın dolu dizgin yaşandığı, olabildiğince uzatıldığı ama sağlığın ve zevkin egemen olduğu, acıların en aza indirgendiği bir varoluşun kabul edilebilir neticesi olarak mutlu ölüm. Fakat kişinin bu ölümle ödüllendirilmesi mevcut toplumsal ve iktisadi ilişkilerden ötürü istisnaidir. Zira işbölümünün eşitsizlik üzerine kurulu düzeneğinde ölüm de eşitsizlikten payına düşüne almıştır. Mutlu ölümün önündeki en büyük engel, metinde adı hiç geçmese de, kapitalizmden başkası değildir. 

Romanın esas karakteri Mersault, sevgilisi Marthe’ın “ilk aşkı” olan Zagreus adlı kötürüm bir adamla karşılaşır, daha doğrusu içinde “kıskançlığın” da olduğu bir duygu basıncından ötürü karşılaşmak ister. Zagreus varlıklıdır, mutluluğa kavuşmak, mutlu olmak için “trajik olanı” hayattan uzak tutmak gerektiği kanısındadır. Sağlıklı, güçlü ve hayattan zevk alan bir “beden” varsa ortada, mutlu olmak bir hak olmanın ötesinde bir tür zorunluluktur. “Tensel hazlar” da dahil olmak üzere kendi sınırlarını zorlayacak gürbüz bir bedene sahip Mesrault’ya şunu söyler Zagreus: “bu gövdenizle biricik göreviniz, yaşamak ve mutlu olmaktır.”[1]

Mutlu olmak için hakikaten de kuvvetli bir gövde yeterli midir? Yoksulluğun “gizli bir mutluluk” da verdiği bir arka plandan gelen Mersault’nun cevabı kapitalizmi, “zorunlu çalışma”ya istinaden, alnının ortasından vuran cinsten: “Mutlu olmak, beni güldürmeyin, sekiz saat büroda çalışarak mı? Ah bir özgür olsaydım!” Mutluluk için sağlıklı bir beden yetmez, “özgürlük” de bir o kadar elzemdir. Özgürlüğün düşmanı kişinin “sekiz saatini” yiyip tüketen, “ölü külleriyle” kaplı “bürolar”; çalışmanın hüküm sürdüğü, bedenin bu hükümdarlığın boyunduruğu altında bulunmak zorunda olduğu tüm kurumlardır. Albert Camus bu noktada Marx’ın özgürlük anlayışıyla temas kurar. Özgürlük istenci, öncelikle zorunlu çalışmadan kurtulmaya yönelik bir istençtir, bu istencin de tek bir hedefi vardır: “daha fazla zaman.” Özgürlük ve zaman arasında kurulan bu maddi ilişkinin tesisi için gerekli olan tek araç –bu düzende- “para”dır; bu durumun “zengin” Zagreus da farkındadır ama:

“Şuna eminim ki, parasız mutlu olunmaz. İşin özeti bu. Dikkat ettim de, kimi seçkin çevrelerde paranın mutluluk için gerekmediğine ilişkin nüktemsi bir züppelik var. Bu aptallıktır, yanlıştır ve bir ölçüde korkaklıktır. (...) Zaman gerekiyor mutlu olmak için. Çok zaman. Mutluluk da uzun bir sabırdır zaten. Ve çoğu kez, para aracılığıyla zaman kazanmak gerekirken, yaşamımızı para kazanarak tüketiyoruz. (...) Ah, zenginlerin çoğunda mutluluğun hiçbir anlam taşımadığını pek iyi bilirim! Ama bu sorun değil. Paraya sahip olmak, zamana sahip olmaktır. Zaman satın alınır, her şey satın alınır. Zengin doğmak ya da zengin olmak; bu, hak edildiğinde, mutlu olmak için zamana sahip olmaktır.” (s. 55-56)

Zagreus’un bu alimane sözleri, basitçe paranın mutluluk getireceği anlamına gelmez: mevzu paraya sahip olmak, bu “araç” sayesinde “zamana” sahip olmaktır, yoksa bütün hayatı para kazanmaya vakfetmek, bu süreçte parayı “amaç” haline getirmek değil. Zaman kişinin hayatı üzerine düşünmesi, öznenin “kendiliğini” kavraması için de gereklidir: “kendimiz olmaya zamanımız yok.” Para kişiye tıpkı bir “sanat eseri” üzerinde düşünür gibi kendi üzerinde düşünme imkânı da tanır: “paraya sahip olmak paradan kurtulmak demektir.” Paradan kurtulan kişi kendine yaklaşma olanağı bulur, yaklaşır ya da yaklaşmaz, buradan sonrası tercihtir...

***

Hayat, ölüm, aşk, mutluluk gibi çetrefil meselelerde Mersault’nun da kendi anlayışı, tercihleri vardır tabii: Zagreus’la kimi noktalarda kesişen kimi noktalarda ayrışan düşünceler...

[1] Albert Camus, Mutlu Ölüm, çev. Ramis Dara, İstanbul: Can Yayınları, 1999, s. 53. Romandan yapacağım diğer alıntılarda, sayfa numarası vereceğim sadece.