Anasayfa > Haftalık Yazılar > Sıkıntı Yok

Sıkıntı Yok

Tanıl Bora

02 Ağustos 2017

Cumhuriyet davası vesilesiyle, iktidara merbut olmayan hemen herkes, bir defa daha, basın ve ifade özgürlüğü konusunda “sıkıntılı” zamanlar geçirdiğimizi vurguladı. 

İstanbul’daki son sel baskını üzerine, mülkiye ve belediye yetkilileri, bazı “sıkıntılardan” söz ettiler. Bir önceki sel baskınında (18 Temmuz) İstanbul Valisi, Avrasya Tüneli’nin alt geçitlerindeki su birikintilerinden ötürü ulaşıma kapatılması hakkında, “tünelin kendisi ile ilgili bir sıkıntı yok,” demişti.

Partili cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 28 Mayıs’ta söylediği, “hâlâ sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var,” sözleri çok konuşuldu. Erdoğan, kültür konusunda daha önce de (9 Şubat), “ülkemizin sıkıntısı, son birkaç asırdır, diğer medeniyetlerle, kültürlerle olan iletişimini tek taraflı yapmış olması”ydı; sadece almış, sadece takip etmiş idik. Bununla beraber, 6 Mart’ta Milli Kültür Şurası’nda, “Türk kültürü”nün, “güzel olanı, iyi olanı, kıymetli olanı bünyesine katmakta sıkıntısı olmayan… bir anlayışa sahip” olmasıyla da müftehir idi. 

Erdoğan, 2011 Eylül’ündeki ABD ziyaretinde “Predatorlar noktasında sıkıntı yok,” demişti. 1 Aralık 2014’te, “Suriye'de çözüm konusunda Putin ile mutabık kaldıklarını ancak bunun nasıl olacağı noktasında sıkıntı bulunduğunu” beyan etti. 2016 Kasım’ında, “enflasyonda domates biberden dolayı sıkıntı yaşamamalıyız” ihtarında bulundu. Yine o ay içinde bir beyanında, “Son bir asırda yaşadığımız sıkıntıların kaynağı, birliği sağlamakta yaşadığımız zorluklardır,” demişti. Aralık’ta, Ankara’da bir üniversite kampus açılışında “Otobüs noktasında sıkıntı vardı hâlâ devam ediyor mu?” diye yokladı büyükşehir belediye başkanını. Mayıs’ta NATO Zirvesi sırasında, Almanya Başbakanı Merkel ile yaptığı görüşmede “iki ülke arasında sıkıntı yaratan konuları” ele aldıkları açıklandı.

***

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın her fırsatta idam konusunu gündeme getirmesinden “sıkıntılı bir tablo” diye yakınmıştı (9 Ağustos 2016). 

Kılıçdaroğlu’nun adalet yürüyüşü esnasında, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Hem kendilerine, hem başkalarına sıkıntı veriyorlar,” diye şikâyet etmişti. Yürüyüş sırasında kalp krizi geçirdiği söylentisi çıkan Sivas milletvekili Ali Akyıldız, “Sıkıntı yok!” beyanatıyla kamuoyunu rahatlattı.

***

Bazen, bir hüsnütabir ve hüsnüzan stratejisinin yakıtı oluyor bu sıkıntı lâfı: Belâ değil, sorun değil, musibet değil, rezalet değil - sadece sıkıntı

Bu hüsnütabir stratejisi, hadisenin “münferit” veya “kontrol altında” olduğunu, “gereken önlemlerin alındığını” temin eden devlet dilinin zamana uygun bir lehçesine de dönüşüyor.

Esasen, meselelerin mahiyetini müphemleştiren, anlamlarını bulandıran, böylece önem ve vahamet derecelerini ‘düzleyen’ bir işlev görüyor. Enflasyonist kullanımın kaçınılmaz sonucu. [1]

***

Çok işlevli “sıkıntı” lâfı, kamusal ve politik dile gündelik dilden transfer oldu. Ekşi Sözlük kaynakları, Sergen Yalçın’ın futbol maçı yorumlarında “sıkıntı var”ı diline pelesenk etmesinin (“Beşiktaş’ın ön tarafında sıkıntı var. Fenerbahçe’nin kanatlarında sıkıntı var”), bu lâfın ‘patlama yapmasında’ kilit rol oynadığını ileri sürüyorlar. Her halükârda, günlük dile yayılma gücü yüksek olan futbol klişeleri, bu lâfı çoğalttıkça çoğaltıyor. (“Gol yollarında sıkıntı yaşanıyor”… Igor Tudor “sıkıntı çektiğimiz bir maç oldu,” diyor, Dick Advocaat “ileri gidip geri dönüşlerde sıkıntılarımız oldu,” ‘şeklinde konuşuyor’!)

***

Beşerî bilimci ve müzikçi Tolga Tüzün, “sıkıntı” lâfı enflasyonundaki sıkıntıyı, isabetle dert etmiş (http://manifold.press/sikinti-var-sikinti-yok). Beş anlamı olan [2]  sıkıntı kelimesinin, son yıllardaki yaygın kullanımında, mecazî anlamın öne çıktığını söylüyor Tüzün; sorun, mesele, sendrom, problem, artık “sıkıntı” kelimesiyle ikame ve temsil ediliyorlar. O, bunun ardında, zamane insanlarının (veya “insanlarımız”ın) sorunla yüzleşmekten kaçma eğiliminde görüyor: Sorunu saptamaktan, tahlil etmekten kaçmak, böylelikle özne olmaktan, fail olma sorumluluğundan kaçmak… Sıkıntı, sözlük anlamındaki “etkili ve sürekli ruhsal yorgunluk” itibarıyla, peşin bir çaresizliği imliyor bu yorumda. 

Tüzün, apaçık kabahati nedeniyle özür talep ettiği birisinin, “kusura bakma” niyetine ısrarla “sıkıntı yok” dediğini aktarıyor bir de. Bu “sıkıntı yok”u şöyle tercüme ediyor: “Özneyi yine ortadan silen bir ifade… Ben, bir özne olarak senden özür dilemiyorum, ‘sen’ kusura bakma, ‘sen’ dert etme. Ben hiçbir sorumluluk almıyorum, almam, alamam, zaten ortada dert edecek bir şey yok.”

“No problem”le, yani “sorun yok”la iltisaklı olduğunu söyleyebiliriz, “sıkıntı yok”un. Onun üst modeli mi demeli? Bir gamsızlık telkini.

***

Oysa, “sıkıntı”nın sözlükteki birinci anlamında, gam var. Yine Tolga Tüzün, dünyaya kapanan iç sıkıntısı veya hafakanla, yine kederli ama müphemlikte yitmeyen, paylaşılabilir, dışa vurulabilir (özneli-nesneli!) can sıkıntısını ayırt ediyor.

Edebiyatın verimli sahası, burası… Reşat Nuri, Gök Yüzü’nde, bir ara geçerken, “sıkıntı ve ümitsizlik gecelerinde zihinde süslenip püslenen” düşüncelerden söz eder. [3]  “Marazî zihin faaliyeti,” der buna. Marazî veya değil (kim bilebilir?), öyle veya böyle, bir zihin faaliyeti! Her burca çekilen “Sıkıntı yok!” bayrağı, sıkıntıyla beraber, zihnini yormaktan, vicdanının kuyusuna bakmaktan kaçma arzusunun da ifadesi olmasın?

***

Bir nevi millî düstura dönüşen “Sıkıntı yok!”, derin, çok derin bir sıkıntının ifadesi. Beş anlamıyla ve hafakanıyla…

Melike Uzun’un jilet romanındaki, “Sıkıntı” başlıklı pasajla bağlayayım:

“Ertesi gün işlerden sıkılıp banyoya, aynanın önüne kaçtığında yüzünde tek bir pürüzün kalmadığını gördü. Dünkü sivilceler yok olmuştu. Pürüzsüz cildine baktıkça öfkelendi. Sıkıntı artık içine doğru büyüyordu, onları sıkması mümkün değildi, bu yüzden derisinin altında, kimsenin görmeyeceği yerde sessiz sedasız çoğaldıkça çoğaldılar. Defne her gün aynada kendi yansımasına bakarak derisinin altında yılan gibi kıvrıla kıvrıla yol alan sıkıntıyı izledi.” [4]

Sıkıntı, öyledir. “Sıkıntı yok”ları ne kadar boca etseniz de üstüne, kıvrıla kıvrıla yol alır.


[1] Ümit Kıvanç’ın 17-25 Aralık yolsuzluklar meselesiyle ilgili yazısına koyduğu başlık, nesnesini buharlaştıran bu enflasyonizmin ve müphemliğin şablonunu bize verir: “Şey noktasında da sıkıntı var” (https://riyatabirleri.blogspot.com.tr/2014/03/sey-noktasnda-da-sknt-var.html?m=0).

[2] Türk Dil Kurumu’na göre: 1. İşsizlik, tekdüzelik, bezginlik vb. sebeplerden doğan ruhsal yorgunluk, cefa, eziyet. 2. Bir bozukluğun, karışıklığın sebep olduğu etkili ve sürekli yorgunluk, mihnet. 3. Yokluk ve parasızlığın yol açtığı geçim darlığı. 4. Bulunmama durumu. 5. Mecazî: Sorun, mesele, sendrom, problem.

[3] Reşat Nuri Güntekin, Gök Yüzü, İnkılap ve Aka, İstanbul 1976, s. 244.

[4] [1] Melike Uzun,  Soğuk ve Temiz, İletişim Yayınları, İstanbul 2017, s. 12.