Anasayfa > Haftalık Yazılar > Müftülere Nikâh Kıyma Yetkisi

Müftülere Nikâh Kıyma Yetkisi

Barış Özkul

07 Ağustos 2017

Birikim’in Ocak-Şubat 2017 tarihli sayısına Işık Tüzün, "İmam-Hatipleşme"nin vardığı düzeyi anlatan bir yazıyla katkıda bulunmuştu. Tüzün’e göre cumhurbaşkanının “ustalık dönemim” dediği ve dindar nesiller yetiştirmeyi vaat ettiği 2011 sonrasında ortaöğretimde gözle görülür bir değişim yaşanmıştı. Yakın tarihte (28 Şubat ve öncesi) İmam-Hatiplerle ilgili tartışmalar ve politikalar okul ve öğrenci sayısını azaltma ya da arttırma, yani nicelik odaklı iken 2012’de yürürlüğe giren 6287 sayılı yasayla birlikte İmam-Hatip ortaokullarının yeniden açılması ve bunu izleyen dönüşümler örgün eğitimin niteliğini bütünüyle değiştirmeye yönelikti. Yeni TEOG sistemiyle birlikte İmam Hatip okullarını tercih etmeyen öğrencilerin de İmam-Hatipler’e yerleştirildiği (80’lerin ve 90’ların düz liselerinin İmam-Hatip okullarıyla ikame edildiği) yeni bir eğitim sistemi tesis edilmişti.

Eğitimdeki bu dönüşüm herhangi bir toplumsal ihtiyacın sonucu olarak yürürlüğe konmuş değil. Müfredatta dinî endoktrinasyona ağırlık vererek başarılı bir atom fizikçisi-doktor-hukukçu ya da filolog yetiştirebilmiş bir İslâm ya da Hıristiyan toplumu yok. Modern çağın mesleklerinde ustalaşıp yüksek bir düzeye ulaşabilmek için İmam Hatip tedrisatından geçme şartı aranmıyor. Ama mevcut iktidar için toplumsal ihtiyaçlardan ziyade kendi gönlünde yatan İslâm toplumu ideali daha önemli.

Müftülere resmî nikâh kıyma yetkisi verilmesi de bu ideal çerçevesinde anlamlı. Modern toplumlarda kanunlar ve düzenlemeler birtakım toplumsal ihtiyaçlara yanıt vermek amacıyla yapılır. Günümüz Türkiyesi’nde müftüler ve imamlara nikâh kıydırmak isteyip de kıydıramayan kaç kişi var? Siyasal İslâm’ın iktidar olduğu günümüz Türkiyesi’ni geçelim, yirmi yıl önce böyle bir engelle karşılaşan var mıydı?

Önerilen düzenleme herhangi bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanmıyor. Gözümüzün önünde devam eden otoriter-İslâmî hegemonya inşası çerçevesinde atılmış sembolik (dolayısıyla ideolojik) bir adım bu. AKP ceza hukuku alanında şer’i hukuku açıktan savunamadığı için şimdilik özel hukuk alanında birtakım değişiklerle yetiniyor. Bunu da var olan hukuk mevzuatını son derece ilginç ve dolaylı yollardan atlatarak yapıyor. 

Yürürlükteki Türk hukukuna göre evlendirme yetkisi Medeni Kanun’la düzenlenmiştir. Medeni Kanun (madde 134) ile bu yetki evlendirme memurlarına (nüfus müdürlerine, belediye başkanlarına, köylerde muhtarlara vs.) verilmiştir ve mevcut düzenlemenin değiştirilmesi için Medeni Kanun’da değişiklik yapılması gerekir. Siyasi iktidar, önerdiği düzenleme için Medeni Kanun’da değişiklik yapmak yerine evlendirme yetkisiyle hiçbir illiyet bağı olmayan Nüfus Hizmetleri Kanunu’na (madde 22’ye) yapılacak bir ekle işinden içinden çıkmaya çalışıyor. Bu, AKP’nin genel olarak politika ve kanun yapma tarzını ortaya koyduğu gibi Medeni Kanun’u hazırlayan zihniyetle doğrudan hesaplaşmaktan şimdilik kaçınan ama zamanı geldiğinde onun da icabına bakacak bir “arkadan dolanma” taktiğine işaret ediyor.

Nikâh düzenlemesinin yol açacağı yetki ihlali ve karmaşası son birkaç yıldır yaşadığımız ihlallerin yanında devede kulak kalır. Bu bir yana, düzenlemeyi temel haklar adına savunanlar, “özgürlükler” adına sahiplenenler de olabilir. Doğrusu bu saatten sonra, bu koşullar altında AKP’den özgürlükler yolunda olumlu bir adım atmasını beklemek en hafif tabirle hayalperestlik olur. Öte yandan siyasi iktidar giderek otoriterleştiği için kendi gündelik hayatımıza doğrudan temas etmeyen temel hak ve özgürlükleri savunmaktan vazgeçecek değiliz. Kural tanımaz bir otoriter-İslâmî toplum mühendisliği yürürlüğe konduğu için sözgelimi geçmişteki başörtüsü yasağının doğru olduğunu iddia edecek değiliz. Temel haklar ve özgürlükler kişinin Müslüman, Hıristiyan veya Ateist olması fark etmeksizin her durumda herkes için savunulması gereken değerlerdir.

Nikâh kıyma yetkisiyle ilgili yeni düzenleme tam da bu noktadan eleştirildiğinde, iktidar cenahında bu düzenlemeyi özgürlükler adına sahiplenenlerin yanıtlaması gereken bazı sorular var: Müftülerin kıydığı resmi nikâhlarda kadınlar şahitlik yapabilecek mi? Mehir uygulaması devam edecek mi? Müslüman bir kadın gayri-Müslim veya ateist bir erkekle müftünün huzurunda evlenebilecek mi? Müftülere nikâh kıyma yetkisi verildiğine göre eşitlik ilkesi adına diğer dinlerin temsilcilerine de aynı yetki verilecek mi?

Bu sorulara verilecek yanıtlar kimin özgürlüklerden kimin çoğunluk diktasından yana olduğunu ortaya koyacaktır.