Bedel

Tanıl Bora

11 Ekim 2017

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 29 Eylül’de, kendi isminin verildiği imam hatip lisesinin açılışını yaparken: “İşte bu kardeşiniz buraya girdiğinden beri bu uğurda her sıkıntıya göğüs germiştir. Hiçbir zafer mücadele edilmeden ve bedel ödenmeden kazanılmaz,” dedi. Heroik/kahramanca bir jest, bir zafer nişanı olarak bedel ödeme… Ertesi gün, “Kuzey Irak yerel yönetimi ülkemize rağmen bir adım atmıştır, öyleyse bunun da bedelini ödeyecektir,” dedi. Bir ‘cürümün’ karşılığı olarak, bir tehdit olarak bedel ödetme… 

***

Bedel ödemek, ağır bir söz. Tutkulu bir söz. Neredeyse aşkın diyebileceğimiz bir haklılığın ve meşruiyetin dünyevî karşılığı gibi, pratik sınanması gibi… Şüphe yok; uğruna ödenen bedel, yapılan fedakârlık, bir davayı, bir değeri güçlendirir, ona can verir. Çok defa, salt mecazî değil, kanlı canlı anlamıyla can

***

Bedel, Arapça özgünüyle badal, yerine geçme, eşdeğer olma, karşılık anlamlarına geliyor. Mübadele ve tebdil de aynı kökten (bdl). 

Kelimenin Batı dillerindeki karşılığının (price, Preis, prix) Latin kökü olan pretium, kıymet, eder, ödenti, tazminat gibi maddî çağrışımı güçlü anlamlardan, faikiyet/başarı, layık/şayan olma, ödül gibi manevî kıyılara yanaşıyor. 

Abdal’ın, bedel’den gelmesi anlamlıdır. Düz karşılığı: bedeller. Tasavvufta abdal, herkese malûm ve ayan olmayan gayb âlemine vakıf olan evliyalara mahsus bir mertebedir. Abdal (bedeller) ismi, onların nefislerini ruhlarına feda etmiş, bedenlerini ve benliklerini ruhlarının bedeli olarak vermiş olmalarını anlatır. (Abdal’ın dünyevî hayattan kopmuşluğundaki tuhaflığın alay konusu edilmesi, kelimenin ahmak anlamındaki aptal’a dönmesine yol açmış.)

***

“Acıydı vefanın peşinatı, taksidi kırgınlık, ödedim bitti/ bakiyesi nezaket, hoyrat bir ihanetin bedeli inciyse def olurum…”

Akif Kurtuluş’un “Akik” şiirindeki bu dizeler, bedel ve emsali kelimelerin ‘ticarî’ terimlerle olan iltisakını vurgulayan (evet, abartan) tekinsizliğiyle sarsmıyor mu bizi? Oscar Wilde’ın meşhur sözündeki gibi: “Günümüzde insanlar her şeyin bedelini biliyor fakat hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar”; veya başka bir çeşitlemesiyle: “Sinik insan, her şeyin bedelini bilen fakat hiçbir şeyin değerini bilmeyendir.”

Bedel’in bir ucunda abdalın metafizik adanması varsa, öteki ucunda da kaçınılmaz bir nicelleşme ‘riski’ var. Kesinlikle para cinsinden olması gerekmeyen bir nicelleşme; adanmanın, fedakârlığın, meydan okumanın hep bir artırımı tahrik etmesi... Değerin, adeta o artırımla, bedelle ‘ölçülmesi’…

Kelimenin “yerine geçme” anlamını da unutmayın, yerine geçme, yani ikame, yani yerine başka bir şey koyma… (Bedelle kökteş olan tebdil’i de hatırlayalım: değişme, dönüşme...) Bedelin, bizzat değer olmasının, değerin yerine geçmesinin riskinden söz ediyorum. Büsbütün uğruna ödenen bedelle ölçülen değerin kendisinin talileşmesi, neredeyse türevselleşmesi riskinden.

***

Bedel ödemenin, hele can bedelinin, bir değeri, bir davayı hakikileştiren kudretinden söz ettik. Ama ya bu denklemi tersinden kurmak? Ya fedanın kudretine bağlanarak, can değeri ziyanlığına [1] duyarsızlaşmak?

Gerçekten bedel ödemiş, büyük fedakârlıklara katlanmış, nice yakınını kaybetmiş insanların can değeri ziyanlığına karşı uyarılarını hatırlıyorum. Jorge Semprún’in, Franco faşizmi döneminde İspanyol Komünist Partisi’nin -kendisinin de bir parçası olduğu- fedakârca ve kahramanca uğraşını saygıyla anarken, keşke “biraz daha az kahramanlık olsaydı,” diye iç çekmesini örneğin, onun yerine ve bir ezberi tekrarlamak yerine somut, etkili politikalar akletmeye çaba harcansaydı diye hayıflanmasını…[2]  Veya TKP/ML davasından yıllarca hapis yatan Ali Türker Ertuncay’ın, canını esirgemeyen yoldaşlarını saygı ve sevgiyle anarken, “Türkiye’de devrimin ihtiyacı kahramanlık öyküsü değildi,” demesini, ödenen bu bedellerin hatırasının kolaylıkla unutturabildiği “rasyonel önderlik” eksiğini ve ihtiyacını vurgulamasını…[3] 

***

Bedel ödemeyi aşkınlaştırmanın, bizzat bir iddianın, bir iddialaşmanın konusu yapmanın zararını –ve bedelini- bilerek, yaşayarak söylenmiş sözler bunlar… Görmezden gelinemeyecek bir şey de şu:[4] Bazen kötülüğün zifirî ağırlığı umutları öyle karartır ki, bugünü ve şimdiyi feda etmenin yükü kahredici biçimde hafifler; o zaman bedel, bugünün ve –en acısı– aslında umudun ikamesi olarak mutlaklaşır.

***

Bedel ödemenin yalın anlamı: Fikrinin ve fiilinin sorumluluğunu üstlenmek, sonuçlarını ‘taşımak’. Sorumluluk etiği. Kendimize borçlu olduğumuz asgarî bedel. En kahramancası, bunun kahramanlık sayılmadığı bir vasatımızın olması, olmaz mıydı?


[1] Tanıl Bora: “Can değeri,” Birikim, sayı 294 (Ekim 2013), s. 9-11.

[2] Jorge Semprún: Federico Sánchez’in Özyaşamöyküsü. Çev. Işık Ergüden, İletişim Yayınları, İstanbul 2017, s. 105.

[3] Ali Türker Ertuncay: Görülememiştir – Bir TKP/ML Sanığının Günlükleri. Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2015, s. 308-9.

[4] Tam bu hatırlatma anında söylemenin yeridir: bu yazının ‘icabını’, Barış Bıçakçı’ya borçluyum.