Anasayfa > Haftalık Yazılar > Üç Saniye Arayla İki Bomba

Üç Saniye Arayla İki Bomba

Polat S. Alpman

12 Ekim 2017

Korkunç, korkutucu bir dönemde yaşayanların korkularına mahkum olmasında şaşılacak bir şey yok. Şaşılacak olan bu korkunçluğa rağmen metaneti, bu korkulara rağmen cesareti diri tutmaya azmedenlerin varlığı... Henüz üzerinden iki yıl geçmiş olmasına rağmen bir türlü kamuoyunun gündeminde yer almayan ve gündemde olmaması için özel bir çaba gösterildiği hissedilen 10 Ekim 2015’te yaşanan katliam, Türkiye’deki korku eşiğini “Emek, Barış, Demokrasi” diyerek yıkmaya çalışanların katledilmesidir. Ankara’da yaşanan ve Türkiye’nin en büyük terör saldırılarından biri olan bu olayın, olağan bir ülkede yetkili kişileri, kurumsal politikaları ve daha birçok şeyi değiştirmesi beklenirdi. Türkiye olağan bir ülke değildir. Hiçbir şey değişmedi.

En azına razı edilenler ülkesinde ölü sayılarının çok olmasında şaşılacak bir şey yok. Şaşılacak olan, bu kadar ölüme yazgılı hayatlar yaşayanların arasında yaşama azmi, yaşatma gayreti olanların varlığı... “Valilik, ilk belirlemelere göre, 100 kişinin yaşamını yitirdiği bilgisini aktardı” diye haber geçen TV kanallarının gereksiz varlığı, yeni medya araçlarında akan ses, görüntü ve fotoğraflarla yeniden teyit ediliyordu. Polislerin, neden sıktıkları hala anlaşılamayan biber gazı sisinin içerisinde az önce kaybettiği sevdiğinin başında ve hayatının en ağır acısını bir başına yaşayan insanların, siren seslerinin, çığlıkların ortasında paramparça olmuş "Emek”, “Barış”, “Demokrasi" yazılı dövizleri. Çaresizlik kelimelerle anlatılamaz, fotoğraflar da bir yere kadar...

Başkasına yapılan kötülüğü görmezden gelmek konusunda maharetli olanların memleketinde, 102 insanın bir bombalı saldırı sonucunda katledilmesini, bir kısmı uzuvlarını kaybedecek şekilde yaralanan yüzlerce insanı görmezden gelmekte şaşılacak bir şey yok. Şaşılacak olan, görmezden gelmeye ayarlı olanların görmesi için, ölülerinin yüzlerini, inatla, bir ihbar olarak taşımayı göze alanlar... Patlamadan hemen sonra, Toplumsal Olaylara Müdahale Araçlarının bombalı saldırının gerçekleştiği alandaki bir kısmı ölü ve yaralı olan insanlara tazyikli su sıkarak “müdahale” etmesindeki çevikliğe hayran gözlerle bakanların görmezden geldiklerini görenler için olup biteni anlamak, açıklamak kolay değil. Çünkü görse bile görmeyecek, duysa bile duymayacak, dokunsa da hissetmeyecek, o kadar kararlı, o kadar istekli bir görmezden gelmek bu. İlla ki görmek zorunda kaldığında ise neredeyse katledilenleri suçlayacak kadar körelmeyi göze alan bir çürüme.

Nasılsa hiçbir rezillikten üzerine zillet bulaşmayan, bulaşsa bile bir başka rezaletle bunu telafi eden yetkililer ülkesinde, böylesi bir katliamdaki ihmalinden dolayı “istifa edecek misiniz” diye sorulan beylerin, soruyu soranlara bakıp sırıtmasında şaşılacak bir şey yok. Şaşılacak olan, gırtlağına kadar yozlaşmış Ortadoğu ülkelerinin bütün standartlarına uygun ve uyumlu olan bürokrasiye rağmen bunu teşhir ve telafi etmeye çalışanların varlığı... 10 Ekim katliamından kısa bir süre önce, 20 Temmuz’da (2015), Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinde yaşanan bombalı saldırıda, 33 kişinin hayatını kaybedip 104 kişinin yaralanmıştı. Bu saldırıyı yapan kişinin ağabeyi ise 10 Ekim’de Ankara’daki katliama neden oldu. Yukarıdan aşağıya bakanlık, istihbarat, emniyet ve sıralı bütün bürokratik irade, “Ortadoğu bataklığı” klişesinin hayal değil gerçek olduğunu bizzat tecrübeyle sabitlemiş oldu.

Kederde ve sevinçte bir araya gelemeyenlerin memleketinde, çoğunluğun kendisine benzemeyen herkesi şeytan ilan etmesinde şaşılacak bir şey yok. Şaşılacak olan, bir kabus gibi bütün toplumu sarmış bu kötücüllüğe rağmen eşitlik ve özgürlük umudunu bir bayrak gibi taşıyanlar... Hani Konya’da yapılan bir milli maç vardı, katliamdan çok kısa bir süre sonra yapılan bir maç. O maçta Ankara Garı’nda katledilenler için yapılan saygı duruşu sırasında tribün coşmuş ve “Ya Allah, Bismillah, Allah-u Ekber” nidalarıyla saygı duruşunu protesto etmişti. IŞİD katletmekte haklı mıydı yani, ölenler ölmeyi mi hak etmişti? Katliamın üzerinden iki yıl geçti ve Türkiye, o günden daha iyi bir ülke haline gelemedi. Öyle ki; 10 Ekim katliamı, Türkiye’de yaşanan en büyük terör saldırılarından biri olarak kabul edilmesine rağmen, ailelerin Ankara’da yapacağı anma töreni valilik tarafından yasaklandı (link). 

Bunda şaşılacak bir şey var mı?