Anasayfa > Haftalık Yazılar > Popülizm (IX): Radikal Bozulma ve Boş Gösterenlerin Toplumsal Anlamı

Popülizm (IX): Radikal Bozulma ve Boş Gösterenlerin Toplumsal Anlamı

Aybars Yanık

17 Kasım 2017

Kendimizi bildik bileli içinden geçip gittiğimiz, bankında oturup seyre daldığımız, gezindiğimiz bir parkın artık “orada” olmadığını gördüğümüzde hissettiklerimiz neye benzer; nasıl tarif ederiz bu hissi? Yahut sürekli alışveriş ettiğimiz bir dükkânın camlarının bir süre gazete kâğıtlarıyla kaplanıp yerini “mahalle”nin dokusuyla da uyumsuz bir kozmetik zincirine bıraktığını gördüğümüzde ne hissederiz?

Tatsız bir romantizme pabuç bırakmadan, sevinsek de üzülsek de “biz”im dışımızda gelişen bir “yerinden edilme” ile karşı karşıyayızdır, diyebiliriz. Bir acı, öfke veya coşku değil de, sanki “göklerden gelen bir karar”ın hissettirdiği bir tür acziyet de denebilir. “Neler oluyor” demeye imkân vermeyen bir süratle, kime neyi soracağımızı bilemediğimiz bir anonimlikle olmuştur olan. Rutinimiz içerisinde büyük yeri olan yakın çevremizin pek tabii bizi de etkileyen değişimi/dönüşümü karşısında “izleyici” pozisyonundayız ve buradan çıkmaya takatımızın olmayışını deneyimliyoruz. Siyaseten gidişatına müdahil olamadığımız bitimsiz bir yolda, yaprağın rüzgâr karşısındaki çaresizliğini andıran bir tükenmişlik tanımlıyor bizi.

Bir taraftan da, bu yılki Ulus Baker Buluşması’nda “Dünyasız Bakış Açıları” başlıklı sunuşunda Şükrü Argın’ın değindiği, birbirimize duyduğumuz sorumluluğun ortadan kalkması… Eylemenin meşruiyetini yalnızca bireysel tatminden ve mutlu olabilme için delice bir yarıştan aldığı bir devirdeyiz. Tüketme/tüketim üzerine temellenen pratiklerin hemen her türden etik-politik değeri ikame edebildiği, bir aşırılığı ima ettiği, hatta bu değerleri de bir tüketim nesnesi haline getirdiği bir manzaranın politik dile tercümesi yapılmalı. Aksi halde, sorumluluğu üzerinden atıvermeye teşne bir kahretme ve söylenme girdabından çıkmak pek kolay olmayacak. Sorumluluk, belki de ancak deneyimlenen momenti politik dile tercüme edebilmekle başlatılabilir. Bunu ben etki edebilme iradesinin erozyona uğraması olarak tanımlayıp “kurucu bir radikal bozulma momenti” olarak kavrıyorum ve bu ve bir sonraki yazıda tartışmayı bu tanım üzerinden ilerletmeyi deneyeceğim.

***

Kurulu düzeni politik dile tercüme edebilmek, ancak siyasalın farklı bir ontolojik kavrayışıyla ele alınabilir görünüyor (bu aynı zamanda popülizmin sol versiyonunu da mümkün kılacak bir mantığı ima edecek). Bunun, konumların ve hedeflerin önden tanımlandığı bir proje ve o projeye angaje bir “kolektif özne” olmayacağı açık. Bu ontolojiyi Laclau’nun boş gösterenler ve hegemonik mücadele arasında kurmayı denediği bağdan edinebiliriz.

Boş gösterenin çalışabilmesi için Laclau’nun öne sürdüğü koşul, hakim bir radikal bozulma, toplumsal dokunun erozyona uğramasıdır ve ayrıca “Boş bir gösteren (…) ancak, bizzat anlamlandırmanın kendi bünyesinde kurucu bir imkânsızlık varsa, ve ancak, bu imkânsızlık, kendisini, göstergenin yapısında bir kesinti (yıkım, bozulma, vb.) olarak anlamlandırabiliyorsa, sökün edebilir.”[1] Bu kavrayış, aynı zamanda, sistemin kendisini bir pozitiflik olarak dayatamayacağı, daha doğrusu toplumsalın bir pozitifliğin temsili olmasının imkânsızlığına işaret eder.

“Bir sistem için tüm dışlamalardan azade saf bir mevcudiyet, radikal bir imkânsızlıktır, ama yalnızca bu imkânsızlık sayesinde, böyle bir imkânsızlık bulunduğu için fiili sistemler (terimin çoğul hali) varolabilir. Eğer sistemin sistematikliği, doğrudan doğruya dışlayıcı sınırın eseri ise, sistemi bir sistem olarak temellendiren bu dışlamadan başka bir şey olamaz. Burası son derece önemli, çünkü gerisinde, sistemin pozitif bir temele sahip olamayacağı ve sonuçta, kendini pozitif bir gösterilen cinsinden anlamlandıramayacağı olgusu yatıyor.”[2]

Dolayısıyla, yeni bir politik imkân -popülist imkân da diyebiliriz buna- kendini bir pozitiflik olarak sunan, planı-programı-projesi olan bir koalisyondan (kolektif özne) ziyade, yani tekil taleplerin birbirleriyle kesişimleri üzerinden türetilebilecek bir şemsiye altında toplaştırılması -ki bunun işe yaramadığı sayısız kez görülmüştür- yahut bu taleplerin içeriğinin “isabeti” üzerinden tanımlanamaz.

“Olağanüstü bir baskı ortamında kısmi bir hedef için mücadele, sadece mücadelenin somut talep ve hedefleriyle bağlantılı olarak değil, sisteme karşı bir muhalefet hareketi olarak da anlaşılacaktır. Bu son olgu, bir dizi somut ya da kısmi mücadele veya hareketlilik arasında bağı tesis eden şeydir –tüm bu mücadeleler somut hedefleri derinden derine bağlantılı olduğu için değil, baskıcı bir rejime karşı koyma bakımından eşdeğer görüldükleri için birbirleriyle bağlantılıdır. Sonuç olarak onların birliğini sağlayan hepsinde ortak pozitif bir şey değil, negatif bir şeydir.”[3]

Dolayısıyla kolektif öznenin üretiminin (buna bu terminolojide “halk” diyebiliriz) önkoşulu bir negatiflik olacaksa ve bu negatiflik ancak gösterileni olmayan bir gösteren içerisinde kayıt edilebilecekse, boş gösterenin üretiminin toplumsal koşullarını tespit etmek gerekir. Radikal bozulma tespiti ve bunun anlamlandırma zinciri içerisindeki konumu bu nedenle önemlidir. Laclau, burada, Hobbes’a başvurur:

“Uç bir örnekle, toplumsal dokunun radikal bir şekilde bozulduğu bir durum düşünelim. Böyle bir durumda -Hobbes’un doğa halinden çok da farklı olmayan bir durum- insanlar bir düzene ihtiyaç duyar, düzenin fiili içeriği ikincil bir mesele haline gelir. ‘Düzen’in, ‘düzen’lik sıfatıyla herhangi bir içeriği yoktur, çünkü ‘düzen’, sadece bilfiil gerçeklik kazandığı çeşitli biçimler altında varolur, ama radikal bir düzensizlik durumunda, olmayan bir şey olarak mevcuttur; bu yokluğun göstereni olarak boş gösteren haline gelmiştir. Bu anlamda çeşitli siyasal güçler kendi özgül amaçlarını söz konusu noksanlığı dolduracak amaçlar olarak sunma yarışına girebilirler.”[4]

(Lord of The Flies filminden)

Politikanın var oluşunun, ancak bir eksikliğin, olmayanın temsil edilebilme kapasitesi dahilinde mümkün olabileceğini görüyoruz. Aynı zamanda, farklı bir ontolojik kavrayışın ilk hamlesini de yapmış bulunuyoruz. Bu da, Hegelci bir anlayışla, sınırları düşünmenin sınırların ötesini düşünmekle özdeş olduğu bir anlamlandırma sistemini imliyor. Haliyle bir tersine çevirme söz konusu: Politik sistemin mümkünlüğü anlamdan türetilmiyor, “anlamlandırmanın mümkünlüğü sistemde, sistemin mümkünlüğü de kendi sınırlarında yatıyor”.[5]

O halde kolektif özne, isteklerinin karşılığını bulamamış tekil taleplerin toplamından fazla bir özne, bir koalisyonun dolaysız ifadesinden fazla bir şey olacaksa, kendi sınırlarını belirlemesi, bunun için de kendisini bir “eksikliğin” göstereni içerisine, ancak ve ancak sınırdan (negatiflikten) türetilebilecek bir zincir (eşdeğerlik zinciri) aracılığıyla kayıtlaması gerekecek.

Dizinin son yazısında, bu eksikliğin, olmayışın ne olabileceğini, çerçevesini çizmeye çalıştığım ontolojik kavrayıştan türetmeyi deneyeceğim. Bu, bize, sol popülist bir siyasetin mümkünlük koşulunu da açıklamış olacak.



[1] Laclau, E. (2000). Evrensellik, Kimlik ve Özgürleşme, çev. Ertuğrul Başer, Birikim, İstanbul, s. 96.

[2] A.g.e., s. 98 (v.b.a.).

[3] A.g.e., s. 101 (v.b.a.).

[4] A.g.e., s. 106 (v.b.a).

[5] A.g.e., s. 97.