Anasayfa > Haftalık Yazılar > 150. Yılında Das Kapital

150. Yılında Das Kapital

Polat S. Alpman

01 Mart 2018

Türkiye’deki birçok okur için Kapital’in ve yazarı Marx’ın bazı anlamları var. Bu anlamların zamana ve politik konjonktüre göre farklılıklar içerdiği; eserin müellifinin ise bazı kesimler tarafından baş üstünde tutulurken bazı kesimler tarafından yakılmak istendiği bilinmektedir. Özellikle 2008 krizinden sonra başlayan “Marx haklı mıydı” tartışmalarında yeniden gündeme gelen Kapital’in, Türkiye’deki hikayesi de bundan farklı değilmiş. Bu hikayenin izini sürmek, Türkiye’deki sol siyasetin köklerini, gelişimini, dertlerini ve özgülüklerini anlamak için yakın zamanda Mehmet Ö. Alkan tarafından kaleme alınan 150. Yılında Das Kapital isimli kitap, Kapital’in çeviri serüveninde yaşananları anlatıyor.

Türkiye’deki siyasal düşünce tarihi ve hatta siyaset kültürü açısından ilginç bilgiler içeren eser, Kapital’in bitmeyen çeviri serüvenine Türkiye’deki sosyalist hareket içerisinde yer alan bazı isimlerin hikayesi eşlik ediyor. Osmanlıdan günümüze kadar Kapital çevirilerinin izini ve bu çevirilerle ilgili tartışmaları ilk elden belgelerle açıklayan kitap, bir anlamda sosyalizmin Türkiye’deki tarihine ilişkin bir dönemini imkanı sağlıyor.

Tahmin edileceği üzere, Türkiyeli sosyalistlerin Kapital’e olan ilgisinin artması, onları tercüme için motive ederken memlekette cereyan eden siyasal gelişmeler, bu süreci kesintiye uğratmış. Haliyle kitabı okurken sadece çevirilerin serencamını değil, aynı zamanda Türkiye’deki istibdadın pek temas edilmemiş, bir başka veçhesi ortaya çıkıyor.

Bunun bir sonucu olarak Kapital çevirileri uzun bir döneme yayılarak, beş dalga halinde gerçekleşmiş. Bu çeviriler bazen absürt derecesine varan tartışmalara neden olduğu gibi sıklıkla absürtlükte sınır tanımayan siyasal müdahalelere maruz kalmış. Bu nedenle Kapital’in birinci cildi, kitabın basıldığı tarihten 100 sene sonra Türkçe basılabilmiş.

Kapital’in Osmanlı’da başlayan ilk çeviri girişimleri II. Meşrutiyet döneminde, 1912 yılında yapılır. 1930’lu yıllarda ikinci dalga, 1950’nin ortalarında, Demokrat Parti döneminde, üçüncü dalga, 1960’lı yılların ortalarında başlayıp 70’li yılların sonlarına kadar uzanan ve Alaattin Bilgi tarafından çevrilip Sol Yayınları tarafından ilk kez 3 cilt olarak yayınlanabilen dördüncü dalga ve son olarak Yordam Kitapevi tarafından yeniden çevrilip 2015’te tamamlanan beşinci dalga. Bütün bu çeviri süreçlerinin hepsinde ortak olan husus, çevirilere ilişkin tartışmalar olmuş. Bu tartışmaların bir kısmı tarihte kalmış olmasına rağmen bir kısmı günümüzde de devam ediyor. Başlı başına bu durum bile Kapital çevirilerinin Türkiye’deki hikayesinin sıra dışılığını göstermesi için yeterli bir örnek.

Bu meseleyle ilgili tartışmaların arkasında Kapital’e yüklenen özel bir değer ve önem olduğunu, henüz 1902’de yayınlanan ve Osmanlı Sosyalist Fırkası’nın yayını olan İştirak dergisinde Kapital ile ilgili bazı malumatların verildiği, Kapital’e “sosyalizmin programını birleştirmeye” çalışan bir metin olarak bakıldığı anlaşılıyor. Kapital’in kendine dert ettiği meselelerden daha çok isminin ve üzerindeki devrimci dumanın etkisi dönemin sol münevverleri etkisi almış olsa gerek. Sadece sol münevverleri de değil, dönemin hakiki liberallerinden olduğu belirtilen Haydar Rifat da Kapital’in çevirisiyle uğraşmış ve bu meselenin öneminden söz eden ifadeler kaleme almıştır. Bir de Mahmut Esat Bozkurt var; memleketin imkanları nispetince nasyonal sosyalizme gönül veren bu kudretli bürokrat da Kapital’in çevrilmesi için bir heyet kurar. Yani Kapital’in çevirisiyle ilgili soldan sağa herkes gayretlidir, ancak Alkan’ın ifade ettiği birçok nedenden dolayı bu çeviri işi bir türlü tamamlanamaz. Özetle Kapital’e, onun bahsettiği ve bütün dünyayı etkilediği düşünülen meselelere ilişkin güçlü bir merak ve aynı zamanda ona eşlik eden bir korku söz konusudur. Bu merakın giderilmesini sosyalist siyaset için elzem görenler kadar entelektüel vazife olarak kabul edenlerin de bulunduğu kültürel atmosfer içerisinde hem tek parti döneminde hem de çok partili dönemde sol üzerindeki ağır baskılar çeviri işini sürekli geciktirmiş ve Kapital’in ilk cildi yayınlandıktan ancak 100 yıl sonra Türkçe olarak basılabilmiş.

Kapital’in sadece bir kitap olmadığı, hatta bazılarının kutsal kitap muamelesi yapmaya hevesli olduğu, devletin ise tümüyle kendisi için tehdit gördüğü; olmadık bahanelerle başına türlü işler gelen ve lanetli muamelesi gören kitabın, Türkçeye tercümesi sürecinde yaşananlar Türkiye’nin nasıl bir ülke olduğu konusunda da epey ilginç bilgiler içeriyor.

Türkiye’deki egemen devlet aklı ve uygulamaları açısından sosyalist olmak her zaman tehdit kabul edildi. Haliyle memlekette solcu olmak, hele sosyalist olmak hiçbir zaman kolay olmadığına, uzun yıllar boyunca yasaklandığına ve cezai kovuşturmalara neden olduğu için Kapital’in de başına gelenleri anlamak güç değil. Yine de kitapta yer alan belgeler, tanıklıklar, anlatılar, dipnotlar, anekdotlar bu tercüme mücadelesinin nasıl bir azim gerektirdiğini ve hangi bedeller uğruna devam ettiğini göstermesi bakımından ilginç ve önemli. Ne de olsa “sosyalizmin ilk kitabı”ndan değil, “kapitalizmin son kitabı”ndan söz ediliyor.