Süreç

Tanıl Bora

09 Mayıs 2018

İki hafta kadar önce, eski bakanlar Taner Yıldız, Mehdi Eker ve Efkan Ala’nın İngiltere’de Demokratik İlerleme Enstitüsü DPI’de katıldıkları bir toplantı, haber oldu. Toplantı, Kürt meselesine siyasal çözüm arayışı süreci sırasında, bu konudaki uluslararası tecrübeleri ele alan toplantılar düzenlemiş olan Kurdish Human Rights Project'in (Kürt İnsan Hakları Projesi) direktörünce organize edilmişti. Yeniçağ, bu haberi “Yeni bir çözüm sürecinin adımı mı?” başlığıyla verdi. Sonra, eski bakanların bu toplantıda, başka parti temsilcilerinin de yer almasını kabul etmemiş olduklarını öğrendik. Bu, tam tersine, onların yeni bir çözüm sürecini istemediklerine dair bir işaret olarak yorumlandı. (link

Zamanında hüsnü niyetle “barış süreci”, “çözüm süreci” denen tecrübe, daha temkinli bir dille “çatışmasızlık süreci” diye de adlandırılıyordu. İktidar temsilcileri, başka Erdoğan, temkinden öte sanki bir evhamla, “milli birlik ve kardeşlik süreci” diyorlardı. MHP’nin dilindeyse, söz konusu olan şey “ihanet süreci” idi.

***

“Zamanında” dediğimiz zamanın üzerinden çok da fazla vakit geçmedi. 

Bundan tam beş yıl önce dünkü gün, 8 Mayıs 2013’te, “Toplumsal Barış Yollarının Araştırılması ve Çözüm Süreci’nin Değerlendirilmesi” resmî amaç tanımıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, ilk toplantısını yapmıştı. CHP ile MHP’nin üye vermediği komisyonda 10 AKP’li, bir BDP’li milletvekili yer almıştı. AKP’li mebuslar arasında Yalçın Akdoğan da vardı, Mehmet Metiner de…

Komisyonun 2013 Kasım’ında yayımladığı rapor ilginçtir (link). “Sürecin iyi yönetişimi” gereğinden söz edilir.[1] Sonuç maddelerinden birisi, çözüm umuduna sıkı sıkı sarılmayı telkin eder: “Çözüm sürecini ‘Sizi Kandırıyorlar’, ‘Size Ne Verdiler? Ne Alıyorsunuz?’, ‘Ne Verdiniz’, ‘Bölünüyoruz’ gibi paranoyalardan arındırarak üst perdeden değerlendirmek gerekmektedir. Endişe ve şüphelerden daha baskın olduğu apaçık ortada olan kamuoyunda filizlenmiş ‘Çözüm Umudu’nun canlı ve önde tutulması önem taşımaktadır.”

Sonuç metninden bir pasaj daha aktarayım: 

“Çözüm süreci iç içe girmiş bir süreçler bütününü ifade etmektedir. Bu nedenle bazı süreçlerde süreçleri olmaz noktalara sürüklemeye ya da süreci o şekilde yorumlamaya çalışmak, sonraki süreçlere ve olası olumlu sonuçlarına şans vermemek anlamına gelebilecektir. Önemli olan herkesin en fazla yararı elde edeceği nihai bütüncül sürecin faydasını arttırabilmektir.” 

Bu pasajda geçen 48 kelimeden 7’si, “süreç” kelimesidir. Zaten o aralar siyasî gündemde en fazla deveran eden kelimelerden biri “Süreç”ti ve birisi “süreç” dediğinde, muhakkak o büyük harfli süreç anlaşılıyordu. 

Çok değil, üç sene öncesine kadar öyleydi.

***

Türk Dil Kurumu Sözlüğü kelimeyi şöyle tanımlıyor: “Aralarında birlik olan veya belli bir düzen veya zaman içinde tekrarlanan, ilerleyen, gelişen olay ve hareketler dizisi, vetire, proses.” Ali Püsküllüoğlu’nun Öz Türkçe Sözlüğü’ndeki tanım, kelimenin ilerlemeyi, bir sonuca varmayı anlatan anlamını vurgular: “Bir olayın belli bir sonuca doğru gidişi, birbirini izleyen gelişmelerle gelişip oluşması.”

Süreç’in Osmanlıcadaki karşılığı olarak veriler “vetire”nin Ötüken Osmanlı Türkçesi Sözlüğü’ndeki karşılığı: 1. Dar yol, keçi yolu, patika. 2. Süreç. 3. Yol, üslup, tarz. 4. Bölme, perde.

Bu karşılıklardan da görülüyor ki, vetire’nin tam anlamıyla karşılamaya muktedir olmadığı, çünkü gerçekten yeni bir kelimedir süreç. Eskide karşılığı olmayan, modern bir kelimedir. Nitekim öz Türkçeciliğe, “uydurmacılığa” takaza eden literatürde, “süreç”, kabahatli kelimeler arasında anılmaz pek.[2]  

***

Süreç, modern çağa mahsus yeni bir kelimedir; zira 19. yüzyılda doğa bilimlerinde statik tasnifçi bakış açısının yerini, dinamik-süreçsel bakış açısının almasıyla kuşanmıştır anlamını. Evrim araştırmaları da süreçsel düşünüşten doğmuştur. Hegel ve Marx, bu bakış açısı değişiminin siyasî felsefedeki öncüleridir. Süreç, özsel nitelikler yerine, değişime-dönüşüme odaklanmayı telkin eden bir kelimedir.

***

Batı dillerinde süreç, proces/procés/Prozeß, Latince procedere’den yani ilerlemek’ten doğmuş. Bir gelişmeyi, bir hareket dizisi veya sistemini ifade ediyor. “Hareket dizisi ve sistemi”ni anlatan, Türkçede de kullandığımız prosedür kelimesi de buradan çıkıyor. Batı dillerinde dava/yargılama da proces/procés/Prozeß’tir; süreç’le aynı kelime. Süreç’in, bir neticeye varan yanını vurgulayan bir kullanım.

***

Bugün “süreç”i herkes rahatça kullanıyor. Lakin aşağı yukarı 1980’lere kadar, sağın kelime cenklerinde bilhassa hedef alınanlardan olmasa bile, süreç yine de ‘solcu’ bir kelimeydi. Bir devrimci hatıratında, “toplumsal”, düzen”, “sömürü” vs. yanında “süreç” de, gizlilik kuralları gereği dolmuşta otobüste kullanmaktan kaçınılması gereken kelimeler arasında anılır, mesela.[3] 

***

Süreç kelimesinin 1960’lardan itibaren yaygınlaşmaya başlamasında sol literatürün etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Sanırım özellikle “azgelişmişlik süreci” teriminin, kelimenin popülerleşmesine katkısı büyüktür. Onun kadar ağırlıklı olmasa da, “geçiş süreci” teriminin… 70’lerde şüphesiz, “partileşme süreci” teriminin...

Dikkatinizi çekecektir, bu bahsedilenler genellikle sonlanmayan “süreç”lerdir! Sonraları, mesela “AB üyelik süreci” ve –of!– “Kıbrıs müzakereleri süreci” de bu algıyı pekiştirir.

Kelimenin Batı dillerinde “ilerlemek”ten türetilmişken Türkçede “sürmek” fiilinden türetilmiş olmasının farkı, ‘tarihin maddesine’ dair bir farkın ifadesi midir acaba? Bizim “süreç”imiz, Batı dillerindeki “proces”ten farklı olarak, sonlanmaya aldırmadan süren bir “hareket dizisi” midir? Biraz da, süreç’i karşılamak için eski dilden çağırılan vetire’nin ilk anlamındaki gibi: Dar yoldan, keçi yolundan zor zahmet ilerleyen bir hareket dizisi!

***

Kelimenin tağşişine (enflasyonuna) da bir küçük parantez açalım.

Son yıllarda, “benim sürecim/onun süreci” lâfı yayıldı. Başımdan geçenler, gibi bir şey kastedilen. Zayıflama tecrübesinden, üniversiteye hazırlık ve girişte yaşadıklarına, din ve tanrı hakkında tefekkürüne kadar her tecrübeden, “benim sürecim” diye bahsedilebiliyor. Çoğul özneler hakkında da “sürecimiz” deniyor. “O sıralar”, “o esnada” yerine de “o süreçte…” deniyor, galiba daha ağırlıklı oluyor.

Bir de “işe alım süreci”, “insan kaynakları süreçleri” var. Burada, prosedür anlamında.

***

Başa dönelim. Çok değil iki üç yıl öncesine kadar gündemi kaplayan “the” Süreç’e, Kürt meselesindeki Barış/Çözüm Süreci’ne. Cuma Çiçek’in Süreç- Kürt Çatışması ve Çözüm Arayışları “adlı kitabı (İletişim, 2018), her şeyden önce, bu Süreç’in unutulmasına, hiç yaşanmamış gibi davranılmasına bir itirazdır. Çiçek, serinkanlılıkla, bu meselede o zamana kadar en fazla toplumsallaşan diyalog süreci olan bu tecrübenin neden başarısız olduğunu sorguluyor. Temel anlaşmazlık konuların şu etkenlerde arıyor: Müzakere mekanizmaları ve aktörleri, müzakere gündemi ve reformların kapsamı, silahsızlanma ve Kürt meselesinin uluslararası boyutu… Anlaşmazlığı koşullayan bir sebep olarak, sahici bir müzakere çabasını ve –TBMM Komisyonu’nun tabirine başvuralım– “süreç yönetişimini” ihmal eden “alla turca çözüm süreci” anlayışına dikkat çekmesi önemlidir. Tekrarlayayım, bu kitap her şeyden önce Çözüm/Barış Süreç’in unutulmasına, olmamış gibi davranılmasına, üzerine hiç düşünülmemesine bir itirazdır. Belki, benim bu yazıda takıldığım noktaya, “süreç”in ‘bitmez işler’ manasında algılanmasına da bir şerh.



[1] Bilvesile… Süreç mühendisliği diye bir ihtisas dalı var. Her aşamada performans incelemesiyle verimlilik takibi yaparak, sürecin sürekliliğini, akışını sağlamaya bakıyor. “Süreç optimizasyonu” sağlıyor.

[2] Mesela Faruk T. Timurtaş’ın veryansın ettiği kelimeler (veya “sözcükler” hatta “tilcikler”) arasında “süreç”, hiç geçmez. Bu arada doğruluğunu takdir ettiği karşılıklar (tanık, çekimser, görüşme...) arasında da geçmez. (Türkçemiz ve Uydurmacılık. Boğaziçi Yayınları, İstanbul, tarihsiz.)

[3] Mukaddes Erdoğdu Çelik: Bizim Çakır. Ceylan Yayınları, İstanbul 2006 (2. Baskı), s. 276.