Anasayfa > Haftalık Yazılar > Türkiye'nin Demokrasi Grafiği

Türkiye'nin Demokrasi Grafiği

Evren Balta

15 Mayıs 2018

Demokrasiyi ölçebilir misiniz? Bu soru hem siyasetçilerin hem de siyaset bilimi ile uğraşan akademisyenlerin önemli uğraşlarından biri. Halihazırda demokratik ilerleme ve gelişmeyi ölçen ve ülkelerin birbirine göre sıralaması ile dünyadaki demokrasinin düzeyini tartışmaya açan pek çok veri seti var. Bu veri setleri hemen her zaman belirli değer yargıları, metodolojik tercihler ve örtük siyasi gündemlere sahip olsalar da ülkelerin ve genel anlamda demokrasinin zaman içerisinde geçirdiği değişimi göstermesi açısından vazgeçilmez imkânlar da sağlıyorlar (bu veri setlerinin güçlü bir eleştirisi için Alexander Cooley ve Jack Snyder’ın Ranking the World isimli çalışmasını buraya koyuyorum). Üstelik bu veri setleri pek çoğumuza karmaşık gelen siyasi dönüşümleri güçlü ve kolay anlaşılır olgular haline getiriyorlar. 

Bu veri setlerinin belki de en ünlülerinden biri Freedom House’un ülkeleri siyasal haklar ve bireysel özgürlükler üzerinden değerlendirdiği veri seti. Bu veri setindeki bireysel özgürlükler kriterleri İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden türetilirken, siyasal haklar kriterleri ise yürütmenin denetimi ve muhalefet etme hakkı gibi demokrasinin temel işleyiş mekanizmalarından türetiliyor. Ülke skorları her ülkeden sorumlu araştırmacılar tarafından öneriliyor ve bağımsız araştırmacılar tarafından değerlendiriliyor. Skorlar tutarlılığı sağlamak için önce alt bölge toplantılarında ve sonra FH’nun merkezinde büyük bir uzmanlar kurulu tarafından gözden geçiriliyor. Ülke skorları eğer bir önceki yılın bulgularından ciddi bir sapma gösterirse daha sıkı bir incelemeye tâbi tutuluyor. Freedom House veri toplama yöntemi ve örtük değer yargıları konusunda ciddi eleştirilere tâbi tutulsa da en yaygın başvurulan ve ülkeler arası ilişkileri etkileyen önemli bir veri seti. Bütün sorunlarına rağmen bir ülkenin değişimi konusunda bize güçlü bir fikir de veriyor.

Polity IV veri seti ise siyaset bilimciler tarafından üretilen ve siyaset bilimi araştırmalarında yaygın olarak kullanılan bir veri dizisi. Freedom House gibi bireysel özgürlüklere değil, daha çok demokratik yönetim düzeyine odaklanıyor. Demokrasi düzeyini seçimlerin açıklık ve rekabet edilebilirlik oranları, siyasi katılımın niteliği ve olanakları ve yürütme yetkisinin üzerindeki denetim mekanizmaları üzerinden ölçüyor. Ülkeleri -10 ila +10 arasında skorluyor. -5 ve +5 arası alan ülkeler karma rejimler olarak sınıflandırılırken, +5 üstüne çıkan ülkeler demokrasi ve -5 altına düşen ülkelerde otokrasi olarak sınıflandırılıyor.

Ben bu yazıda kuşbakışı olarak bu iki veri setinin Türkiye’nin yakın tarihine dair bize ne söylediğine bakmak istiyorum. Hiç kuşkusuz asıl güçlü olan ve başımıza ne geldiğini ete kemiğe büründüren şey bu verilerin arkasındaki hikayeler... O hikayeler bu verilerin sadece bir rakam olmadığını, ama aynı zamanda Arundhati Roy’un yakınlardaki bir görüşmesinde ifade ettiği gibi soluduğumuz hava olduğunu da bize gösteriyor. 

Freedom House Veri Setinde Türkiye

Freedom House veri seti son 45 yılda Türkiye’de dört demokratik kırılma dönemi olduğunu gösteriyor. Bunlardan ilki 12 Mart 1971 darbesi. Ama asıl önemli kırılma 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile yaşanıyor. Darbe Türkiye’nin demokratik skorunda büyük bir düşüş yaratıyor. Şaşırtıcı olan ise “anarşi ve terör” yılları olarak bilinen 1970’li yılların Türkiye’nin son 45 yılının en demokratik yılları olması. Bunun önemli bir nedeni dönemin siyasi haklar açısından ciddi bir siyasi rekabet ortamına sahip olması. Darbenin siyasi özgürlükler ve siyasi haklar açısından yarattığı gerileme Türkiye’yi 1980-1983 arası özgür olmayan ülkeler arasına sokuyor. 1983’te seçimlere dönülmesiyle birlikte Türkiye’nin demokrasi skorunda yavaş ama devam eden bir ilerleme var. 1988 yılında Türkiye’nin demokrasi skoru 2000’li yıllarda ulaştığı seviyeyi yakalıyor. Ancak bu seviye dahi darbe öncesi dönemin demokratik düzeyine ulaşamıyor. Yani 1980 darbesi ülkenin demokrasisi açısından 45 yılda dahi geri alınamayan net bir kayba yol açmış durumda. Hiç kuşkusuz bu durumun 1980 anayasasının ruhu ile doğrudan ilişkisi var.

İkinci büyük kırılma dönemi ise 1990’lı yıllarda yaşanıyor. 1990’lar dönemin siyasetçilerinin “düşük yoğunluklu savaş” olarak adlandırdıkları ve özellikle Kürt illerini etkileyen ve geniş çaplı insan hakları ihlalleri ile karakterize olan olağanüstü hal dönemi. 1994’de OHAL’in tedricen kaldırılmaya başlanması ile birlikte Türkiye’nin demokrasi skoru da tıpkı 1983 sonrası dönemde olduğu gibi yavaş ama devam eden bir biçimde yükseliyor. Ve ancak 2004 yılında 1986 yılında olduğu seviyeyi yakalayabiliyor.

Üçüncü büyük kırılma dönemi ise 15 Temmuz 2016 sonrası dönemde yaşanan ve ülke çapında ilan edilen OHAL dönemi. Verilerin gösterdiği en çarpıcı şey 2016 sonrası dönemde siyasal haklar ve bireysel özgürlüklerde yaşanan gerilemenin 12 Eylül 1980 sonrası üç yıllık askerî yönetim döneminde yaşanan gerilemeyi bile geride bırakması ve Türkiye’nin son 45 yılının en çarpıcı ve en kesin demokratik gerilemesini yaşaması. 

Polity Veri Setinde Türkiye

Polity veri seti yazının başında belirttiğim gibi Freedom House’a göre daha geniş bir skor aralığında (-10’dan +10 kadar) ve bireysel özgürlüklerden daha ziyade demokratik yönetimin kalitesine, yöneticilerin denetlenebilirliğine, siyasal rekabet ve katılım düzeylerine odaklanarak ülkelerin demokrasi skorunu ölçüyor. 

Polity verilerine göre Türkiye çok partili hayata geçtiği dönemden itibaren siyasi hayatının önemli bir kısmında tam demokrasi olarak var oluyor, ama bu eğilimin üç temel kırılma noktası var. Bunlardan ilki 12 Mart 1971 darbesi. Çok kısa süren bu dağılmadan sonra ülke son derece hızlı bir biçimde eski düzeyini yakalıyor. Freedom House’da olduğu gibi Polity endeksinde de asıl büyük kırılma 12 Eylül ile yaşanıyor. Türkiye’nin demokrasi skoru yaklaşık 9 civarından -5 düzeyine çok keskin bir biçimde düşüyor. Polity verileri 1988 yılından itibaren Türkiye’nin demokrasi düzeyinin 12 Eylül öncesi dönemi yakaladığını gösteriyor. Ancak bu düzelme 12 Mart sonrası olduğu gibi hızlı gerçekleşmiyor.

Türkiye’nin demokrasi skoru 1990’larda Kürt illerinde ilan edilen OHAL ile birlikte düşüyor. 1990’lardaki düşüş Polity verilerinde Freedom House verilerine göre daha az keskin. Bu açıdan 1990’lı yıllar Polity verilerinde bir demokratik kırılmayı işaret etmiyor. Bunun en temel nedeni 1990’ların ikili bir hukuk sistemi yaratmış ve OHAL’i Kürt illeri ile sınırlamış olması. Yani merkezde katılım haklarının korunması ve coğrafi olarak sınırlı uygulanan OHAL’e dayalı ikili hukuk mekanizması ülkenin toplam skorunun düşmesine de engel oluyor. Bir diğer önemli neden ise Polity veri setinin bireysel özgürlüklere değil, siyasal rekabete odaklanması. Yani dönemin yaygın insan hakları ihlalleri bu veri setinde geniş bir yankı bulamıyor.

Polity veri seti Türkiye’nin 2017 yılı referandumundan önce bitiyor. Ancak bu referandumdan önce bile bu veri seti Türkiye’nin yaşadığı demokratik kırılmanın 12 Eylül 1980’de yaşanan -5 düzeyini yakaladığını gösteriyor. Polity veri setinin kullandığı kriterler üzerinden bakıldığında ise Başkanlık referandumu sonrası Türkiye’nin skorunun daha da düşeceğini beklemek mümkün. Burada önemli olan Türkiye’nin 1945 yılında çok partili hayata geçmesinden itibaren otokrasiye geçiş eşiği olan -5’in altına hiç düşmemiş olması. Ancak 2017 sonrası olası düşüşün Türkiye’yi çok partili hayata geçtiği 1945 yılından beri ilk kez bu veri setinde otokrasi düzeyine getirmesi mümkün…

***

Türkiye’nin demokrasi kâbusunun devam ettiği son dönemde herkesin ortak sorusu bu gerilemenin gidip gidebileceği bir en son nokta olup olmadığı yönündeydi. Siyaset yapıcıların kullandığı Freedom House ve siyaset bilimcilerin sıkça başvurduğu Polity endekslerinin her ikisi de bize 2017 yılı itibarıyla Türkiye’nin kendi kurumsal/siyasal dip noktasını yakalamış olduğunu ve hatta o noktayı geçmiş olduğunu gösteriyor. Bundan sonrasını Türkiye tek parti rejimini sonlandırdığı 1945 yılından beri tecrübe etmedi. 1945 sonrası ülkenin siyasal demokrasi deneyiminin bu tecrübeyi ne kadar engelleyebileceği sorusunu ise önümüzdeki seçimlerde test edeceğiz. 

Bir diğer deyişle Haziran 2018 seçimlerinde Türkiye ayağını dibe vurup yukarı doğru çıkıp çıkamayacağını oylayacak. Ya da aşağıda kalıp daha da boğulmayı...