Anasayfa > Haftalık Yazılar > "Şov Yapma!"

"Şov Yapma!"

Kenan Erçel

24 Kasım 2018

Sosyal medyaya birkaç ay önce düşen telefon çekimi görüntülerinde[1] THY uçağındaki bir yolcu, bozuk olduğu söylenerek kaldırıldığı ön sıralardaki koltuğuna sonradan THY yönetim kurulu başkanı oturtulunca haklı olarak şikâyette bulunuyor. Görevlilerden aldığı yanıt ise “şova gerek yok”. Söz konusu bir uçak yolcusu (ve “bayan”) olduğu için, ifadenin daha yaygın kullanılan, emir kipi hali -“şov yapma!”-- bir nebze inceltilmiş ama (zih)niyet aynı.  

Bu azar/ayar tarzı ne zaman tedavüle girdi, bilmiyorum ama “tatava yapma”, “artizlik yapma”, “ortalığı velveleye verme”, “tribünlere oynama” gibi deyimlerin çağdaş bir versiyonu olarak bir süredir kullanımda ve epeyi revaçta. Günümüzde her türlü hak arayışının karşılaşabileceği bir tepki şekli bu: Madende göçük altında kalan oğlu için veryansın eden anne de, yetkililere kaçak et hususunda sorular yönelten muhabir de, HES’e karşı direnen köylü de, kaldırıma arabasını park etmiş sürücüye çıkışan yaya da “şov yapmak”la itham edilebilir. Polis müdahalesi sonucu fenalaşıp yere yığılan bir Cumartesi annesine polis memuru “şov yapma, ayağa kalk” diyebilir.[2] Güvenlik güçleri tarafından mecliste temsil ettikleri bölgeye girmeleri engellenince mukavemet gösteren milletvekilleri “şov” peşindedir. Zaten tarzı, çapı, gücü ne olursa olsun, muhafeletin, sineye çekmemenin her türlüsü “şov”dur bu coğrafyada. Gezi’de Duran Adam gösterdi ki tek başına, konuşmadan, hareket etmeden bir noktada dikilmek bile “şov”dur icabında Türkiye’de – yetkililer pandomim meraklısı olduğundan olsa gerek.

İngilizce’den ithal “show” kelimesinin barındırdığı çifte anlamlılık Türkçe’deki kullanımıyla manidar bir koşutluk arz eder. Zira “show” İngilizce’de hem “gösteri” hem de “göstermek” manasında kullanılır. Nitekim “şov yapma” diyenler, kelimenin “gösteri”, “nümayiş” manasını kastediyorken “şovmen”likle suçlananlar için mesele bir haksızlığı “göstermek”, görünür kılmak uğraşıdır. İlki için ilgi çekmek kendi içinde bir amaç iken ikincisi için sadece çaresizlikten kaynaklanan bir araçtır. 

Ve mağduriyet ne kadar sakin bir şekilde dile getirilirse getirilsin mağdur sanki hezeyan geçiriyormuş, çığırtkanlık yapıyormuş muamelesi görür; yakarışında hakiki olmayan, yapmacık bir yan, bir histeri hali, teatrallik vardır. Aslında “şov yapma!” ihtarının acziyeti kendini tam da burada açığa vurmaktadır. Zira şikâyetin içeriğine dair ortaya konabilecek ikna edici bir karşı-argüman yoktur; eldeki avuçtaki tek itiraz, şikâyetin dozuna, üslubunadır. Haksızlık ayyuka çıkmış olduğu için söz tükenmiştir. Ve esasa ilişkin denebilecek bir şey kalmadığı için usule dair bir mazeret bulunması gerekmektedir. Yani, “haklısın, anladık ama şov yapma!” 

Peki, kime yapılmaktadır bu şov? Adresi, muhatabı kimdir? Ortadaki mevzuya göre yanıt değişecektir haliyle; bazen hadisenin gerçekleştiği yerdeki ahali, bazen basın mensupları mevcutsa ya da akıllı telefonlar kayıttaysa daha geniş bir kitle ama her halükârda “şov yapma” ikazında bulunan nazarında olaya tanıklık etmesi istenmeyenlerdir söz konusu seyirci. Ve herhalde en istenmeyen seyirci yabancı kamuoyudur. Örneğin, Türkiye’deki insan hakları ihlallerini ifşa edenler Batı’ya şov yapmaktadır. Halbuki kol kırılsa da yen içinde kalmalıdır. Zaten “şov” kelimesi yabancı kökenli olması itibariyle, yerli ve milli ol(a)mayanların “jurnalcilik” çabalarına daha da yaraşan bir kelimedir. 

İroniktir ki asıl şov yapanlar, “şov yapma” diye poz kesenlerin bizzat kendileridir. Sözde şov yapanlara müdahale ederkenki aşırı tepkileri, abartılı jestleri, orantısız güç kullanımlarıyla şovun, tiyatronun daniskasını onlar sergilemektedir. Ve onların yaptığı şovun adresi bellidir: Patron, amir, müdür, Reis…yani gücü elinde bulunduranlar. “Şov yapma!” şovunda bu muktedire yaranma hevesi kendini belli eder çoğunlukla. Yusuf Yerkel’in Soma’lı madenciye attığı tekmelerin asıl saiki budur. 

Evet, kendisine “şov yapma” denilen herkes haklı olmayabilir ve yeri gelir muhatabı bu ihtara müstehaktır. Ama genel itibariyle bu deyiş adaletsizlikleri örtbas etmeye çalışanların repliğidir, onların ağzına daha bir güzel yakışır. Ve bu yüzden de haksızlıklar devam ettiği sürece “the show must go on!”[3]



[1] https://www.youtube.com/watch?v=40Znz6EGMN8

[2] http://www.politikkultur.com/haber/1038/polisten-fenalasan-cumartesi-annesine-sov-yapma.html

[3] “Şov devam etmeli” manasındaki bu İngilizce tabir sahne sanatları dünyasında, koşullar ne kadar olumsuz olursa olsun gösterinin sahnelenmesinin en birincil öncelik olduğu düsturunun özlü bir ifadesidir.