Anasayfa > Haftalık Yazılar > Pete Buttigieg: Obama 2.0

Pete Buttigieg: Obama 2.0

Kenan Erçel

08 Mayıs 2019

En son Joe Biden’ın da katılmasıyla 2020 ABD Başkanlık yarışına giren Demokratik Parti’li aday grubu iyice kalabalıklaştı. Bu grup içerisinde birkaç ay öncesine kadar belki de adı sanı en az bilinen isimdi Pete Buttigieg. Indiana eyaletinin hepi topu 100 bin nüfuslu bir şehrinin belediye başkanı iken Beyaz Saray’a talip olmasıyla birlikte birden bire ülke çapında tanınırlık kazanması bakımından Buttigieg’in başdöndürücü yükselişi İmamoğlu’nun 31 Mart seçimleri sürecinde edindiği şöhrete benziyor. Indiana’nın Beylikdüzü’nden çıkıveren, muhalefetin umut bağladığı, geleceği parlak genç bir siyasetçi kendisi. 

Genç demişken, sadece 37 yaşında Buttigieg. Ve bazıları 80’ine merdiven dayamış, Buttigieg’in yaşından daha fazla siyasi tecrübesi olan adaylar arasında büyük bir dezavantaj gibi görünen gençliğini bir avantaja çevirmeye çabalıyor. Bu konuya dair sıklıkla muhatap kaldığı sorulara cevaben siyasi iradenin en üst mevkisine, o mevkinin icraatlarından en çok etkilenecek olan genç kuşaktan birinin gelmesinin akla yatkınlığını savunuyor. 

Pete Buttigieg’i cazip kılan tek özelliği gençliği değil, kuşkusuz. 7 dil bilen, bunlardan Norveççeyi sırf bir romanı kendi özgün dilinde okuyabilmek için öğrenmiş olan, Harvard mezuniyeti sonrası prestijli Rhodes Scholar bursunu kazanıp üstüne Oxford’ta okumuş, akabinde McKinsey’de (hani şu bir ara Türkiye ekonomisindeki gidişatı düzeltmek için başvurulan kurum) danışmanlık yapmış zeka küpü bir şahıs var karşımızda, bir wunderkind

Buttigieg’in medyatik yanlarından bir diğeri de belediye başkanlığı yaparken ücretsiz izne çıkıp Afganistan’da gönüllü askerî görev yapmış olması. Ne var ki çoğunlukla gözden kaçan bir husus, söz konusu görevin 7 ay kadar kısa bir zaman diliminde gerçekleşmiş ve büyük bir kısmının bilgisayar başında Taliban’ın finansman kaynaklarını araştırmaktan ibaret olduğu. Ama siyasi kariyer açısından getirisi çok yüksek bir yatırım olduğu şüphesiz. 

Ve belirtmeden geçmek olmaz, eşcinsel olduğunu gizlemeyen Pete Buttigieg, partneriyle 2018 yılında evlendi. Her ne kadar, özellikle de Obama yıllarından bu yana eşcinsellik ABD toplumunda daha çok kabul görmeye başlamış olsa da Mayıs ayı başında Teksas’da verdiği bir konuşma sırasında eşcinsellik-karşıtlarının protestosuyla karşılaşması Buttigieg’in tek rakibinin diğer Başkan adayları değil, aynı zamanda hetero-normatif zihniyet olacağını gösteriyor. 

Pete Buttigieg’in sıradışı ve hayranlarının dahi telaffuz etmekte güçlük çektiği soyadı Malta göçmeni babası, Joseph Buttigieg’den geliyor. Dilbilimci eşi gibi kendisi de South Bend’de bulunan Notre Dame Üniversitesi’nde profesörlük yapmış olan ve 2019’un başında vefat eden Joseph Buttigieg ünlü bir Gramsci araştırmacısı ve çevirmeniydi, Uluslararası Gramsci Topluluğu’nun[1] kurucusuydu. Oğul Buttigieg babasından bahsettiği nadir durumlarda onun Gramsci gibi bir devrimcinin düşüncelerini yaymaya büyük bir zaman ve enerji vakfettiğine hiç değinmiyor. Gayri-ihtiyari bir ihmalkârlık olmasa gerek. 

Peki, Beyaz Saray’ın şimdiki “sakin”i düşünüldüğünde alabildiğine nitelikli bir tahsil görmüş, ebeveynlerinin her ikisi de profesör olan, 29 yaşında belediye başkanı olabilecek denli siyasete yatkın, göstermelik de olsa cephenin tozunu yutmuş, kendini çok iyi ifade edebilen, keskin zekâlı, genç, üstelik gay bir şahıs Başkan olsa fena mı olur? Trump ile daha büyük bir tezat bulmak zor hakikaten.

Ve fakat zekayı kıymeti kendinden menkul bir değer addetmeyeceksek, yani zeka fetişizmi yapmayacaksak[2] ve aynı şekilde, kimlik siyasetinden hareketle gençliği ya da eşcinselliği en birincil kılavuz bellemeyeceksek Buttigieg’den geriye ne kalıyor, ona bakmak lazım. 

İşte bu maksatla, Buttigieg’in bir siyasi kariyer hamlesi olarak kaleme aldığı belli olan 2018 basımı özgeçmişini (Shortest Way Home) detaylı ve yer yer semptomatik bir okumaya tabi tutuyor Nathan J. Robinson.[3] Örneğin, Buttigieg’in Afganistan deneyiminin kitapta ele alınış biçimine, bu deneyim aktarılırken es geçilenlere işaret ediyor. İsmiyle anılmaya değer görülmüş tek bir Afganlı yok bu sayfalarda; anlaşılan, yerli halk sadece ABD işgaline figüranlık yapan bir arkaplan, kimliksiz bir güruh teşkil ediyor Buttigieg nazarında. Ve daha önemlisi, ne bu bölümde ne de kitabın genelinde ABD militarizmine yönelik ciddi bir eleştiri mevcut. Yine Robinson’un dikkat çektiği üzere Buttigieg’in ABD’nin uzak coğrafyalardaki askerî müdahalelerine (örn. Vietnam, Irak) ilişkin sarfettiği, “ölümcül bir hata”, “kaosa sürüklendi” gibi sözler ABD’yi iyi niyetli ama sakar bir dev gibi gördüğünü, meseleye ahlaki değil, pragmatik bir perspektiften yaklaştığını gösteriyor. ABD dış politikasını yönlendirmeye aday biri için kaygı verici. 

Buttigieg’in nasıl bir ülke başkanı olacağının elimizdeki en somut emareleri onun belediye başkanlığı dönemindeki icraatları – ki yine özgeçmişinden yola çıkarsak kendisinin en gurur duyduğu proje boş kalmış, terkedilmiş 1000 evi 1000 günde ya onarmak ya da yıkmak. South Bend’i minik bir Silikon Vadi’sine çevirmek iştahıyla girişilen bu projede evsahiplerine para cezası ya da yıkım tehditiyle evlerini hızla onarmaları dayatılıyor. Halbuki, yine Nathan J. Robinson’un altını çizdiği üzere, bu evlerin boş kalmış olmasının başlıca sebebi ya eski sahiplerinin “mortgage” yükünü kaldıramaması ya da tadilat yaptıracak maddi gücü olmaması. South Bend’deki siyah nüfus arasındaki yoksulluğun ulusal ortalamanın iki katı olduğu düşünülürse Buttigieg’in projesinin ırksal mağduriyeti perçinledigi aşikâr ama ne gam. Keza South Bend gibi bir şehri odağına alan bir kitapta opiod krizinden,[4] mutenalaşmadan (gentrification), evsizlik sorunundan neredeyse hiç bahsolunmaması semptomatik bir noksanlık.

Buttigieg’in siyasi duruşuna dair ipuçlarını özgeçmişinde aramamızın temel nedeni, söyleşilerde vaadlerini detaylandırmaktan itinayla kaçınması, kampanyasının internet sitesindeki[5] toplam içeriğin okuduğunuz bu metinden daha uzun olmayışı. Tabii, Buttigieg’in ABD Başkanlığı kampanya vaadlerinde sosyal demokrat unsurlar, tınılar gırla. Ekonomik adaletsizlikle, otomasyon kaynaklı işsizlikle, sağlık sigortasının bir lüks oluşuyla, küresel ısınmayla, vb. mücadeleye dair bolca laf var. Ve fakat şu hususa karşı uyanık olmak gerekiyor: Bernie Sanders ve Elizabeth Warren sayesinde 2020 Başkanlık yarışında Demokratların üzerinde mücadele ettiği siyasal zemin epeyi sola kaydı. Bu iki deneyimli siyasetçinin, özellikle de Sanders’ın sol perspektifli önerilerinin geniş kitlelerde yankı bulması diğer adayları ister istemez benzeri politikalar benimsemeye sevketti. Ne var ki, Buttigieg de dahil olmak üzere, birçok adayın (örn. Cory Booker, Beto O’Rourke, Kamala Harris) sola meyledişinin opportünist ve geçici olması kuvvetle muhtemel.   

Özetle, Buttigieg, Obama’nın yeni bir sürümü olmaya namzet görünüyor. Hatırlanırsa, Obama Indiana eyaletinin hemen dibindeki Chicago’dan çıkma genç bir siyasetçiydi. O da Harvard mezunu, zeki, donanımlı, karizmatik bir şahsiyetti. Buttigieg gibi yıldızı bir anda parladı, özgeçmişi çoksatarlar arasına girdi ve bir dönemlik senatörlükten sonra 47 yaşında ABD’nin ilk Afrika kökenli Başkan’ı oluverdi. Bu anlamda Clintongillerden Obama’ya uzanan ana akım Demokrat çizgiyi sürdürmek için biçilmiş kaftan Buttigieg: Neoliberalizm sınırları dahilinde teknokratik marjinal reformlar ve kimlik siyaseti odaklı kimi kazanımlarla durumu idare etmeye çalışayım derken ABD’nin yoksullaşan, güvencesizleşen milyonlarıyla bağları iyice koparıp onları Trump gibilerden medet umar hale getirmek. O yüzdendir ki ABD’nin bir anti-Trump kadar bir anti-Obama’ya ihtiyacı var. Halbuki Pete Buttigieg babasından çok Obama’ya benziyor.



Pete Buttigieg, muhtemelen Afganistan dönüşü, babası (Joseph) ve annesi (Jennifer) ile birlikte



[1] International Gramsci Society: http://www.internationalgramscisociety.org/

[2] Liza Featherstone’nun, zeka fetişizminin kapitalizmin sistemik adaletsizliklerini perdeleyen bir (meritokratik) ideoloji işlevi gördüğünü Buttigieg üzerinden ortaya koyduğu bir makale için bkz. https://jacobinmag.com/2019/04/pete-buttigieg-president-democratic-primary

[3] Pete Buttigieg fenomenini daha iyi anlamak için Nathan J. Robinson’un bu yazıda ziyadesiyle faydalandığım uzun (İngilizce) metnini hararetle tavsiye ederim: https://www.currentaffairs.org/2019/03/all-about-pete

[4] http://www.birikimdergisi.com/haftalik/8860/abd-ye-ozgu-kavramlar-sozlugu-opioid-krizi#.XNDqUyhKg2w

[5] Buttigieg’in resmi 2020 kampanya sitesi: https://peteforamerica.com/meet-pete/