Komplo

Tanıl Bora

06 Kasım 2019

1972 ilkbaharında Federal (Batı) Almanya’da parlamentoda sosyal demokrat-liberal koalisyon hakkında güven oylamasına gidilecekti ve istifalarla azınlığa düşen hükümetin düşmesi kesin görünüyordu. Fakat bir sürpriz oldu: iki Hıristiyan-Demokrat milletvekilinin olumlu oy vermesiyle hükümet güvenoyu aldı. Yıllar sonra, Demokratik (Doğu) Almanya Cumhuriyeti’nin meşhur istihbarat örgütü Stasi’nin[1] o iki milletvekilini satın aldığı ortaya çıktı. Demokratik Almanya ve Stasi, Doğu Bloku’yla yumuşama politikasını sürdüren sosyal demokrat şansölye Willy Brandt’ın iktidarda kalmasını istiyordu. Başarılı bir komploydu. “Baktığınız zaman,” Brandt, Stasi’nin komplosu sayesinde/yüzünden kalmıştı iktidarda. 

Willy Brandt’ın 900 küsur sayfalık biyografisinin yazarı, başka türlü de bakabileceğimize dikkat çekiyor. O kritik güven oylamasının yapıldığı sıralarda, Brandt kısa süre önce Nobel Barış Ödülü'nü almış bulunuyordu, muazzam bir popülariteye sahipti. Kamuoyu yoklamalarına bakılırsa, ‘ortadaki’ seçmelerin büyük çoğunluğunu, muhafazakâr muhalefetin bu başarılı hükümeti düşürmeye kalkmakla işgüzarlık yaptığı kanısındaydı, hatta bu girişimi bir nevi darbe gibi görüyorlardı. Zaten atlatılan güven oylamasından sonra, hükümet çoğunluğunun pamuk ipliğine bağlı oluşundan rahatsız olan sosyal demokratlar erken seçim kararı aldırdılar ve erken seçimden tarihlerinin en büyük seçim zaferini (%45.8) alarak çıktılar. Kimi yorumcular, hükümet düşmüş olsaydı, bunun doğuracağı tepkiden ötürü daha yüksek oy bile alabileceklerini düşünüyorlar.[2] Yani, Stasi’nin başarılı komplosu belki de o kadar kritik bir değişime yol açmış değildir.

Yani, reel ve başarılı komplolar bile, görüldüğü kadar kader değiştirici olmayabilirler.

“Baktığınız zaman,” şu da var... Federal Almanya’ya karşı (Brandt’ın burnunun dibine ajan sokmayı başarmışlardı) muazzam başarılı komplolar kuran Stasi’siyle Demokratik Almanya Cumhuriyeti devleti, gümbür gümbür çöktü neticede. 

Yani, reel ve başarılı olsa bile, komplo da kâr etmeyebilir.

***

Ama biliyorsunuz, komplo zihniyetine anlatamazsınız bunları. Komplo zihniyeti, en açık aksi delilleri bile komplonun eseri olarak görür. Onun için, komplo “teorisi” demek yerine zihniyet demeyi tercih ediyorum. Bir kalıp, bir formattır o. Müthiş de konforludur, hiç düşünmeden, araştırmadan her şeyi bilip anlıyor olmayı sağlar.

***

“Komplo teorileri, elmalı pay kadar saf Amerikan,” diye bir deyim var. İnternette yayımlanan çeşit çeşit “en sıkı komplo teorileri” listelerinde de Amerikan menşeli olanlar hep çoğunluktadır. Şunlar, milyonlarca Amerikalı’nın -ve dünyalının da- inandığı “teoriler”: Aslında aya inilmedi. Elvis Presley aslında yaşıyor. John F. Kennedy aslında yaşıyor. 11 Eylül 2001 İkiz Kuleler saldırısı aslında olmadı ya da medyada gösterildiği gibi olmadı. Bill Gates aslında şeytan. HIV virüsü aslında eşcinselleri, Afro-Amerikalıları tasfiye etmek ve Afrika’da nüfusu azaltmak için CIA tarafından geliştirildi Lady Diana aslında suikasta kurban gitti. Aslında, aslında…

Dünya sıralamalarına Almanya’da giren ilginç bir “teori” var: “Bielefeld aslında yok.” Bielefeld 13. yüzyılda kurulmuş, yaklaşık 330 bin nüfuslu bir şehir, 2. Futbol liginde takımı var (Arminia Bielefeld). Gelin görün ki yüz binlerce insan, “Bielefeld diye bir yer aslında yok”a inanıyor. Aslında yokmuş, uzaylılar veya CIA veya MOSSAD veya Tapınak Şövalyelerince varmış gibi gösteriliyormuş. “Teori”nin çıkışı, 25 yıl önce bir üniversiteli gencin, bir partide tanıştığı bir başka öğrenciye nereli olduğunu sorması ve “Bielefeld” cevabını alınca oranın adını ilk defa duyduğunu söyleyip “sahi var mı ki öyle bir yer!?” diye şakaya vurmasına dayanıyor. Mavra internette büyüyüp, yuvarlana yuvarlana ülke sınırlarını aşan bir komplo teoremine dönüşmüş. Bielefeld. Belediyesi, 2018’de “teori”nin 25. yıldönümünde bir “yarışma” açarak, şehrin var olmadığını kanıtlayana 1 milyon euro ödül vereceğini ilan etmişti. 

***

Trump’ın seçim kampanyası çerçevesinde, Hillary Clinton’un bir pizzacının bodrumunda, sübyancılara sattığı küçük çocukları mahpus tuttuğu hakkında… öncesinde Michele Obama’nın aslında erkek olduğu hakkında… neler neler söylendi. Hakikat-sonrası (post-truth) denen çığır içinde, komplo teorileri gündelikleşti, doğrudan haberin-havadisin kendisi haline geldi. 

***

Bu memlekette bunu en iyi biz bilmiyor muyuz?

Saymak, yıpratıcı olur. Hayatın her alanında, her düzeyde… Bir arkadaşımdan işittim, çocuklarının ODTÜ’yü kazanamayışı hakkında “Suriyeliler yüzünden girememiş” diye konuşuyorlarmış. Futbol lâf-ı güzafının önemli bir kesiri, komplo teoremlerinden besleniyor. Tarım arazilerini yıllardır şuursuz kesif ilaç kullanımıyla mahveden insanlar, İsrail’in, Amerika’nın memlekete “beyaz kelebek” salarak ziraata komplo kurduğuna inanıyorlar. İstanbul Boğazında “Contorium” diye (palavra) bir element bulunduğuna, lakin “dış güçler”in onu çıkarttırmadığına dair bir iddianın aktarıldığı ankette, görüşülenlerin %45’i “doğrudur” diyor. Tıpkı son on on beş yılda yedi iklim beş kıtada yaşanan toplumsal muhalefet parlamaları gibi bin bir bileşenli, elli saikli Gezi protestolarını, “Yahudi” işadamı Soros’un ve Osman Kavala’nın tertibine mal eden davalar kuruluyor.

“Aslında,” Melih Gökçek’in deprem komplosu yeterli örnektir. Şubat 2017’de Çanakkale depreminden sonra, bilinen büyük harfli tweet’leriyle şöyle yazmıştı: 

“Şu anda Türkiye’ye vurulmak istenen darbe, İstanbul civarında bir depremle Türkiye’yi ekonomik çöküntüye uğratmak. Bazıları olayı alaya alsa da önemsiyorum. İstanbul, Marmara ve Çanakkale civarında tüm denizaltılar ve büyük teçhizatlı gemiler kontrol altında tutulmalı.” “İnanarak ve ısrarla söylüyorum... Ekonomimizi çökertmek için dış güçler İstanbul’da suni bir deprem planlıyorlar.” (altını ben çizdim

Aynı yılın Haziran’ında, Karaburun merkezli depremden sonra, tekrar: “Dış güçler bizi bitirmek için deprem kozunu kullanabilirler.” Daha öncesinde, Eylül 2016’da yazdıkları: “Fetö’nün 14 Ağustos’ta deprem beklediğini ve ABD’nin İstanbul depremi için Fetoculara Gölcük depremi gibi deprem sözü verdiklerini…” Gözden kaçırmayın: “İstanbul için…” değil, “İstanbul depremi için… deprem sözü” vermişler. “İstanbul depremi”nin bir vakıa olduğunu ikrar eden bir sürçme; vakıayı, komplo gibi gördürtmeye çalışmanın örneği. 

***

Kerem Karaosmanoğlu Komplo Teorileri kitabında (İletişim, 2019), komplo zihniyetinin tahlilini gayet tatminkâr bir şekilde yapıyor. Üzerinde durduğu birçok nokta arasından üçünün altını çizmek isterim.
Bir nokta, şu: Komplo teorilerinin karşılık bulmasında, insanların başlarına gelene veya olan bitene açık seçik bir fail, bir suçlu bulma eğilimi ve takıntısının payı büyük (s. 129). Nefret söyleminin komplo teorileriyle bağdaşması, onun için kolay.

İkincisi: Zaten her şeyi, -“aslında”yı!-, bildiğini varsaymak, sahici merak duygusunun eksikliği… (s. 85) Komplo zihniyetinin belki en büyük ziyanlığı! Derin ve gizli bilgilere vakıf mütecessis pozunun arkasında, derin ve açık bir meraksızlık.

Üçüncüsü: Resmî komplo teorilerinin göz ardı edilmesi; komplo teorilerinin belki en haklı olabilecekleri konu olan hükümetlerin gizli faaliyetlerinin ve bizzat kendilerinin komplo teorisi üretmesinin geçiştirilmesi – en azından ve bilhassa, kendi ülkelerinde! (s. 156, 180).

***

Menhus Carl Schmitt’in zekice bir ‘saplamasını’ ekleyeyim bir de. O, entrikanın (veya işte komplo), ironiyle birlikte, romantik tipin gerçeklikten ‘kaçınma’ yordamı olduğunu söyler. Romantik tip, entrika/komplo izleğini, kendisini daraltan nesnelliği ‘paralize etmek’ için kullanıyordur. Ayrıca, kendince dâhiyane vaatleri, iddiaları, tasavvurları karşısında başkalarının somut icraat ve başarılarının –kendince– sönüklüğünü, aldatmacalığını teşhir etme, onların ‘foyalarını meydana çıkarma’ aracı olarak başvuruyordur entrika/kompo motifine.[4] 

***

Berlin’de, komplo teorileriyle cebelleşmeye adanmış “Altın alüminyum şapka” adlı bir inisiyatif var. Alüminyum şapka adı, İngiliz evrim biyologu Julian Huxley’in 1926’da yazdığı bilim kurgu hikâyesinden (The Tissue-Culture King) geliyor. Hikâyenin kahramanları, zihinlerinin manipüle edilmesini, ‘beyinlerine girilmesini’ engellemek için başlarına alüminyum şapka takıyormuş. Oradan hareketle, alüminyum şapka, komplo teorilerini özetleyen bir mecaz olmuş.[5] 

Bu İnisiyatif’in amacı: “ideolojik istismar” aracı olarak gördükleri komplo teorilerine karşı duyarlılığı diri tutmak. Gün be gün, gündeme getirilen komplo teorilerini ve sahte havadisleri facebook sayfalarında alay etmeden ama mizahla (veya: mizahla ama alay etmeden) yorumluyorlar. Serin bir şekilde, somut bilgiye dayanarak bunların saçmalığını, yanlışlığını, yalanlığını teşhir ediyorlar. Üzerine gittikleri komplo teorilerinin mahreçlerini de belirtmeden, anonim olarak aktarıyorlar ki, iş ‘şahsileşmesin’.

Kurucuları, genç siyasetbilimci Giulia Silberberger,[6] bu konuda hep vurgulanan şeyi tekrarlıyor: “Komplo teorileri, insanların korkularıyla oynuyor. İnsanlara korktukları şeyleri kontrol ettikleri hissini veriyor.” Bu teorilerin, “elitler”e ve “yoz aydınlar”a düşmanlık, antisemitizm ve milliyetçi önyargılar üzerinden, kendini hiç de sağda görmeyen insanların yandan yandan radikal sağa yaklaşmasını sağladığına dikkat çekmesi, önemli.

Altın Alüminyum Şapka’cılar, 2014’ten beri yılın komplo teorisine ödül veriyorlar. Tabii tersten bir ödül bu, en büyük ‘yuh!’u hak edeni belirliyor. Ödül kategorileri: Genel, siyaset, medya organları ve bloglar, tıp ve bilim, ezoterizm. Mesela Tıp ve bilimde 2015’te aşıya karşı kampanyacılara ‘ödül’ vermişler. Bu senenin ödül töreni geçen hafta sonu yapıldı, Genel kategoride ödülü “Halkın öğretmeni” adlı bir ırkçı video-blogcuya verdiler. Politikada: Almanya İçin Alternatif Partisi ödüle layık görüldü. Tıp ve bilimde homoöpatik alternatif ilaçlarını mucizevî şifa vaatleriyle pazarlayan bir firma ödül aldı. Ezoterizm kategorisinde ise, Türkçeye de bir dizi kitabı çevrilmiş olan Rudolf Steiner.

“Bizde,” epey zor olurdu ödül paylaştırmak. Siz yine de isterseniz kategoriler ve adaylar düşünün.

***

Komplo zihniyetiyle mücadelenin yolu yordamı ne olmalı - müşkül bir soru. Alüminyum Şapka’cıların çabası, bu soru etrafında çok düşünüp denemeler yapmış olanların hep vurguladığı iki unsuru gözetiyor: hem dozunda mizah hem “cahille sohbeti kestim” makamına geçmeden ‘hakikati’ anlatma sebatkârlığı. Zor mu, zor.



[1] Ministerium für Staatssicherheit: Devlet Güvenlik Bakanlığı. Stasi kısaltmasını Türkçeye uyarlayacak olsak, Devgüv diyebilirdik!

[2] Peter Merseburger: Willy Brandt (1912-1992) Visionär und Realist. Pantheon Verlag, Stuttgart ve Münih 2013, s. 643-695.

[3] Tanıl Bora- H. Bahadır Türk: “Bir twitter Şöhreti Olarak Melih Gökçek: ‘Değerli Twitterciler, Yarın Proğramım Yoğun. Hepinize İyi Geceler’. Birikim, sayı 264-265 (Nisan-Mayıs 2011), s. 138-152.

[4] Carl Schmitt: Politische Romantik, Duncker&Humblot, Berlin 1991 [ilk basımı 1919], s, 105.

[5] Bazı Batı ülkelerinde sahiden hem cep telefonlarının falan etkilerinden hem de birtakım “dış güçlerin” göndereceği elektromanyetik mesajlardan korunmak için alüminyum başlıklar takanlar var!

[6] İlginçtir, küçük yaşta Yehova Şahitleri’ne katılmış, onların komplo zihniyetinden rahatsız olarak ayrılmış, terapi görmüş ve bu zihniyetle uğraşmayı kendine dert edinmiş.