"Hikâye" Anlatmak: Erdoğan ve İnce

Türkiye tarihinin en önemli seçiminin arifesindeyiz. Ekonomik buhran, deprem ve sonrasında süre gelen mağduriyetler, düzensiz göç ve elbette gençlerin içine düştüğü umutsuzluk… Yıllar boyu süren propaganda sonucu, kutuplaştırılmış halkın artık her kesimine değen bu problemler bir değişimi beraberinde getirecek gibi. İdeolojik görüş fark etmeksizin anlaştığı “artık bu düzen değişmeli” fikri çeşitli ittifaklara yol açtı. Oluşturulan bu ittifaklar, halkta gördüğümüz değişim isteğinin siyasi alandaki yansıması niteliğindedir. Popülist söylemlerin kenara bırakıldığı, her kesimden insanı kapsamayı amaçlayan kampanyaların yanında elbette popülist diskuru benimsemiş ve kimi seçmenlerin bu “ittifak” karşısındaki rahatsızlığını dile getiren siyasiler de ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri de 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimi gecesi bir gazeteciye attığı “Adam kazandı” mesajıyla akıllara ve Türkiye siyaset tarihine kazınmış olan Muharrem İnce’dir. Bugün, 2023 cumhurbaşkanlığı yarışına genel başkanı olduğu Memleket Partisi’nin adayı olarak tekrar gündeme gelmiş, kimilerine göre gerçek dışı addedilen söylemleri, fevri kişiliği, mağduriyeti ve Atatürkçü hassasiyetiyle hakkında en çok konuşulan adaylardan biri olmuştur. 2018 yılındaki popülist anlatısını bu sefer, Recep Tayyip Erdoğan’ınkine benzer bir “Kamusal Anlatıya dönüştürmüş” ve hedef kitlesini ayrıştırmayı başarmıştır.

Marshall Ganz’a göre, liderler kitlelerini mobilize edebilmek için bir kamusal anlatı oluşturmalıdır (Ganz, 2011: 274). Mobilizasyonu engelleyebilecek duyguların önüne geçebilmek için, bu anlatılar ortak değerler ve bu değerlerin uyandırdığı duygular üzerine kurulmuştur. Oluşturduğu Kamusal Anlatı Çerçevesi, üç farklı hikâye içerir: “Ben”in Hikâyesi, “Biz”in Hikâyesi ve “Şimdi”nin Hikâyesi. “Ben”in Hikâyesi, anlatıcının kimliğinin ve ideallerinin nasıl, hangi şartlar altında şekillendiğini anlatırken, “Biz”in Hikâyesi anlatıcının dinleyici ile olan ortaklıkları üzerine kurulmuştur. Bu ortaklık, duygu, kültürel bir yapı veyahut deneyim olabilir. Anlatıcı ve dinleyici arasında bağ kurulduktan sonra, sıra “Şimdi”nin Hikâyesi ile kitleleri harekete geçirmeye gelir. Bu bağ çeşitli hisler üzerinden kurulabilir iken Türkiye’de hem Erdoğan hem de İnce örneğinden göreceğimiz gibi mağduriyetten doğan bir hınç duygusu kullanılır. Her ne kadar içerikleri farklı olsa da anlatıların uyandırdığı duygu ve konstrüksiyonlar oldukça benzerdir.

Recep Tayyip Erdoğan güçlü retoriği ve hikâyesiyle seçmen kitlesini genişletmiş ve birçoğu ile gönül bağı kurabilmiştir. Marshall Ganz, “Ben”in Hikâyesi’nin anlatan kişinin kişiliğini, görüşünü oluşturan olaylar ve seçimlerden oluşması gerektiğini söyler (Ganz, 2011: 283). Erdoğan’ın hikâyesinin kökeni, Anadolu’nun farklı illerinden büyük şehirlere göç etmiş işçi ailelerinin hikâyeleriyle ortaktır. Bu, seçim çalışmalarını yürüttüğü sırada gecekondu mahallelerinde yaşayan veyahut yaşamış olan alt sınıf veya işçi sınıfı, köylerden büyük şehirlere göçmüş seçmeni tarafından oldukça özümsenmiş bir anlatıydı. Anlatısında, anti-elitizm -popülist söylemlerde oldukça yaygındır- diskurunun bir parçası olmuştur. Fakat kitlesini oluşturmasını sağlayan hikâyesi, 1998 yılında, Ziya Gökalp’in mısralarını okuduktan sonra aldığı ceza ve beş yıl süren siyaset yasağı idi. Bu yasak, Erdoğan’ın Ben Hikâyesi’nin merkezine oturtmuş; kendisini yalnızca anti-elitist değil, aynı zamanda anti-sekülerist bir pozisyonda konumlandırmıştır. Erdoğan’ın mağduriyeti zaten mağdur hisseden muhafazakâr kesim tarafından benimsenmiştir. Bu mağduriyet anlatısı ve doğurduğu öfke Biz’in Hikâyesi’nin ana maddesi haline gelmiştir.

Ganz’a göre başarılı bir “Biz”in Hikâyesi ancak “biz”in kim olduğunun tanımlanmasıyla mümkündür (Ganz, 2011: 285). Şiir üzerinden yaşadığı mağduriyetini ve muhafazakâr kesimi oldukça etkilemiş olan 28 Şubat’ı, “Biz” anlatısında sık sık kullanmıştır. Yirmi yılı aşkın süredir hükümette olmasına rağmen, hâlâ anlatıda yer bulan bu mağduriyet, o dönemleri yaşamamış olan fakat içinde bulundukları sosyal çevrelerin tanık olduğu kolektif travmayla büyümüş gençleri de kendisine çekmişti. “Biz” Hikâyesi, “kim” olduklarının tanımıyla kristalleşmiştir. Sık sık bahsettiği İslâmi değerleri, muhafazakâr yaşam tarzları, neoliberal tutumu ile “biz”i, Kemalist, “modern” ve sosyal devlet anlayışına sahip “öbürü”nden ayırma konusunda oldukça başarılı olmuştur. Özellikle, 2008 yılında Ergenekon ve Balyoz davaları, akabinde Gezi Parkı protestolarıyla anlatısını güçlendirdi. 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi ile “biz” tanımını daraltmış, kandırıldıkları anlatısıyla yarattıkları tedirginlik ve başkalarına olan güvensizliği pompalayarak seçmen kitlesini kendi liderliğinde konsolide etmiştir.

Günümüze bakıldığında, kendini seküler olarak tanımlayan çoğu kişi tarafından da eleştirilecek politikalar sonucu yaşanan bu mağduriyetler Erdoğan’ın hikâyesini oluşturmasını ve açığa çıkan acının, öfkenin ve hak arayışının mobilize edilmesini sağlamıştır. “Bizi dışladılar, bizi mağdur ettiler” diyerek, “Şimdi”nin Hikâyesi’ni anlatmaya başlamıştır. Öfkenin insanların eyleme geçme motivasyonunu artırdığını, farklı görüşleri reddedip fanatik bir tutum sergilemelerine neden olduğunu göz önüne alırsak (Erişen, 2017: 187), hikâyesinin ortasına mobilize edici duygu olarak öfkenin seçilmesinin rastlantısal olmadığı fikrine varabiliriz. Yaşanmışlıkların öfkesi ve ileride olabileceklerin umuduyla bezenmiş bir söylem yaratılıp, ilk seçimden sonrasında da aynı hikâyenin devamlılığı için söylenen “Yaptıklarım, yapacaklarımın teminatıdır”  cümlesinin  ileriye  sürülmesi  ve  kendisinin  siyaset  hayatını “çıraklık-kalfalık-ustalık” dönemleri olarak lanse etmesi hikâyesinin devamlılığının, kendisine bağlanan ümitleri ve gelecek hayallerini simgeler nitelikte olmuştur.

Erdoğan’ın yirmi bir yıldır süren iktidarının arkasında elbette kamusal anlatısından fazlası var. Parti teşkilatının güçlü olmasının yanı sıra 90’ların başından itibaren güçlenmekte olan Siyasal İslâm da önemli bir rol oynar. Fakat yaşanan ekonomik sıkıntılar, hükümetin pandemi ve deprem gibi nice doğa olayları sırası ve sonrasındaki kriz yönetiminde aldığı yanlış kararlar ve halkta oluşturduğu korkuyla beraber artan kısıtlanmışlık hissi bu seçim döneminde anlatılar ya da vaatler yerine, akılcı çözüm arayan bir kitle de yaratmıştır. İdeolojik farklılıklar bir kenara konularak, oluşturulan ittifakın en büyük vaatleri akılcı çözümler ve özgürlük olmuştur. Her ne kadar ittifakın içinde farklı kesimler için endişe verici aktörler ve faktörler olsa da, söz konusu değişimle sağlanacak hareket alanında endişeye sebebiyet verenlere karşı çıkma veya değiştirme olanağı sağlanacağı fikri Millet İttifakı’nı destekleyenler tarafından benimsenmiştir. Elbette bu ittifakların dışında kalan siyasiler de vardır. Bunlardan biri de Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’dir. Sosyal medyada, özellikle gençler arasında yakaladığı popülerlik ve söylemleriyle oldukça ilgi toplayan İnce, Erdoğan’ın benzeri bir kamusal anlatıyla kitlesini pekiştirme peşindedir.

2018 yılında “Acaba sol popülist lider olarak değerlendirilebilir mi?” diye tartışmalar yaratırken, bugünkü söylemlerine bakarsak, onu sol yerine Atatürkçü veya ulusalcı popülist olarak tanımlamanın daha doğru olacağı kanısındayım. Ülkemizde ne yazık ki AKP karşısında duran partilerin “sol” olduğuna yönelik yanlış bir algı var. Gerçek anlamda sosyalist ve komünist politikaları savunan partilerin yanında merkez sol ve merkez sağ partilerin “sol” olarak kategorileştirilmesi büyük bir yanlış anlaşılmadır, bu durum hem sol partileri hem de merkez partileri zedeler. Aynı zamanda anlatısına bakıldığında, İnce’nin Atatürkçü popülist bir lider olmasının onu ittifak dışında konumlandıran, onu “o” yapan özelliği olduğunu görülür. Muharrem İnce’nin kamusal anlatısı, özellikle Mart 2023’te, Millet İttifakı’nın adayının belirlenmesi ile son halini almıştır. Sonrasında ise sosyal medya paylaşımları ve çıktığı programlarda verdiği cevaplarla anlatılmaya başlanmıştır.

Muharrem İnce’nin “Ben” Hikâyesi, Erdoğan’ınki gibi çocukluk yılları yerine, kendini seküler ve Atatürkçü olarak tanımlayan birçok politik genç gibi kendisinin de CHP içinde yıllardır çalıştığından bahsederek başlar. O da birçok partili genç gibi ilçe merkezlerinde, gençlik kollarında çalışmış, parti içerisinde siyaset öğrenmiş ve yükselmiştir. En sonunda da 2018 yılında, partinin cumhurbaşkanı adayı olarak sahneye çıkmış, gençlerin umudu olup mitinglerinde coşkulu kalabalıklara ev sahipliği yapmıştır. Fakat “Ben” Hikâyesi’ni şekillendiren asıl olay 2018 seçiminden sonraki “Adam kazandı” mesajının akabinde kendisine gelen tepkiler karşısındaki tutumu olmuştur. Özellikle partiden ayrıldıktan sonra ve bu seçim döneminde, 2018 yılında ne olduğu sorulduğunda verdiği yanıtlarda yer alan hayal kırıklığını, mağduriyetini ve duyduğu kini hissetmemek mümkün değildir. İnce, kendisinin CHP Yönetim Kurulu tarafından yarı yolda bırakıldığını, seçimi kendisinin değil, partisinin kaybettiğini, cumhurbaşkanlığı oyları ve parti oyları karşılaştırıldığında kendisinin 8 puan farkla CHP’den daha fazla oy aldığını her fırsatta dile getirmiştir. Hatta kendisinin başarılı bir lider olduğu için parti yönetimi tarafından önünün kesildiğini ifade eden açıklamalar da yapmıştır. Hatta partiden ayrılma sebebi olarak da parti yönetimini göstermiştir. BabaLa TV’nin “Mevzular Açık Mikrofon” programında, gecenin sonunda sorulan “CHP sizce size niye kumpas kurdu?” sorusuna “CHP’de hiçbir başarı cezasız kalmaz,” diye cevap vermiştir (İnce, 2022, 02:10:03). Attığı tweetler, çıktığı programlardaki ifadeleriyle de bu inancını tekrar ve tekrar dillendirmeye devam eder. Erdoğan’ın mağduriyeti “biz” hikâyesinin de parçası olmuşken, Muharrem İnce’nin mağduriyeti sadece “ben” hikâyesinde anlam kazanır. Bir bakıma 2018 seçiminden sonra kendisini aklama amacı güden bu mağduriyet aynı zamanda CHP’ye duyduğu rahatsızlığın kaynağı olmuştur. CHP tarafından önü kesilen, başarı ve umut vaat eden siyasetçi tanımını benimsemiştir. Yıllarını verdiği partiden ayrılması ve kendisiyle aynı dönemde ayrılan vekillerle kurduğu Memleket Partisi ile CHP’nin uzaklaştığını iddia ettiği Atatürkçü değerlere sahip çıkacaklarını savunmuştur.

Yarattığı mağduriyet algısı, “Ben” Hikâyesi’nin ana teması haline gelmiştir. Açıklamaları 2018 yılında kendisine umutla bağlanmış, seçim gecesinde terk edilmiş hissine kapılmış ve sabahlara kadar sandık başından ayrılmamış gençler tarafından, sorumluluk almadığı için karşılık bulamamış olsa da, ilk defa oy verecek gençler tarafından anlayışla kabul görmüştür. AKP hükümeti dışında hiçbir hükümet görmemiş, hayal bile kurmaya çekinen bu gençliğin kini hükümete değil, ona karşı muhalefet yapamadığına inandıkları ana muhalefet partisine yöneltilmiştir ve İnce onlar için bir alternatif olmuştur.

“Birinci çizgim Atatürk” gibi çeşitli cümlelerle sık sık beyan ettiği Atatürkçülük her ne kadar “Ben” Hikâyesi’nin bir parçası olsa da, Biz’in Hikâyesi’nin anlatımında daha çok öne çıkar. Partisinin çizgisini belirleyen Atatürkçülüğü kendisini ve partisini, ana muhalefet partisinden ayrıştırmak için kullanır. “Bizler gerçek Atatürkçüyüz” teması altında CHP içinden Atatürk hakkında yapılmış eleştirel yorumlara tahammül edemeyeceklerini, CHP’nin Atatürk’ün partisi olsa bile eski çizgisinden uzaklaştığı, AKP’den pek bir farkı olmayan bir partiye dönüştüğü söylemi sıklıkla tekrar edilir. Hatta daha da spesifik olarak, CHP’nin parti içindeki reformlarına karşı çıkan özellikle Helalleşme söylemi, Kürt meselesi ve başörtüsü ile ilgili olan tutumların değişmesinden dolayı, Atatürk’ün yolundan çıkıldığını savunan kimseleri tek çatı altında toplamayı amaçladığını her fırsatta dile getirir. Mağduriyetiyle harmanladığı Atatürkçülüğü ve muhalefete karşı duyduğu kin ile yarattığı “Biz” Hikâyesi, üçüncü bir alternatif olarak hem hükümet hem de muhalefetten şikâyetçi kişilerde, sosyal medyaya bakılırsa, şimdilik karşılık bulmuş gözüküyor. Tabii ki, sosyal medyada yaratılan yankı odaları, TikTok’ta paylaşılan dans videoları ve Twitter’da botlarla gündeme sokulan İnce ile alakalı başlıklar de bu algıyı yaratmakta oldukça önemli rol oynuyor.

Erdoğan gibi, mağduriyetini “Biz” Hikâyesi’nin ortak zemini haline getirmiş, seçmen kitlesini ise yirmi yıldır süren başarısız muhalefetten dolayı kendilerini terk edilmiş ve hayal kırıklığına uğratılmış hisseden kişiler, özellikle gençler olarak belirlemiştir. Atatürkçülük ve gençlik kavramları genellikle söylemlerinin merkezinde yer alır. Bununla birlikte, Millet İttifakı’na ve ana muhalefet partisine karşı oluşturduğu yıpratıcı anlatısıyla da birçok muhalefet seçmeninden tepki alır. Sosyal medyada kendisine karşı yapılan yorumlar ve esprileri büyük bir ciddiyetle mağduriyet hikâyesine eklemiş ve kendisini eleştiren muhalif seçmenlere çeşitli ithamlarda bulunarak, onları FETÖ’cü veya PKK’lı ilan etmiştir. Erdoğan’ın kendi anlatısında yarattığı gibi, İnce de özelleştirilmiş bir “biz” kimliği oluşturma üzerine çalışır. Kendisi için yaratmayı amaçladığı persona, aynı seçmeni gibi genç ve “Atatürkçü” olduğu argümanı üzerine kuruludur. Kendisi her ne kadar AKP tabanından oy aldığını iddia etse de, söylemleriyle yarattığı “biz” daha çok CHP’li ailelerden gelen ya da apolitik olup hükümetten ve muhalefetten sıkılmış gençlere işaret ediyor.

Türkiye’nin ikinci yüzyılını belirlemekten öte, gençlerin gelecek planları kapsamında, yurtdışında yaşayan vatandaşların veya yurtdışına gitmeyi planlayan insanların karar vermesinde de büyük önem taşıyan bir seçim dönemindeyiz. Muhalefetteki birçok partinin, ideolojik farklılıklarına rağmen aynı çatı altında toplanmış olmaları da bu seçimin öneminin altını çiziyor. Durumun vahameti ve seçimlere az bir zamanın kalmış olması ise “Şimdi” Hikâyesi için oldukça önemli faktörlerdendir. Kurduğu partinin yarışacağı partilere oranla daha yeni olması, hazineden yardım almıyor oluşu ve teşkilatının henüz tamamen yapılaşmamış olması ise “bize karşı hepsi” anlatısını oluşturmasına olanak sağlamıştır. Sosyal medya üzerinden kendine gelen eleştiriler, “troll”lerin ve kimi seçmenin oyları böleceği endişesiyle kendisine karşı yaptığı paylaşımlar bu anlayışı güçlendirmiştir. Aynı zamanda, paylaşılan karşıt görüş ve eleştiriyi kendisine bir saldırı olarak görmesi ve paylaşan kişileri terör örgütü üyeliğiyle itham etmesi, Erdoğan’ın ayrıştırıcı söylemlerine benzer.

Kendisini ve partisini üçüncü bir seçenek olarak konumlandırması, hitap ettiği, özellikle gençlerin, iki ittifak arasında seçim yapmaya zorlandığı ve iki ittifakın da Türkiye’nin çıkarlarını temsil etmedikleri üzerine kurulu bir eksene oturttuğu “Şimdi” Hikâyesi ile kitlesini mobilize etmeyi amaçlıyor. Adaylığı kesinleşmeden kendisine sorulan “Adaylıktan çekilecek misiniz?” sorularına verdiği “Atatürk’ü de engellemek istediler, yapma dediler” gibi cevaplarıyla bir yandan seçimleri Kurtuluş Savaşı ile eş tutarken, kendisini de bir kurtarıcı olarak konumlandırmıştır, tıpkı Erdoğan’ın 15 Temmuz darbe girişiminde oluşturduğu anlatıda olduğu gibi. Erdoğan hükümeti ve başarısız muhalefete karşı olan bir “kurtarıcı” olduğundan dolayı, partisi ve kendisinin seçmenler sayesinde seçilmesi gerektiği üzerine kurmuştur hikâyesini. Cumhurbaşkanı adaylığı için imza toplanacağı sırasında bu hikâyeyi çeşitli kanallardan insanlara aktarmış ve dördüncü günde aday olabilmek için gereken 100 bin imzayı toplamıştır. Şimdi ise hikâyesine “Üçüncü Yol” sloganıyla devam ediyor.

İnce’nin ve Memleket Partisi’nin sosyal medya üzerinden yaptıkları paylaşımların çoğunluğunun Muharrem İnce’nin cumhurbaşkanı adaylığı üzerine olması oldukça ilgi çekicidir. “Şimdi” Hikâyesi’nde yer alan “Üçüncü Yol” sloganı, yapılan paylaşımlar ve verilen demeçler, partinin meclise girmesini yerine sadece cumhurbaşkanlığı seçimini için çalışılıyormuş gibi bir algı yaratıyor. Aynı zamanda, parti programındaki vaatlerin hangi adımlarla yerine getirileceği, vumhurbaşkanlığı söz konusu olduğunda kimler ile çalışılacağı, kabinesi ve danışmanları hakkında bir bilgi olmaması da partinin ve İnce’nin gerçekçiliğini sarsıyor.

Muharrem İnce seçmeni ve Millet İttifakı seçmeni arasındaki en büyük fark, 2023 Seçimleri’ni nasıl yorumladıklarında yatar. İttifak seçmeni, bu seçimi Türkiye’nin geleceğini belirleyecek seçim olarak yorumlarken, İnce seçmeni bunu ideolojik bir seçim olarak görüyor. İnce’nin demokratik hakkı olan seçme ve seçilme hakkını kullandığı yönündeki argümanları oldukça haklı olmasına rağmen bu, seçimi köprüden önce son çıkış olarak gören kitleye hitap etmiyor. İdeolojik bir seçim olarak değerlendirdiklerinden dolayı, Millet İttifakı’nda yer alan partilerden dolayı duyulan rahatsızlık üçüncü bir yol arayışının en önemli sebeplerden biridir. Aynı zamanda CHP’nin Atatürk’ün yolundan çıktığı inancını da güçlendiren argümanlardan en önemlisidir kurulmuş ittifak. Türkiye’nin siyasi tarihini sosyal medya üzerinden öğrenmeye çalışan gençler, geçmiş senelerde sosyal medya üzerinden sıkça kendi tabanı tarafından yapılmış CHP eleştirileri ve yıllardan beri süregelen “Kemal Kılıçdaroğlu’nda liderlik vasfı yok” anlayışından oldukça etkilenmiş gibi görünüyor. Bu eleştiriler ve anlayışla siyasi fikirlerini oluşturmuş gençler haliyle iki seçenek arasında bırakılmaktan oldukça rahatsız. Belki de dünyada bir trend olan kuşak sınıflandırılması ile neredeyse her mecrada “anlaşılmayan Z kuşağı” olarak tanımlanan gençler, zamanlarının çoğunu geçirdikleri sosyal platformlarında kendilerine hitap eden, dillerini anlayan, akım yaratan ve onların sıkıntılarını dillendiren bir siyasi gördükleri için İnce’ye yönelmişlerdi. Fakat bu yönelimin seçim gününe kadar sürüp sürmeyeceğini kestirmek mümkün değil.

Muharrem İnce’nin verdiği demeçler, sosyal medya paylaşımları, dans ve sloganlarla bezeli üslubu şimdilik işe yaramış görünüyor fakat seçimlerde ne kadar karşılık bulacağı bir soru işareti. Vaatleri, kimilerince yetersiz görülen parti programı, agresif söylemlerinin yanı sıra parti üyelerinin tartışmalı davranışları ve konumları göz önüne alındığında sosyal medyadaki yankı odalarında oluşturulmuş olan “%60 alacağız” algısının gerçekçi olmadığı aşikâr. “Ben” ve “Biz” Hikâyelerini başarıyla kurgulamış olsa da “Şimdi” Hikâyesi için ezberci bir “Atatürkçü”lüğün yeterli olup olmadığını göreceğiz. Gençlerin kendisine olan desteği açısından, Erdoğan’dan farklı olarak Muharrem İnce’nin arkasında ne güçlü bir parti teşkilatı ne de politik bir akım var. O sebeple kamusal anlatısının seçimlerde ne kadar etkili olduğunu ancak sandıklar açıldıktan sonra görebileceğiz.


Kaynaklar

Erisen, C. (2018). “Emotions, Threat Perception, and Political Participation. In: Political Behavior and the Emotional Citizen”, Palgrave Studies in Political Psychology. https://doi.org/10.1057/978-1-137-58705-3_7

Ganz, Marshall. 2011. "Public Narrative, Collective Action, and Power", Accountability Through Public Opinion: From Inertia to Public Action, Sina Odugbemi ve Taeku Lee (ed.), Washington D.C:. The World Bank, s. 273-289.

İnce, Muharrem. 2022. “Mevzular Açık Mikrofon 3. Bölüm I Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce”, BabalaTV. 1 Eylül 2022. https://www.youtube.com/watch?v=nf4ZO7NO_q0