Haftalık
Erdoğan Özmen
7 Ağustos 2020 Cuma
Dahası ötekilerin kusur ve başarısızlıkları, yetersizlik ve zaaflarıyla özdeşim kurarak onlar adına utanmayı mümkün kılan yüce gönüllülük de aynı utanç kapasitesi sayesinde değil midir? Utanç kapasitesi aynı zamanda güçlü bir haysiyet talebidir. En zor zamanlarda güçsüz ve zayıfların, zulmedilen ve şiddet görenlerin, sesi kısılan ve görmezden gelinenlerin “Vardık, Varız, Varolacağız”  diyerek birbirine karışma, çoğalma ve dayanışmaları bu yüzdendir.
Sezen Ünlüönen
3 Ağustos 2020 Pazartesi
Kültürel coğrafya uzmanı Mike Crang, “Jane Austen’ı Yerleştirmek, İngiltere’yi Yerinden Etmek: Kitap, Tarih ve Ulus arasında Gezinti” adlı makalesinde Jane Austen uyarlamalarına düşkünlüğün bir tür muhafazakarlığı içinde barındırabileceğinden bahseder. Jane Austen’ın üstsınıf dünyası, İngiltere kırsalındaki zengin evleri, çay partileri ve balolarına duyulan ilgi kimi durumlarda aynı zamanda İngiltere’nin esasında hiçbir zaman sahip olmadığı bir geçmişe, İngiltere’nin eski debdebesine, ırki saflığına, herkesin konumunu bildiği hiyerarşik bir düzene duyulan bir özlemi de perdeliyor olabilir.
Aksu Bora
2 Ağustos 2020 Pazar
Türkçe edebiyat eleştirisinin mükemmel örneklerinden biri, nihayet yeniden yayınlanıyormuş. Zeynep Ergun’un Erkeğin Yittiği Yerde’si. Alt başlığı Yirmi Birinci Yüzyılda Türk Romanında Toplumsal ve Siyasal Arayışlar 2000-2006 olan bu kitap, 2009’da, Everest Yayınları tarafından yayınlanmıştı. Sonra ortadan kayboldu, sahafta filan da bulunamadı. Neyse ki Notos Kitap çok hayırlı bir iş yapmış, bugünlerde ikinci baskı kitapçılarda olacakmış.
Tanıl Bora
29 Temmuz 2020 Çarşamba
1960’ların ortalarından beri CHP’de iki ana yönelim görebiliriz. Birisi, “Güven Partisi” dediğim, devletçi ve milliyetçi bir Atatürkçülük’le mühürlenmiş, siyasî felsefesini muhafazakâr-cumhuriyetçi olarak tanımlayacağımız yönelimdir. Ulusalcılık, bunun “çağdaş” sürümüydü ve uzun bir süre Güven Partisi’ni CHP içinde iktidar kıldı. Diğeri, sosyal demokratik veya en geniş meşrepli tanımıyla (sosyalizme meyledeninden sosyal-liberaline, “hümanistinden” sol-popülistine…) sol bir yönelim, veya daha yalın, demokrat bir yönelim.
Derviş Aydın Akkoç
28 Temmuz 2020 Salı
“Nerde kaldı” diye sitem edilen, hatta tepki gösterilen bu ses, belki de öznenin kendi kayıp sesidir: Doğumla gelen o ilk terk edilişe, ilk yalnızlığa, savunmasızlığa karşı çıkarılan çocuksu bir serzeniş, beyhude bir protesto, daimi hale gelecek bir sızlanma ya da keskin bir çığlık olarak insanın kendi sesi. Kişinin bu dünyadaki varoluşu, yaşadığı ve daha da yaşayacağı deneyimlerin amacı kendi yitik sesini arama meşguliyetinden ibaret galiba... Edip Cansever’in “kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan” dizesindeki o imkânsız “yer” pekâlâ “ses” düzlemine de kaydırılabilir:
Murat Belge
26 Temmuz 2020 Pazar
Bir kere, “oy hesabı” yapmıyor. “Mutlu ettiğini” söylediğim kesimin sadakatini perçinliyor ve onları ajite ediyor. Gördüğüm kadarıyla, aslında herkesin gördüğü oy eksilmesini Tayyip Erdoğan da görüyor ve buna karşı iktidar sürdürmenin başka yollarını arıyor. “Seçim” değil de gene bir “plebisit” mahiyetinde “Biz seni istiyoruz” oylaması olabilir.  Tabii böyle bir tuhaf oylama yapmayı kabul edilir hale getirecek (nasıl getirecekse?) koşulları da yaratarak.
Aybars Yanık
25 Temmuz 2020 Cumartesi
Popüler kültürde “temsil” olunan yoksulluğun dışındaki temsillere yöneticilerin, yöneticiler gibi düşünenlerin tahammülü yoktur. Yaşar Usta, her şey bir yana, iyi kalplidir be! Yoksuldur ama aza kanaat edebilir, “çok”u istemez; patronuyla konuşur, vuruşmaz; örgütlemez, örgütlenmez; faziletlidir, oyuna gelmez; öbür dünyada rahat edecektir, fani dünyada hırslanmaz.
Kemal Can
17 Temmuz 2020 Cuma
Bu noktada en önemli mesele AKP’yi iktidar yapan ve iktidarda tutan tabandaki –eğer varsa– değişimin sayısal bir iç sınır olmaktan çıkıp, niteliksel bir dış sınır haline gelip gelmeyeceği. Bir başka söyleyişle dünyadaki güncel popülizm tartışmalarında gündeme getirildiği gibi, kurulmakta olan yeni otoriter konsolidasyonun sembollerinden etkilenecek toplumsal gruplar, genişliyor mu gevşiyor mu veya yeterince dirençli mi yoksa zayıflıyor mu?
Barış Özkul
5 Temmuz 2020 Pazar
Klasikler her şeyden önce insanın “duygularını eğitip”, ona empati kurabilmeyi, hayata başkalarının gözünden, ruhsal pencerelerinden bakabilmeyi, hem başkalarını hem de kendini daha iyi tanımayı öğretir, diyebiliriz. Gustave Flaubert’in Duygusal Eğitim’i (L'Éducation sentimentale, 1869) vaktiyle Cemal Süreya tarafından “Gönül ki Yetişmekte” diye çevrilmişti. Bunun genel olarak klasik yapıtın okura kattıklarını epey iyi anlatan bir çeviri olduğu kanısındayım. Kendi gönlünü her yaşta yetiştirmek isteyenlerin okuyabilecekleri birçok klasik var.
Ahmet İnsel
4 Temmuz 2020 Cumartesi
Erdoğanizmin yarışmacı otoritarizmi aşan, onu tam anlamıyla bir istibdat rejimine dönüştüren niteliği, keyfilik rejimi olmasıdır. Söz konusu olan pratik, mutlak dikey iktidarın zirvesindeki şahsın uygulattığı kararların keyfiliği ile sınırlı olmayan, “yasallığını” ve gücünü doğrudan bu şahıstan alan diğer güç makamlarının da keyfi davranabilme yetkisine sahip olduğu, iktidar hiyerarşisinde yukardan aşağıya doğru keyfiliğin yayıldığı bir genel yönetim anlayışıdır. Bu keyfilik konusu üzerinde biraz durmakta yarar var.
Sema Aslan
2 Temmuz 2020 Perşembe
Tek başına düşüncelere dalmak; çapraşık imgelere dolanmadan bu budur, şu da şudur demek, iyice imkânsızlaştı sanki. Belki evin rutini etkiliyordur? “Sanayi tipi ev yapmışlar, ne çamaşır bitiyor ne yüzey temizliği ne yemek,” dedim (yüzey temizliği, havalı bir laf –toz almak ya da tozları almaktı onun adı), “son zamanlarda duyduğum en iyi espiri,” dendi. Oysa bu bizim gerçeğimiz. Su, temizlik malzemesi ve sağlıklı gıdaya ulaşabiliyor olmanın mahcubiyeti bir yanda, Allah kerim yeri bellediğimiz balkonda kuluçkaya yatan karga çiftine bakarak haftalar geçirdim. Hemen hemen karantinaya girdiğimiz dönem yaptılar yuvalarını, daha hâlâ uçmadı yavrular!
Güncel
Virüs ‘’Biz’’den Değildir
7 Ağustos 2020 Cuma
Dikkat edilirse, virüsten bahsedildiği hallerde kapsam geniş, sonuç belirsizdir. Dinleyici yahut okuyucunun kafasındaki virüs imgesi, kaotik bir haldedir. Hatta yanındaki insanı bir süre sonra virüs olarak algılaması da muhtemeldir. Muhtemel olmayan, virüsün insan sağlığı için tehdit oluşturmayacak hale getirilmesidir. Şu halde, insan tabiatında bir güvensizlik ve iktidarsızlık cereyan etmesi kaçınılmazdır.
Covid-19 Stratejisi
6 Ağustos 2020 Perşembe
Açlıktan nefesi kokan ve çalışmak zorunda kalan insanların derdinin maske olamayacağını görmeyi hiç istemedi ki… Dardanel’de, Vestel’de hasta hasta çalışmaya mahkûm edilenlerden yana hiç olmadı ki… Pandemi boyunca durmaksızın her bir kanaldan anlattığı olmayan başarı hikâyelerinin toplum üzerindeki etkisinin boş vermişlik olacağını zerrece umursamadı ki… Öyle ya, onun için önemli olan bekasıydı.
Kum Ar: Deli ve Dil
3 Ağustos 2020 Pazartesi
Konuşulamayan hakkında susmalı, doğrudur, zira aksi tamamen saçma olacaktır, bu da doğrudur. Ne var ki deli konuşulamayanı konuşandır. Kişisel olarak merak ettiğim ve faydalı bir merak olarak tavsiye edebileceğim şey, öyleyse delinin bir öncü olup olmadığıdır. Zira deli ya bir öncüdür ve dili ve kavram dünyası bilinmeyeni işaret etmektedir, ya da herkesçe maruf ve tabulaştırılmış bir gerçeği farkında olmadan ve ısrarla açık etmeye, tabuyu çiğnemeye çalışmaktadır.
“Sıkıntı Var” Üzerine Notlar: Sıkıntının Uğultusu
1 Ağustos 2020 Cumartesi
Durup dinlemeden hareket ederek, tüketerek, talan ederek değil, bekleyerek, durup düşünerek, es vererek, yaşam karşısında esneyerek, dikkat ekonomisine karşı sıkılmanın ve zihni gevşetmenin tadına vararak anlamak ve kodlamak gerekiyor belki de sıkıntıyı. “Sıkıntı var” bende biraz da bu imkânı sağladı diyebilirim.
İslâmcı Zihinsel Tıkanmanın Kültürel Kökenleri Üzerine Bir Deneme
31 Temmuz 2020 Cuma
Sözlü kültürde bilgi önemsiz değil, aksine çok önemli ve değerlidir. Ancak bilgi tutucu şekilde korunur ve çözümleyici olmaktan ziyade eklemelidir. İslâmi camiada bilgi ile kurulan ilişki bir kültürel sermaye üretimi değildir. Burada bilgi dinamik bir şekilde tekrar piyasaya sürülmez, stoklanır. Bilgi biriktirilir. Handiyse bilgiyle kurulan alaka merkantilist bir kültürlenme biçimidir.
Medyada Bilim ve Bilim İnsanının İki Yüzü
29 Temmuz 2020 Çarşamba
Neticede medyada kendinden başka bir şey söylemeyen parçalı bilginin özerkliğine yüksek perdeden bir vurgu ya da toplumun yaygın değerlerini ihmal etmeyen veya sadece o değerler için var olan bir bilim ile karşılaşırız. Bu nedenle “cehalet övgüsü” ile “halk düşmanlığı” medyada aynı anda görünür olur.
Yerel Seçimler Sonrası Bir Galibiyet Placebosu Olarak Ayasofya
27 Temmuz 2020 Pazartesi
Tarihî mekânlar, geleceğe taşınma umudunu saklı tutan, unutulmaya karşı direnen mekânlarken; hafıza mekânları unutulmuş olanı hatırlatmayı amaçlar. Bir kilise, bir cami ve bir müze olarak Ayasofya da kimin nasıl hatırlamak ve neyi unutmak istediğine dair tabelası değişen hem tarihî bir mekân hem de bir hafıza mekânıdır. Dahası Ayasofya, bir galibiyetin ardından o galibiyeti ve arkasında yatan anlamı somut bir gösterene dönüştüren sembol mekândır.
Fransa’da 2020 Belediye Seçimleri: Macron İçin Sonun Başlangıcı mı?
25 Temmuz 2020 Cumartesi
Görece sınırlı bir ittifak söz konusuyken dahi önemli başarılar elde eden Fransız sol muhalefetinin ülkeyi dönüştürecek “büyük siyaset”i etkilemek için (şimdilik buna ayak direse de) Mélenchon gibi diğer önemli sol aktörleri de içerecek şekilde genişlemesi gerekmektedir. Bu güç birliğinin yaratacağı potansiyel bizatihi Fransa’nın siyasi tarihinden çıkarılacak derslerle öngörülebilir.
Rusya Federasyonu Anayasası, Kurucu Halk ve Asli Unsur
24 Temmuz 2020 Cuma
1924’ten itibaren kabul edilen SSCB ve birlik cumhuriyetleri anayasalarında (devlet dili dışında) belirli bir etnisite ön plana çıkarılmamıştı. Devlet, işçilerin-köylülerin veya ülkede yaşayan tüm halkların devleti olarak tanımlanıyor, federalizm ulusal bölgesel özerkliğe dayanıyor, özerk ulusal cumhuriyet ve bölgelerde farklı dillerin devlet dili olarak kullanılabileceği kabul ediliyordu.
Libidonun İktidarı ve Normalleşen Cinsel İstismar
23 Temmuz 2020 Perşembe
Demem odur ki, kişilerin, içlerinde barındırdıkları ve toplum tarafından da tasdiklenen nefret ve şiddetleri, hayatta kalmaya devam edebilmeleri için illa ki boşaltılacaktır. Bu boşalmayı engelleyecek ve döngüyü kıracak hukuki bir sistem yoksa, şiddetin, korkunun ve nefretin zamanla hangi yolla boşaltıldığının da önemi kalmayacak, cinsel istismar normalleşecektir.