Haftalık
Orhan Koçak
19 Eylül 2026 Cumartesi
Arendt ile Gramsci çağdan veya dönemden değil de bir aralıktan söz ederken ikisi de tarihsel bir soruna, bir sorunun tarihine bakıyorlardı. Burada bir sorunun zamanlaşması kadar, zamanın da sorunlaşması vardır: başlangıç, süre, sonluluk ve geçiş gibi kavramlar üstlendikleri yükü taşıyamıyor gibidirler. Ama iki yazar arasındaki fark da burada ortaya çıkar. Gramsci gözlemlerinde çok daha özgüldür (“spesifik”), sözlerinin belirli bir nesnesi olmasına (bir olay, bir tarih, bir özel ad, bir coğrafi oluşum) özen gösterir.
Osman Özarslan
17 Eylül 2026 Perşembe
Başka türlü söylemek gerekirse, bütün siyasal hareketler, ana rahmi kadar steril bir alanda mayalanmış, kendi göbek bağlarını kendileri kesmiş ve kendi miladını kendi yaratmış öznellik biçimleri olarak ifade edilseler de pek öyle değildirler. Muhalif hareketler, gene akrabalık ilişkileri üzerinden ve Dostoyevski’nin Karamazovları üzerinden gidersek, müesses nizamların çoğunlukla gayri meşru çocuklarıdır, hatta bazen isyankar öz evlatlarıdır. Onların şiddete meyyal olması, dışarlıklı olmalarından değil, tam da akraba olmalarına rağmen, statü ve mülkiyet başta olmak üzere bütün iktidar ilişkilerinin dışında tutulmuş olmalarından kaynaklanabilir.
Derviş Aydın Akkoç
13 Eylül 2026 Pazar
Kızılırmak’ta katı besinler değil, sıvılar ağırlıktadır: bilhassa kafein ve elbette bolca nikotin. Su zaten hesap dışıdır. Rüyayı hakkını vererek hatırlamaktan ziyade mühim parçalarını unutmak çok daha hayatidir, imgeler ve hisler arasındaki kopukluklara, olayların akışındaki anlam eksikliklerine dolgular yapılır. Günün parlak ışığı değil, gecenin karanlığı tercih edilir. Düzensiz uyku, yarı-aç mide, nikotin ve kafein fazlası; ve düşük kan şekeri: “bayılacak gibi oluyorum yazdıklarımı okurken.” Fakat yazma eylemi de pek farklı değildir: yazan-beden de yaprak gibi titriyordur.
Cuma Çiçek
13 Eylül 2026 Pazar
PKK’nin silahsızlanması ve demokratik siyasete geçiş süreci yaklaşık iki yılı geride bıraktı. DEM Parti açısından bu iki yıl bu dönüşümü yaşamak için büyük bir imkandı. Bu konuda geniş kesimlerin katılımıyla kapsayıcı bir süreçle ve eleştirel bir yaklaşımla büyük bir toplumsal muhasebe, diyalog, müzakere ve yeni siyaset inşası sağlanabilirdi. İktidar gibi ana-akım Kürt siyaseti de meseleyi büyük oranda bugüne kadar PKK’nin silah bırakmasıyla sınırlandırdı ve tüm diğer meseleleri erteledi.
Tanıl Bora
9 Eylül 2026 Çarşamba
Yine de, evet, neşeyi pekâlâ çalabiliyorlar. Bizzat Deniz Göktaş’ın tutuklanmasını “Neşemizi çaldılar,” diyerek karşılayanlar oldu ve gerçekten, neşe söndüren bir zulümdü bu. Geçen haftanın başında, hakkında verilen tahliye kararıyla aynı saatler içinde yeniden tutuklanması, iyice öyleydi. Tekrar-tekrar tutuklama gerekçelerinden biri, “suç sayılan fiil övmek”. Neşenin kendisi, suç sayılan fiile dönüşmüş değil mi, zaten.
Ömer Laçiner
3 Eylül 2026 Perşembe
Sırf, “Terörsüz Türkiye” gibi “Kürt sorunu”nun en indirgenmiş tanımına özgü bir amaç ilanıyla başlamış bir sürecin, iki yılı aşkın görüşme ve tartışmalardan sonra; ismi “milli kardeşlik, dayanışma ve demokrasi” gibi gayet kapsayıcı ve derinlikli kavramlarla bezenmiş bir komisyonun hazırladığı bir “Çerçeve Yasa”nın mecliste çok yüksek bir oy çoğunluğu ile kabul edilmiş olması ile sonlandığı bilgisinden hareket eden bir akıl yürütmenin varabileceği yegâne sonuç; bu dönem içerisinde söz konusu ülkede iyimserliği hayli güçlendiren orta çapta bir zihniyet dönüşümü olduğu, başlıca tarafların büyük çoğunluğu arasında bir uzlaşma arzusu ve empati havasının gelişip yaygınlaştığı şeklinde olabilirdi.
Polat S. Alpman
31 Temmuz 2026 Cuma
CHP, 2023 seçimlerine böylesi bir kimlik aşınmasıyla girdi. “Altılı Masa” denilen yeni sağ blok, AKP’ye olan muhalefeti örgütlemeyi, Kürtlerin desteğini de bu muhalefet üzerinden elde etmeyi amaçlıyordu. Ancak burada tutarlı bir siyasi hattın kurulduğunu söylemek zor. Bunun nedenini CHP’nin tarihsel kimliğine indirgeyen eleştirilerin ıskaladığı asıl mesele, 2016 sonrası Türkiye’deki rejim değişikliğinin nitelikleriydi. Türk tipi Cumhurbaşkanlığı sisteminin sağladığı keyfi ve otoriter liderlik imtiyazı, bürokratik alanın tümüne nüfuz etmişti.
Barış Özkul
26 Temmuz 2026 Pazar
Merriam-Webster’ın 2025’te yılın sözcüğü seçtiği “slop”, düşük nitelikli ve genellikle büyük miktarda yapay zekâ aracılığıyla üretilmiş içeriği tanımlamak için kullanılıyor. Benzer sözcüklerle, fazla emek verilmeden çoğaltılmış içerik yığınına “slop” adı veriliyor. Bununla kastedilen yanlış bilgi aktaran veya sözdizimsel olarak yanlış kurulmuş metinler değil. Aksine, düşük emekli yapay zekâ çıktıları yeterince doğru, düzgün ve makul görünen metinler halinde dolaşıma giriyor.
Güncel
Rusya’nın Sandık Tiyatrosu
19 Eylül 2026 Cumartesi
Kremlin, Birleşik Rusya’nın aldığı resmi oy oranıyla, halkın rejime ilişkin gerçek tutumunu makul ölçüde yansıttığı düşünülebilecek oran arasındaki farkın fazla açılmamasını istiyor. Aradaki fark çok büyür ve sonucun ancak açıkça hile yapılarak elde edilebildiği görülürse, bu Kremlin’in kendine güvenmediği izlenimini verir. Putin’in iktidarı sıradan Rusların desteğine bağlı değil, ama otoritesini ayakta tutan şeylerden biri, halkı dinlediği ve onların ne düşündüğünü önemsediği yanılsamasını diri tutması. Seçim göz göre göre çalınırsa, bunun doğru olmadığı açıkça ortaya çıkar.
Herkes İçin İnsan Hakları
18 Eylül 2026 Cuma
İnsan hakları, insanın yalnızca insan olması nedeniyle sahip olduğu; onurunu, özgürlüğünü, eşitliğini ve güvenliğini güvence altına alan temel hak ve özgürlükler bütünüdür. Bu haklar; medeni ve siyasal hakların yanı sıra ekonomik, sosyal, kültürel ve çevresel hakları da kapsayan bütüncül ve birbirine bağlı bir yapı oluşturur. İnsan hakları evrenseldir; dil, din, cinsiyet, cinsel yönelim, etnik köken, milliyet, toplumsal statü veya herhangi başka bir farklılık gözetmeksizin her insan için eşit ölçüde geçerlidir. Çünkü insan, düzensiz göçmen de olsa, LGBTİ+ da olsa, Müslüman ya da Tanrı tanımaz da olsa insandır.
Okumanın Sonu ve Demokrasinin Çözülüşü
17 Eylül 2026 Perşembe
Okuma alışkanlığı geriledikçe, bütün bu saçmalıkları ve zehri yayanlar da söylediklerini sorgulayacak, eleştirecek ya da çözümleyecek metinlerle giderek daha az insanın karşılaşacağından emin olabiliyor. Bu bakımdan ekran çağını en iyi temsil eden figürlerden biri –tahmin edilebileceği üzere– Donald Trump. İlk başkanlık döneminde bir ekonomi danışmanının anlattığına göre, Trump “hiçbir şey okumuyor: ne tek sayfalık notları, ne kısa politika metinlerini, hiçbir şeyi okumuyor”. Konuşma tarzı da aynı ölçüde yazılı kültürden uzak. Marriott’ın belirttiği gibi, “Düşüncelerini kanıtlarla desteklemiyor. Bilgileri, yazılı kültüre özgü iletişimde olduğu gibi, cümleler ve yan cümleler arasında bağlantılar kurarak analitik bir düzene sokmak yerine, yalnızca iddialarını peş peşe sıralıyor.”
Economist ve Liberal Sosyalizm
16 Eylül 2026 Çarşamba
Bir bakıma, malzeme kötüyse saydamlık kötülüğün büyüteci olmaktan ileri gitmez. Yeni nesil zenginler, zenginliklerini teşhir etmekten kaçınmadıkları gibi, tercih ve hareketlerinin yoksullar üzerindeki olumsuz etkisini görmekten veya görülmesinden de pek rahatsız olmazlar. Amerikan hükümetine kendini monte ederek bütçeyi “fuzuli yardım programları”ndan arındırmayı iş edinen Musk, yüzbinlerce muhtaç insanın açlığa ve ölüme sürüklenmesine neden oldu. Dünyanın en zengin adamının dünyanın yoksullarıyla böyle doğrudan uğraşması, ironinin de ötesinde âdetâ “müstehcen” bir görüntü sunuyor. Musk’a “berbat bir adam” diyen Krugman, bu gidişle bir “servet düşmanı”na da dönüşebilir!
Sessizliğin Golü: Kıbrıs’ın Kuzeyinde Futbol Ambargosu
10 Eylül 2026 Perşembe
Belki de asıl mesele hiçbir zaman bir kulübün cesareti ya da cesaretsizliği değildi. Belki mesele, bir sahanın hâlâ kimin toprağı sayıldığına karar verebilen görünmez çizgilerdi. Bir futbol sahası, aslında dünyanın en demokratik yüzeylerinden biridir: top yuvarlaktır, kale herkese eşit uzaklıktadır. Ama o sahaya kimin girebileceğine, hangi isimle, hangi bayrakla, hangi haritayla girebileceğine karar veren şey, sahanın kendisi değil, sahanın dışındaki dünyadır.
Alevifobi ve Alevileri “Tanımlayarak” Tanımama
9 Eylül 2026 Çarşamba
Alevilerin bugün maruz kaldıkları pratik ve sözlü ithamların en büyük nedenlerinden biri aslında tam da “siyasallaşamamalarıyla” alakalıdır. Yani tarih boyunca yaşanan onlarca acı, itham ve şüpheye karşı kendilerini sürekli “ispat etmeleri” gereken bir topluluk pozisyonuna dün olduğu gibi bugün de sürüklenmektedirler. Fakat acı olan budur ki her ne şekilde olursa olsun yine de kabul edilmemektedirler.
Bir Düzen Ne Zamana Kadar Yasal Olduğu İçin Meşrudur?
8 Eylül 2026 Salı
Olayların başlangıcı nisan ayına uzanıyor. Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki Doruk Madencilik’in Eskişehir Mihalıççık ocağında çalışan yüz elli işçi, ödenmeyen maaşlar, biriken kıdem hakları ve zorunlu ücretsiz izin uygulaması üzerine başkente yürüdü. Bağımsız Maden-İş öncülüğünde il sınırından yola çıkan madencilerin dokuz günlük yürüyüşü, 20 Nisan’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı kapısında noktalandı. İşçiler gasp edilen paralarıyla birlikte ocağın yeniden kamuya devredilmesini de talep ediyordu. Yol boyunca Sendika Genel Başkanı Gökay Çakır ile Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu gözaltına alınıp serbest bırakıldı.
Eros ve Sanat: Bataille’da Ölüm, Erotizm ve Sanat
6 Eylül 2026 Pazar
Toplumsal ve politik bir boyut taşıyan arzunun sanat eserinin hem üretiminde hem de izleyiciyle kurduğu ilişkide belirleyici olmasından erotizmin sanat tarihinde nasıl meşrulaştırıldığı ya da bastırıldığına ve oradan bilhassa modern ve çağdaş sanatta bedenin ne şekilde estetize edildiğine uzanan meselelerle Eros ve Sanat, Ali Artun’un dizi editörlüğünde yayıma hazırlanan ve bizzat kaleminden çıkan yazıların toplamını oluşturur. Sanat ile arzu arasındaki ilişkiyi tarihsel ve kuramsal bir çerçevede inceleyen bu yazılarda yazar; çekim, yaratma dürtüsü ve estetik haz gibi daha geniş bir anlam alanında sunar arzuyu.
Çadır ve Baraka: KKTC'de Politik Korozyonlar
4 Eylül 2026 Cuma
Gemide bulunanların büyük bölümü emekçilerdi; hayatını çalışarak, çoğu zaman güvencesiz koşullarda kazanan insanlardı. Bu tesadüf değildi. İlene-Taşucu/Mersin hattı, yıllardır KKTC ile Türkiye arasında çalışmak, okumak, aile ziyareti yapmak zorunda olan hatta adada kaçak konumuna düşmemek için giriş-çıkış yapmaya zorlanan çoğunlukla düşük ve orta gelirli insanların kullandığı bir güzergâh. Bunu reddetmek, meselenin ekonomik boyutunu görmezden gelmek olur. Hava yolculuğu ile deniz yolculuğu arasındaki tercih, herkes açısından aynı ölçüde özgür bir tercih değildir. Gelir düzeyi ve yaşam koşulları, insanların hangi ulaşım biçimine yönelebileceğini doğrudan belirler. Hava yolculuğu daha yüksek maliyetli bir seçenekken, deniz yolu özellikle öğrenciler, emekçiler ve düşük ve orta gelirli insanlar açısından daha erişilebilir bir ulaşım imkânı sunmaktadır.
Geçiş Dönemi Adaleti Kimler için Mümkün? Ortadoğu’da Dom-Abdal Toplulukları ve Barışın Öteki Yüzü
3 Eylül 2026 Perşembe
“Çingene” olarak adlandırılan Roman, Dom, Lom ve Abdal toplulukları gibi tarihsel ve yapısal ırkçılığa maruz kalan gruplar açısından hakikat ve uzlaşma süreçlerinin nasıl işleyeceğine dair elimizde çok az örnek ve deneyim var. Çatışma sonrası barış inşası süreçlerinin geride bıraktığı bu toplulukların hayatında, yeni dönemde gerçek bir sulh sağlansa dahi, çoğu zaman fazla bir şey değişmiyor; ayrımcılık farklı biçimlerde sürüyor. Tam da geçiş dönemi adaletinin yeniden gündeme geldiği bir zamanda, bu yeni süreç tarihsel olarak ayrımcılığa uğrayan toplulukların mağduriyetlerinin giderilmesi için bir fırsat sunabilir mi?