Haftalık
Erdoğan Özmen
27 Mayıs 2020 Çarşamba
Bir tarafta bizi bekleyen şeyin “küresel tiranlık”, katı bir biyopolitik gözetleme ve baskı toplumu olduğu değerlendirmesi, diğer tarafta küresel işbirliği ve dayanışmayı esas alan bir enternasyonalizm/komünizm beklentisi ve umudu. Ya da, basitçe eski ‘normal’ hayatlarımıza döneceğimizi, hiçbir değişiklik ve farklılık isteği ve beklentisiyle oyalanmamamız gerektiğini söyleyen bildik sinik tavır bir yanda, diğer yanda tam da şimdinin, mevcut küresel kapitalist dünya sisteminin sınırları, yıkıcı potansiyeli ve sefaletiyle böylesine dehşetli bu karşılaşma anının en radikal değişim ve olasılıkları konuşma ve düşünme zamanı olduğunda ısrar eden ‘ütopyacı’ arzu.
Derviş Aydın Akkoç
26 Mayıs 2020 Salı
Nietzsche nazarında tiksintiyle yüzleşmek, onu başka duygularla karıştırmamak için uyanık olunmalıdır... Kimse tiksintiden muaf değildir... Tiksintiyi alt etmek için kararlı olmak, ama önce onu saklandığı yerden çıkarmak, teşhis etmek, gözlerinin içine bakma cesaretini göstermek gerek. Zira yüzeyde değil, derinde, çok aşağıdadır tiksinti. Üstelik yerine göre bir şefkat tecessümünde ya da alelade bir tebessümde, ansızın beliren bir sırıtışta, kibre gömülmüş bir dudak kıvırmada, bulanık sinsi bir bakışta, hasılı binbir kılıkta arz-ı endam eder tiksinti.
Emel Uzun
21 Mayıs 2020 Perşembe
İlk zamanlar sağlık çalışanları için akşam dokuzda alkış eylemi yapılıyordu malum. Ben şimdi bizim burada duymuyorum. Sokaktan ıslıklar, alkış sesleri gelince ne olduğunu anlamam birkaç günümü almıştı. Apartmanda her daim “okula gitseler ne güzel olacak” adını koyduğum bir grup çocuğun haykırışları yükseliyor. Günler geçmeyince temizlik neferi haline geldi tabii insanlar. Dinmeyen süpürge sesleri. Sokağa çıkma yasağının olduğu günlerde kendini sokağa, parka atmış firarileri kovalamak için devriye gezen polis araçlarından çıkan siren sesleri… Tüm bunlar ne zaman duysak bu günleri hatırlayacağımız sesler oluverdi galiba.
Tanıl Bora
20 Mayıs 2020 Çarşamba
İnsanlar bu kapanma ve kısılma tecrübesinde hayat tarzları üzerine, “lüzumsuz tüketimleri” üzerine düşünmüş olabilir ki, kendilerini sorgulayıp da tüketim ‘neşvesinden’ uzaklaşmaya yönelir mi? O insancıklar, endüstriye, “sistem”e… kapitalizme meydan okuyacak bir güç teşkil edebilir mi? Trafiğin elektrifikasyonu, binaların ekolojik ölçütlere göre renovasyonu, sanayide yeşil hidrojiene geçiş gibi reformist öneriler, -sosyal devletin ihyası ‘iyi-ihtimaline’ paralel-, karşılık bulabilir mi?
Aybars Yanık
19 Mayıs 2020 Salı
10 Nisan 2020’de geçerli olan, pandemi nedeniyle iki günlük ilk sokağa çıkma yasağının saatler kala ilan edilmesinden itibaren sokaklarda kargaşa, kavga, izdiham gören birinin aklına ilk önce insanların iş bilmezliği, görgüsüzlüğü, kınanacak komikliği, hatta medeniyetsizliğin gelmesi ne tür bir akıl yürütmenin sonucu olabilir?
Murat Belge
18 Mayıs 2020 Pazartesi
Aristoteles’ten beri “zoon politikon” kavramıyla yaşamaya alışmışız: insan, “toplumsal hayvan” (burada “politikon”, politikten çok toplumsal anlamında). Tarih boyunca karşılaştığımız sorunlar kural olarak bizi bir araya getiren etkenler olmuş. Onun için de her dilde bizim mahut “birlik ve beraberlik” klişesine paralel kalıplar oluşmuş. Oysa bu yeni durum bizi “izole bireyler” halinde davranmaya davet ediyor. Bunu atlatmak için birbirimizle teması mümkün olduğu kadar azaltmamızı emrediyor. Ama tabii bunu toplumsallığın daha ileri bir biçimi olarak yorumlamamız da mümkün. Birbirimize karşı sorumluluğumuz (umarım geçici bir süreyle) birbirimizden uzak durmamızı gerektiriyor!
Kemal Can
17 Mayıs 2020 Pazar
Kendi tabanı dışındakilerin memnuniyetiyle ilişkisini epey önce kesmiş iktidar, artık tabanının tamamının tatminiyle de çok vakit harcamak istemiyor. Bu nedenle, -muhalefetten çekindiğinden değil- kendi seçmeninin baskı gücünü dengelemek için, aritmetik açmazı gündemin ilk sırasından indirmek istiyor. Üniversite sınavı tarihi açıkladıktan sonra “sandıkta görüşürüz” mesajları atılması çok istenen bir şey değil. Aritmetik krizin belirsizlik ve tereddüt üretmesi ve Demokles’in kılıcı gibi sallanması hayırlı bulunmuyor.
Orhan Koçak
16 Mayıs 2020 Cumartesi
Beklenti ve karşı-beklenti dizileri bu kez de peş peşe geldi, çoğu zaman tahlil kılığına bürünmüş temenniler halinde. Kapitalizm gidebilirdi, “otoritaryenizm” güçlenebilirdi, insan soyu doğanın efendisi olmaktan vazgeçip uyumlu bir parçası olmayı seçebilirdi. Ama daha büyük ihtimalle de her şey hiçbir şey değişmemiş gibi devam edebilir, güneş yine biraz doğudan doğar, iliştirilmiş tarihçi iliştirildiği yer ve tarihte kalabilirdi.
Kenan Erçel
13 Mayıs 2020 Çarşamba
Bu nedenle birçok yoksul vatandaş durumları acil servise gitmeyi gerektirene kadar bekleyip —bazen iş işten geçtikten sonra— soluğu hastanede alıyor. Zira federal yasa gereği hastaneler acil servise gelen insanları sigortasız dahi olsalar geri çeviremiyor. Sağlık sigortaları olmadığı için insülin edinmekte zorlanan, edindiğini de zamana yayarak azar azar kullanan nice şeker hastası var ABD’de. Zaten yeterince kalabalık olan sigortasızların saflarına şimdi bir de Covid-19 krizi sebebiyle işlerini ve dolasıyla işleri üzerinden sahip oldukları sağlık sigortalarını yitiren milyonlar eklenmekte. Sağlık sigortası olanların durumu da çok parlak değil.
Aksu Bora
11 Mayıs 2020 Pazartesi
Pınar Öğünç salgın zamanı çalışanlarla konuşuyor; kasiyer, psikolog, hostes… Sohbetlerin baskın duygusu, endişe. Hastalanma endişesi, işten atılma, kirayı ödeyememe… Haklı endişeler olduğunu en baştan biliyorduk; görüştüklerinden hastalanan da oldu, işten atılan da. Bir de bezginlik. “Geleceği göremeyenler, gördüklerinden yorgun düşenler anlatıyor.” Farklı işler yapan, farklı hayatlar yaşayan bu insanları (ve galiba okurları da) birbirine bağlayan duygular bunlar; endişe ve bezginlik.
Ömer Laçiner
8 Mayıs 2020 Cuma
Karşı karşıya olduğumuz buhran ise kapitalist düzenin herhangi bir temel mekanizmasının tökezlemesi veya bozulmasının yüzeye çıkardığı bir durum değil; tam aksine o temel mekanizmaların sistemin mantığı doğrultusunda işleyişlerinin “normal” sonuçlarının insani varoluşlar için nasıl büyük bir tehdit/tehlike oluşturduğunu ve bu tehdit potansiyelinin sürekli artmakta olduğunun açığa çıkma sarsıntısı üzerinden tanımlanabilir sadece.
Barış Özkul
5 Mayıs 2020 Salı
Heisenberg’in belirsizlik prensibini rastlantı ve olasılığın hâkim olduğu mikro-kozmos boyutundan doğada ve toplumda her türlü nedenselliği suya düşüren bir spirütalist felsefe boyutuna taşımanın yanlışlığını vurgulaması; yeni fizik keşifleriyle kesin nedensellik prensibinin yerini olasılıklı nedensellik prensibinin almasından hareketle insan iradesinin bundan böyle kör bir talihe teslim olduğunu öne sürenleri eleştirmesi; insan iradesinin eski veya yeni fizikle ilgisi olmadığını, fiziksel ya da biyolojik hipotezlere tâbi kılınamayacağını savunması… Bunlar son derece cesur çıkışlardır.
Arzu Yılmaz
3 Mayıs 2020 Pazar
KDP-Türkiye arasında bir temasın kurulmasından söz etmemizi mümkün kılan gelişmeler, 1988 Halepçe Katliamı ve 1991’deki ayaklanma sonrası Türkiye’ye gerçekleşen göçlerle başlar ve ABD’nin Irak’a müdahalesiyle gelişir. Bu temasın bir işbirliğine dönüşmesini sağlayan ise Cumhurbaşkanı Turgut Özal olur. Dönemin birinci elden tanıklığını yapan Cengiz Çandar, Mezopotamya Ekspresi adlı kitabında bu işbirliğinin yeni ve istisnai niteliğini gayet açık anlatır.
Menderes Çınar
24 Nisan 2020 Cuma
Temsil siyasetinin epeyce törpülendiği son 30-40 yılda duyulmayan, görülmeyen, unutulan toplum kesimleri son yıllarda popülist lider siyasetinin ana kaynağını oluşturmaya başlamıştır. Yükselen popülist lider siyaseti, popülist liderin milletin yalnızca ve ta kendisi olduğunu iddia etmesi bakımından mutlakıyetçilik eğilimli bir siyasettir. O kadar ki popülist lider siyaseti, sadece toplumun farklı kesimlerini ve onların temsilini gereksizleştirmez, bizzat kendisinin “otantik,” “gerçek” toplum saydığı toplum kesimlerinin temsilini de gereksiz bulur. Bu bakımdan, popülist lider siyaseti temsil siyasetine, temsil siyaseti vasıtasıyla toplumun özneleşmesine, dolayısıyla bunun en temel kanalı olan Meclis gibi kurumların sembolik-ötesi, etken varlığına kökten ters ve karşıdır.
Ahmet İnsel
31 Mart 2020 Salı
Müştereklerin piyasa ekonomisi tahakkümü dışına çıkarılması, iktisadi küreselleşmeden üretimde yeniden yerelleşmeye dönülmesi, kamunun düzenleyici gücünün sadece yasayla sınırlı kalmayıp, üretim ve dağıtımda da yeniden aktif hale gelmesi gibi önlemlerin salgın sonrasında kalıcı olma ihtimali var. İnsanların evlerine haftalarca, belki birkaç ay kapalı kalmaları kendilerinin her şeyden önce sosyal bir varlık olduklarını...
Güncel
Gecikmiş 1 Mayıs Yazısı: Memet’in Anısına
28 Mayıs 2020 Perşembe
Memet, hangi bayrak verildi ise onu taşıdı, yeter ki kırmızı olsun! Hiçbir kırmızının hatrı kalmasın! Memet, oğlunu tanıştırdığında “Arkadaşım benim,” dedi. Tekstil işçisi kadın, Memet’e, onunla aynı dili konuşan bir arkadaş doğurmuştu. Memet, kötülüğü bilmiyordu ama haksızlığın ne olduğunu öğrenmişti. Devletten, onu bu hayatta en çok sevmiş olan yaşlı annesi öldükten sonra kalan ailesinden, patronlarından…
Ali Babacan’ın Boğaçhan olarak Portresi
27 Mayıs 2020 Çarşamba
Erdoğan’ın neden sinirlendiğini tahmin etmek zor değil. İki şeyi kendi hanesine yazıyor hikâyenin orasında Babacan: AB ile müzakereleri ve ekonomideki, özellikle 2008 krizinden çıkış sürecindeki olumlu gidişatı. Brüksel’i evi gibi gördüğünü söylüyor büyük bir doğallıkla, orada “bizim” de bir “payımız” olduğunu hatırlatıyor. Mucize değil, işlerin normal akışıdır Türkiye’yi AB’ye götüren, diyor bir bakıma.
Mobilize Hayvanlar
26 Mayıs 2020 Salı
Bir şeyi adlandırabilmek için dile ihtiyacımız vardır, dile sahip olmak için de bir çeşit toplumsallığa. O halde insanları bir araya getiren şey dil değildir, yoksa konuşmayı bütünüyle beceremeyen kabileler devamlılık sağlayamaz ve insanlık bugüne gelemezdi. Toplumsallığı mümkün kılan koşul öyleyse dil değil, hafızadır. Örneğin, evlilik toplumsal bir olaydır. Amneziyak iki kişi evlenirse (ve evlendiklerini unutursa) gerçekten evli mi olurlar?
Taşralaşan Dünyada Felsefe ve Akademi: Liyakatten “Network”e
25 Mayıs 2020 Pazartesi
“Eğitim” ve modern anlamıyla akademi, yukarıdaki daracık analizle işaret ettiğim üzere, gökten tanrı eliyle indirilmiş bir kurum, fikir veya prensip değildir. Bu nedenle de, mütemadiyen var olacağı varsayımı ile düşünmeye başlamak bir hatadır. Bugün bu kavramın hâlâ daha dünyayı anlamaya yardımcı olması, yarın da bunun bu şekilde devam etmesi gerektiği anlamına gelmez. Post-truth kavramının tartışmaya açtığı, bu bağlamda, “eğitim”dir de diyebiliriz.
Basti’nin Anlattıkları
24 Mayıs 2020 Pazar
Husain, Basti’de Zakir’in 5 Aralık 1971 tarihi itibarıyla tuttuğu notlar aracılığıyla sessizlik mefhumunu etkin bir biçimde kullanır. Bunca terk edişin, ölümün yaşandığı Güney Asya’nın edebiyatında sessizliğin bunca yer alması, abartılı, söz sanatlı bir anlatım olarak kabul edilmeyecektir haliyle.
Derken Bahar Gelir Döngel Dünya’ya
24 Mayıs 2020 Pazar
Baran’ın bu ve başka birkaç öyküsünde epope ile masal formunun sınırlarına girip çıktığını görüyoruz. Öykünün teması, yazarını bu epik işleyişe icbar ediyor gibidir ki aslında Türkçe edebiyatta bu ve benzeri temaların ekseriyetinin destansı, masalsı bir üslupla anlatıldığını fark edince, bunun üzerinde düşünülmesi gereken bir konu olduğunu düşünüyorum.
Bir Yeri Kaybetmek Üzerine Notlar: Yusufeli’nin “Değeri”
23 Mayıs 2020 Cumartesi
Kentleşme giderek daha fazla mekânı ve canlıyı etkisi altına alırken, kentleri mümkün kılan altyapı ihtiyaçlarının aslında doğanın yok edilmesine denk düştüğünü daha fazla idrak eder hale geldik. Büyüyen kentlerin gıda, su ve enerji ihtiyaçlarını karşılamak üzere başka yerler yok olmak zorunda kalıyor ve pandemi süreci kentlerin aslında ne kadar kırılgan sistemler üzerine kurulu olduğunu gözler önüne seriyor.
Koronavirüs, Khronos ve Kairòs
22 Mayıs 2020 Cuma
İnsanlığın başına gelen bu trajedi insanlığın ortak bir insanlık durumu olarak kavranmasına yardımcı olsa da insanlık durumunun hiçbir zaman eşit deneyimlenmediğini ve salgının her insan ve toplum üzerinde aynı etkiler yaratmadığını akılda tutmak gerekir. Dahası zaman deyimlerinde yaşanan birçok değişim de yine toplumsal koşullara ve sınıfsal konumlara bağlı.
Çerkeslerin Kolektif Hafızası: 21 Mayıs ve Ötesi
21 Mayıs 2020 Perşembe
Rus-Kafkasya Savaşları sebebiyle anavatanlarından ayrılmak zorunda kalan Çerkesler Osmanlı iskân politikasıyla şimdiki Balkan ülkeleri, Türkiye, Suriye, Ürdün ve İsrail’e yerleştirildiler. Çerkeslerin hafızasında en çok ilk kuşağın, ilk gelenlerin tecrübeleri vardır. Büyük çoğunluğu dönemin koşulları gereği kırsal bölgelere veya kent merkezlerine yakın vakıflara bağlı çiftliklere yerleştirildi.
Koronavirüs Sonrası Her Şey Çok Güzel Olabilir mi?
20 Mayıs 2020 Çarşamba
Salgın esnasında ihtiyacımız olan sağlık, temizlik, gıda gibi temel ihtiyaç alanları dışında kalan ve aslında kapitalist bir ekonominin büyük kısmını oluşturan diğer üretim alanları tümden askıya alınabiliyor. Teknolojinin, toplumsal yarar ve zenginliğin bir üst seviyeye taşınması için kullanılmadığında oluşan sonuçları yaşıyoruz hep beraber.