Haftalık
Tanıl Bora
3 Haziran 2020 Çarşamba
Oportünizm kadar ünlü olmayan bir başka kavrama müracaat edelim mi, fırsatçılığı anlamak için: Okazyonalizm. Latince aşağı düşme (denk düşme) anlamında occasum’dan Batı dillerine geçen occasion (okazyon), Türkçe günlük dilde tenzilatlı satışlar, uygun fiyat fırsatları anlamıyla çok yaygın olmasa da kullanılıyor; sözlük anlamı fırsat, sebep, vesîle demek oluyor. Kelimeye odaklanırsak, oportünizm imkânları, okazyonalizm ise fırsatları-vesîleleri  ‘kullanmaya’ dönük bir araçsalcı, çıkarcı, faydacı tutumu anlatıyor. Çok yakınlar. Kelime anlamından, düşünsel mirasa geçelim.
Kenan Erçel
2 Haziran 2020 Salı
Köpeği konusunda ikaz ettiği bir beyaz şahıs yüzünden az daha nezarethaneyi boylayacak bir siyah adam; köpeği (ve çocukları) olmadan kendi muhitinde gezinmekten çekinen bir siyah adam; ve belki de yanına bir köpek almış olsa şimdi hayatta olacak bir siyah adam. Ve tabii bir de safaride avladığı antilopla poz veren bir avcı edasıyla dizini boynuna bastıran bir polis yüzünden can veren bir siyah adam. Yıl 1820 değil, 1920 değil, 2020.
Murat Belge
1 Haziran 2020 Pazartesi
Demokrat Parti liberal ekonomi programıyla iktidara geldi. Geldi de, yapabildi mi? Bir yere kadar. Bu ekonomi hikâyesinde, özellikle baş tarafında, ilginç bir durum iki partinin devletçi olanının o kadar devletçi, liberal olanının de o kadar liberal olmamasıdır. Demokrat Parti zamanında Milli Korunma Kanunu, Et-Balık Kurumu kurulması gibi şeyleri liberalizmle açıklamak zordur. Ama Demokrat Parti Halk Partisi’nden kalan “ilk birikim” kadar Marshall Planı’nın da nimetlerini görerek tarımı makinalaştırdı, sanayii ciddi şekilde teşvik etti. Barajlarla enerji politikasını büyüttü, gerçekten önemli işler yaptı.
Derviş Aydın Akkoç
31 Mayıs 2020 Pazar
“İnsanlara acı çekiyorum diyorum, ‘ama bayım sizde acı çeken bir insanın yüzü yok’ diyorlar” diye şikâyet ediyordu Dostoyevski’nin İvan Karamazov’u. Öyle ya, hazzın büsbütün değilse bile acının kesin kanıtlara ihtiyacı vardır, daima şüpheli olan, yalanla suçlanacak ve dahası kahkahayla mühürlenecek olan odur: bedenin en açıktaki kısmı, en kırılgan, en müstehcen kısmı olarak “yüz”ün ille de acıdan çarpılması, hurdaya çıkması mı gerekir? Kimselere sataşmadan, derdini dünyaya boca etmeden, bekleyerek ya da susarak acılarına katlanan, kendi zorluklarını aşmak isteyen bir özne neden konuşmaya zorlanır, dile ve söyleme mahkûm edilir, acı söz konusu olduğunda?
Mete Çubukçu
30 Mayıs 2020 Cumartesi
Saraç ve Hafter’in bir sonraki adımda masaya oturmasının kaçınılmaz olduğu düşünülürse, masanın farklı yanlarındaki belirleyici ülkelerden ikisinin Türkiye ve Rusya olması sürpriz olmaz. Bu durum son yılların tipik Rus yaklaşımının bir örneği. Ankara da bu konuda kapılarını kapatmıyor. Libya’da etkili olurken öte yandan Rusları da doğrudan karşısına almak istemiyor. Yani, Ruslar ile Türkiye Libya’da masanın farklı yanlarında olmasına rağmen bir süre sonra birlikte politika belirleyebilir. Batı yani AB ve ABD’yi daha ikincil planda tutmak her zaman Moskova’nın tercih edeceği bir şey.
Kemal Can
29 Mayıs 2020 Cuma
İktidar, sanki seçim varmış gibi yüksek bir hava vermeye, en azından bu rüzgarı kesmemeye çalışıyor. Seçime kaçmak veya seçimden kaçmayı bir zorunluluk ya da tehdit olmaktan çıkartmayı, aritmetik açmazı bu türbülansın desteğiyle ikincil hale getirmeyi deniyor. Anayasayı askıya almadan anayasasız düzen, yasaları kaldırmadan hukuksuzluk yapılabilmesi gibi, seçimi yok etmeden -hatta lafını büyüterek- anlamını küçültmeyi (değiştirmeyi) başarıyor. Muhalefet cephesinde de çalkalanan aklın bulanıklığı kendini gösteriyor.
Erdoğan Özmen
27 Mayıs 2020 Çarşamba
Bir tarafta bizi bekleyen şeyin “küresel tiranlık”, katı bir biyopolitik gözetleme ve baskı toplumu olduğu değerlendirmesi, diğer tarafta küresel işbirliği ve dayanışmayı esas alan bir enternasyonalizm/komünizm beklentisi ve umudu. Ya da, basitçe eski ‘normal’ hayatlarımıza döneceğimizi, hiçbir değişiklik ve farklılık isteği ve beklentisiyle oyalanmamamız gerektiğini söyleyen bildik sinik tavır bir yanda, diğer yanda tam da şimdinin, mevcut küresel kapitalist dünya sisteminin sınırları, yıkıcı potansiyeli ve sefaletiyle böylesine dehşetli bu karşılaşma anının en radikal değişim ve olasılıkları konuşma ve düşünme zamanı olduğunda ısrar eden ‘ütopyacı’ arzu.
Emel Uzun
21 Mayıs 2020 Perşembe
İlk zamanlar sağlık çalışanları için akşam dokuzda alkış eylemi yapılıyordu malum. Ben şimdi bizim burada duymuyorum. Sokaktan ıslıklar, alkış sesleri gelince ne olduğunu anlamam birkaç günümü almıştı. Apartmanda her daim “okula gitseler ne güzel olacak” adını koyduğum bir grup çocuğun haykırışları yükseliyor. Günler geçmeyince temizlik neferi haline geldi tabii insanlar. Dinmeyen süpürge sesleri. Sokağa çıkma yasağının olduğu günlerde kendini sokağa, parka atmış firarileri kovalamak için devriye gezen polis araçlarından çıkan siren sesleri… Tüm bunlar ne zaman duysak bu günleri hatırlayacağımız sesler oluverdi galiba.
Aybars Yanık
19 Mayıs 2020 Salı
10 Nisan 2020’de geçerli olan, pandemi nedeniyle iki günlük ilk sokağa çıkma yasağının saatler kala ilan edilmesinden itibaren sokaklarda kargaşa, kavga, izdiham gören birinin aklına ilk önce insanların iş bilmezliği, görgüsüzlüğü, kınanacak komikliği, hatta medeniyetsizliğin gelmesi ne tür bir akıl yürütmenin sonucu olabilir?
Orhan Koçak
16 Mayıs 2020 Cumartesi
Beklenti ve karşı-beklenti dizileri bu kez de peş peşe geldi, çoğu zaman tahlil kılığına bürünmüş temenniler halinde. Kapitalizm gidebilirdi, “otoritaryenizm” güçlenebilirdi, insan soyu doğanın efendisi olmaktan vazgeçip uyumlu bir parçası olmayı seçebilirdi. Ama daha büyük ihtimalle de her şey hiçbir şey değişmemiş gibi devam edebilir, güneş yine biraz doğudan doğar, iliştirilmiş tarihçi iliştirildiği yer ve tarihte kalabilirdi.
Aksu Bora
11 Mayıs 2020 Pazartesi
Pınar Öğünç salgın zamanı çalışanlarla konuşuyor; kasiyer, psikolog, hostes… Sohbetlerin baskın duygusu, endişe. Hastalanma endişesi, işten atılma, kirayı ödeyememe… Haklı endişeler olduğunu en baştan biliyorduk; görüştüklerinden hastalanan da oldu, işten atılan da. Bir de bezginlik. “Geleceği göremeyenler, gördüklerinden yorgun düşenler anlatıyor.” Farklı işler yapan, farklı hayatlar yaşayan bu insanları (ve galiba okurları da) birbirine bağlayan duygular bunlar; endişe ve bezginlik.
Ömer Laçiner
8 Mayıs 2020 Cuma
Karşı karşıya olduğumuz buhran ise kapitalist düzenin herhangi bir temel mekanizmasının tökezlemesi veya bozulmasının yüzeye çıkardığı bir durum değil; tam aksine o temel mekanizmaların sistemin mantığı doğrultusunda işleyişlerinin “normal” sonuçlarının insani varoluşlar için nasıl büyük bir tehdit/tehlike oluşturduğunu ve bu tehdit potansiyelinin sürekli artmakta olduğunun açığa çıkma sarsıntısı üzerinden tanımlanabilir sadece.
Barış Özkul
5 Mayıs 2020 Salı
Heisenberg’in belirsizlik prensibini rastlantı ve olasılığın hâkim olduğu mikro-kozmos boyutundan doğada ve toplumda her türlü nedenselliği suya düşüren bir spirütalist felsefe boyutuna taşımanın yanlışlığını vurgulaması; yeni fizik keşifleriyle kesin nedensellik prensibinin yerini olasılıklı nedensellik prensibinin almasından hareketle insan iradesinin bundan böyle kör bir talihe teslim olduğunu öne sürenleri eleştirmesi; insan iradesinin eski veya yeni fizikle ilgisi olmadığını, fiziksel ya da biyolojik hipotezlere tâbi kılınamayacağını savunması… Bunlar son derece cesur çıkışlardır.
Arzu Yılmaz
3 Mayıs 2020 Pazar
KDP-Türkiye arasında bir temasın kurulmasından söz etmemizi mümkün kılan gelişmeler, 1988 Halepçe Katliamı ve 1991’deki ayaklanma sonrası Türkiye’ye gerçekleşen göçlerle başlar ve ABD’nin Irak’a müdahalesiyle gelişir. Bu temasın bir işbirliğine dönüşmesini sağlayan ise Cumhurbaşkanı Turgut Özal olur. Dönemin birinci elden tanıklığını yapan Cengiz Çandar, Mezopotamya Ekspresi adlı kitabında bu işbirliğinin yeni ve istisnai niteliğini gayet açık anlatır.
Menderes Çınar
24 Nisan 2020 Cuma
Temsil siyasetinin epeyce törpülendiği son 30-40 yılda duyulmayan, görülmeyen, unutulan toplum kesimleri son yıllarda popülist lider siyasetinin ana kaynağını oluşturmaya başlamıştır. Yükselen popülist lider siyaseti, popülist liderin milletin yalnızca ve ta kendisi olduğunu iddia etmesi bakımından mutlakıyetçilik eğilimli bir siyasettir. O kadar ki popülist lider siyaseti, sadece toplumun farklı kesimlerini ve onların temsilini gereksizleştirmez, bizzat kendisinin “otantik,” “gerçek” toplum saydığı toplum kesimlerinin temsilini de gereksiz bulur. Bu bakımdan, popülist lider siyaseti temsil siyasetine, temsil siyaseti vasıtasıyla toplumun özneleşmesine, dolayısıyla bunun en temel kanalı olan Meclis gibi kurumların sembolik-ötesi, etken varlığına kökten ters ve karşıdır.
Güncel
Ya Maskemiz Düşerse...
3 Haziran 2020 Çarşamba
Okulda, bir ideal olarak “içimizle dışımızın aynı olmasının” yüceltildiğine tanık oldum. İçimizle dışımızın aynı olmasının, içimizin de dışımız gibi görülebilir olmasının bir faciaya denk düşeceğini sonradan kavradım. İnsanın içiyle dışının aynı olmasının, içimizle dışımız arasındaki sınırın kaldırılmasının ciddi bir sorun olacağını, psikotik bir hal yaratacağını ve çok da özenilecek bir durum olmadığını sanıyorum.
Nefes Alamıyoruz
2 Haziran 2020 Salı
Muktedirlerin yakın tarihimizde en sevdiği kelime bu olsa gerek: “Güvenlik”. Âdeta sihirli; muktedir ne yapsa aklayıverecek, yeniden ve yeniden meşruiyeti tesis edecek gibi. Oysa tam da “güvenlik” türküsü söylenip durdukça hayatımız daha “güvensiz” ve kıymetsiz hale geliyor. Her an öl(dürül)ebiliriz; mesela polis kurşunuyla ve hatta işkencesiyle, Mercedes fabrikasında Covid-19’dan ya da son teknoloji bir savaş uçağı bombardımanında…
Oruç Aruoba’da “Uygar Kişinin” Yürüyüşü
1 Haziran 2020 Pazartesi
Aruoba, yürüme ve düşünme ilgisini kurarken, bir yandan da romantik ve varoluşçu izlekler arasında yer değiştiren “uygar kişi” tiplemesinin kenarlarını çizer. Yürümeyi böyle bir düşünümün odağına yerleştiren yazara göre, uygar kişi kendi “bağlamını” görebilmek için acele etmemelidir. Bu sırada, “doğal durumundan” ne kadar uzaklaşmış olduğunu da fark edebilir.
Özeleştiri mi Tövbe Almak mı? Siyasal Vicdanın Bilinçdışı Üzerine Bir Şüphe
31 Mayıs 2020 Pazar
Özeleştirinin sınırları zorlanarak kendini inkâr talebine dönüştüğünde, sağlıklı özeleştirilerin de önü tıkanmış olabilmektedir. Kamusal alanda kendini inkâra vardırılan utandırma talebi sağlıklı revizyonların önüne geçebilmekte, kendine karşı dürüstlüğü zedeleyebilmekte, hatta yer yer özneyi kendi tarihine ve eylemlerine kör bir sadakatle bağlanma noktasına itebilmektedir. Herhangi bir pratiğin eleştirisi kolayca kimlikten pişmanlık çağrısına dönüşebilmektedir.
Pandemi Günlerinde Göçmen/Mülteci Emeği: Geçmiş, Bugün, Gelecek
30 Mayıs 2020 Cumartesi
Salgın toplum içerisindeki en savunmasız ve kırılgan kesimlerde sosyoekonomik yıkıma sebep olmaktadır. Ekonomik veriler, küresel üretim ve imalat üretiminin yıllık %9'luk düşüşü gösterdiğini, küresel mal ticaretinin değerinin (emtia fiyatlarının), 2020 Şubat ve Mart aylarındaki rekoru (-%20,4) da aşıp, 2020'nin ikinci çeyreğinde neredeyse %27 düşeceğini öngörüyor.
Türkiye’nin Değişen Covid-19 Stratejileri
29 Mayıs 2020 Cuma
Kayıtdışı ve geçici işlerde çalışan, geçimlerini günlük sağlayan ya da organize sanayi bölgelerinde çalışan ve evden iş yapamayacak alanlarda ömür tüketen beyaz ve mavi yakalıları bir kalemde harcadı. Bu çerçevede SARS-CoV-2 adlı virüs, sanki sadece hafta sonları bulaşıyormuş gibi sadece cumartesi ve pazar günleri için sokağa çıkma kısıtlaması getirdi. Kendisine oy veren insanları açlık ile hastalık arasında tercih yapmaya zorladı.
Gecikmiş 1 Mayıs Yazısı: Memet’in Anısına
28 Mayıs 2020 Perşembe
Memet, hangi bayrak verildi ise onu taşıdı, yeter ki kırmızı olsun! Hiçbir kırmızının hatrı kalmasın! Memet, oğlunu tanıştırdığında “Arkadaşım benim,” dedi. Tekstil işçisi kadın, Memet’e, onunla aynı dili konuşan bir arkadaş doğurmuştu. Memet, kötülüğü bilmiyordu ama haksızlığın ne olduğunu öğrenmişti. Devletten, onu bu hayatta en çok sevmiş olan yaşlı annesi öldükten sonra kalan ailesinden, patronlarından…
Ali Babacan’ın Boğaçhan olarak Portresi
27 Mayıs 2020 Çarşamba
Erdoğan’ın neden sinirlendiğini tahmin etmek zor değil. İki şeyi kendi hanesine yazıyor hikâyenin orasında Babacan: AB ile müzakereleri ve ekonomideki, özellikle 2008 krizinden çıkış sürecindeki olumlu gidişatı. Brüksel’i evi gibi gördüğünü söylüyor büyük bir doğallıkla, orada “bizim” de bir “payımız” olduğunu hatırlatıyor. Mucize değil, işlerin normal akışıdır Türkiye’yi AB’ye götüren, diyor bir bakıma.
Mobilize Hayvanlar
26 Mayıs 2020 Salı
Bir şeyi adlandırabilmek için dile ihtiyacımız vardır, dile sahip olmak için de bir çeşit toplumsallığa. O halde insanları bir araya getiren şey dil değildir, yoksa konuşmayı bütünüyle beceremeyen kabileler devamlılık sağlayamaz ve insanlık bugüne gelemezdi. Toplumsallığı mümkün kılan koşul öyleyse dil değil, hafızadır. Örneğin, evlilik toplumsal bir olaydır. Amneziyak iki kişi evlenirse (ve evlendiklerini unutursa) gerçekten evli mi olurlar?
Taşralaşan Dünyada Felsefe ve Akademi: Liyakatten “Network”e
25 Mayıs 2020 Pazartesi
“Eğitim” ve modern anlamıyla akademi, yukarıdaki daracık analizle işaret ettiğim üzere, gökten tanrı eliyle indirilmiş bir kurum, fikir veya prensip değildir. Bu nedenle de, mütemadiyen var olacağı varsayımı ile düşünmeye başlamak bir hatadır. Bugün bu kavramın hâlâ daha dünyayı anlamaya yardımcı olması, yarın da bunun bu şekilde devam etmesi gerektiği anlamına gelmez. Post-truth kavramının tartışmaya açtığı, bu bağlamda, “eğitim”dir de diyebiliriz.