Ahmet İnsel
24 Eylül 2020 Perşembe
Monetarist iktisat kuramının amentüsü olan, “enflasyon her yerde ve her zaman parasal bir olaydır” inancı, 2008 mali krizi sonrasında iyice batıl itikat konumuna düştü. Daha önce de somut iktisadi veriler ışığında doğrulanmamıştı. 2008 krizi sonrasında merkez bankalarının, esas olarak kamu borçlanması kâğıtlarını satın alarak dünya ekonomisine enjekte ettikleri devasa likidite, enflasyonu tetiklemedi. Dünya para stoku dünya gayri safi yurtiçi hasılasından çok daha hızlı büyüdü ama genel fiyat seviyesi artışı hemen her yerde bunun çok gerisinde kaldı.
Tanıl Bora
23 Eylül 2020 Çarşamba
Son olarak ABD’de siyahlara karşı “orantısız” polis şiddeti meselesi (“Black Matters”) bir defa daha alevlendiğinde yapılan tartışmalarda, toplumdaki silahlanmayla polisin silahlanma düzeyinin yüksekliğine dikkat çekildi. Sivillerin silah kullanma sıklığı ile polisin kolayca silah kullanmaya yatkınlığı, birbirini tetikliyor (silah mecazından kurtulamadık!) buna göre; vatandaşın pompalı tüfeğine davranma eğilimi ile polisin silah kullanmasının “normalleşmesi,” birbirini destekleyerek sarmal bir gelişme arz ediyor.
Mete Çubukçu
20 Eylül 2020 Pazar
İsrail’in Judeha ve Samara olarak adlandırdığı işgal altındaki Batı Şeria’nın tamamını,  ardından Golan’ı ilhakını içeren bir durumla karşı karşıyayız; imzalanan anlaşmayla bu ilhakları bir süreliğine durdurmak “lütfunda” bulunmak da normalleşmenin bir parçası. Filistin’i bir sorun olarak görmek istemeyen Arap ülkelerinin sayısı artıyor. Son 10 yılda Suriye, Yemen, Libya gibi ülkelerde olanlara bakılırsa, Arapların ya da Arap Birliği’nin Filistin meselesine yaklaşımları daha iyi anlaşılabilir.
Aksu Bora
17 Eylül 2020 Perşembe
Chung-Sook o yaşa kadar itilip kakılmanın, sömürülmenin, lağım basan bodrumda yaşamanın ne demek olduğunu öğrenmiş, bunlarla cinayet işlemeden başa çıkabilmiş bir adamken, koku mevzuunda ipler kopuyor. İstediği kadar yıkansın, kıyafet değiştirsin, çıkmayan o yoksulluk kokusunu patronunun bakışında gördüğünde, onu bıçaklıyor. Kokuyu bir metafor, sınıfsal farkın metaforu olarak görenler olmuş. Muhtemelen haklılar. Ama bir yandan da sınıfın kokusu bir metafor olamayacak kadar güçlüdür, bilirsiniz. Ona bakıp (onu duyup) başka bir şey düşünmek mümkün olmaz pek. Oradadır, kendisidir.
Barış Özkul
16 Eylül 2020 Çarşamba
Kendi güvenli mikro-kozmosunda şüphe çekmeden yaşamayı tercih ediyor. Çocuğunu kazançlı bir işe sokabildiğinde mutlu oluyor. Yeni bir anayasa talebinden ziyade cinsel gücü arttırıcı yeni bir ilacın piyasaya sürülmesi onu heyecanlandırıyor. Gerektiğinde diktatörün zulmüne ortak olabiliyor. İyi vatandaş akıllı birisinin demokrasi ve özgürlük gibi içeriği belirsiz kavramlar uğruna meslek hayatını riske atabileceğine, cezaevini ve işkenceyi göze alabileceğine inanmadığı için devrimcileri, demokratları ahmak yerine koyuyor. Bu dört dörtlük sinik tip diktatörlüğün normalleşme aşamalarından birini temsil ediyor.
Erdoğan Özmen
16 Eylül 2020 Çarşamba
Her birimizi kendi kusursuzluğunu, mükemmelliğini, masumiyetini başka herkese gösterme ve kanıtlama arzusuyla baştan çıkaran, herbirimize başka herkesi gözetleme, inceleme, didikleme, suçlama, yargılama hakkı/yetkisi veren bir manevi iklimin üç söylem biçimi. Değişik düzeylerde farklı ölçü ve had bildirme skalalarına tabiyiz herbirimiz artık. Her birin başka herkesin yargıcı, gözetmeni, izleyeni (her iki anlamda) olduğu tuhaf bir çözülme, ayrışma, dağılma hali. Toplumsal insanın kaybı.
Murat Belge
15 Eylül 2020 Salı
Bayrak mitingleri v.b. ile temel stratejisi askere darbe yolu açmak olan bir muhalefetti bu. 28 Şubat olmuş, Erbakan boyunun ölçüsünü almış, ama şimdi onun devamı yeniden seçim kazanmıştı. Buna kızıp köpürmemek elde değildi. Bunların belini iyice kırmak gerekiyordu. Bu gerilim kapatma davasının açılmasına kadar artarak devam etti. Kapatma kararı alınamadan ve Kanadoğlu hesaplarına rağmen Abdullah Gül sonunda Cumhurbaşkanı olunca dengeler değişmeye başladı. Ergenekon davaları ile darbeci olabilecek çevreler üzerinde baskı kuruldu.
Sezen Ünlüönen
14 Eylül 2020 Pazartesi
Bunun benim görebildiğim kadarıyla iki temel nedeni var. Birincisi liyakat mekanizmalarının hepten yok sayılmasıyla kurumlara ve uzmanlığa, o kurumları temsil ve teşkil eden kişilere olan güvenin bizzat iktidarın eliyle sarsılması. SODEV’in geçenlerde yayınlanan araştırması, araştırmaya konu olan genç nüfusun yüzde sekseninin torpilin yetenekten daha önemli olduğunu düşündüğünü gösteriyor mesela. Herhangi bir işin o işi iyi bilene değil, “tanıdığı” olana emanet edileceğini düşünmek o işe duyulan emniyeti de sarsıyor ister istemez.
Tanıl Bora
9 Eylül 2020 Çarşamba
12 Eylül rejiminin istibdadını, zulmünü anlatmaya rakamlar yetmez ama her yerden bulunabilecek rakam dökümleri, -idamlar, öldürülenler, işkenceler, hapsedilenler, ilticalar…-, bir fikir verir yine de. Rıza ve sadakat üretimi için milliyetçi hamasetin ve dinin seferber edilmesi üzerine, çok yazıldı. Neoliberalizmin “önünün açılması,” eşitlik, kamu yararı ve sosyal haklar “fikirlerinin” iktisadiyattan kovalanması hakkında, çok yazıldı.
Derviş Aydın Akkoç
6 Eylül 2020 Pazar
Kamaşma sadece gözün ya da damağın değil, zihnin de bir melekesidir: güzelliğin temaşayla ilişkisi idrak etme edimiyle alakasından olsa gerek: güzelle karşılaşan bir zihin başına neyin geldiğini kavramak, güzelin üzerindeki etkisini savuşturmak değil, onu varlığına katmak, taşıdığı fikri özümsemek, sindirmek ister. Bununla birlikte, güzellik kendi hakikatini tescil etmek için yine kendisine müracaat eder. Nobranlık belki her yerdedir ama güzellik öyle değildir, ya da artık değildir; Adorno biraz da melankolik bir tonla “her yerde güzellik bulma erdeminin şüpheli” bir erdem olduğunu öne sürmüştü, zira ona göre, “her türlü deneyimden anlam çıkarabilme” yetisinde bir hasar söz konusudur.
Erdoğan Özmen
2 Eylül 2020 Çarşamba
Tuhaf bir biçimde, günümüzün kişisel gelişim sektörü ve stratejileri de aynı mantığı paylaşmıyor mu? Aynı zamanda her birimizin konuşmalarına nüfuz etmiş ve egemen söylem/konuşma mertebesine yükselmiş bir şeyden söz ediyorum: Kusur, başarısızlık ve ıstırapları nedeniyle mütemadiyen bireyi suçlayan; kendini sevemediği ve kendine şefkatli davranamadığı, içindeki boşluğun esiri olduğu, kendini tamamlayamadığı, ruhundaki narsisistik ayartılara direnemediği, şimdiki anı yaşayamadığı, travmalarıyla yüzleşemediği, yalnızlığa katlanamadığı, bağımlı ilişkiler kurmaktan kaçamadığı, yetişkin olamadığı, içindeki çocuğu keşfedemediği, depresif hissettiği, kaygılarına yenik düştüğü, yaratıcı, üretici ve anlamlı bir hayat süremediği vb. vb. için
Kenan Erçel
27 Ağustos 2020 Perşembe
Kriz oyuncusu komplo kuramına göre Sandy Hook gibi kimi sansasyonel hadiseler bizzat (derin) devlet tarafından tertipleniyor, daha doğrusu sahneleniyor. Bu kurama inananlara bakılırsa aslında Sandy Hook İlkokulu’nda böyle bir olay yaşanmamıştı, öldü denilen çocuklar, yetişkinler ölmemişti ya da zaten kurgusal şahıslardı. Özel timlerce ablukaya alınmış okulun görüntüleri, yetkililerin demeçleri, ebeveynlerle yapılan röportajlar, cenaze törenleri…hepsi düzmeceydi. Occam’ın[1] kemiklerini sızlatacak bu iddiaya göre yüzlerce kriz aktörü marifetiyle devasa bir tiyatro sergilenmişti aslında. Sandy Hook’ta “gerçekte” ne olup bittiğini ifşa ettiğini iddia eden 30 dakikalık bir video olayın üzerinden bir ay geçmemişken YouTube’da 10 milyon kez izlenmişti bile.