2024 Yerel Seçimleri: Zengin Bir Menü

Son on yılın en ilginç seçimini geride bıraktık. 2024 yerel seçimleri, önümüze oldukça zengin bir analiz malzemesi koydu. Gelecek yıllarda da bu seçime referans verilmeye devam edileceğini düşünüyorum. 2024 yerel seçimleri, hem devam edegelen duruma hem de yeni olana dair epey önemli şeyler söylüyor. Bu yazıda her iki boyuta dair bazı değerlendirmeler yapacağım.

Denge Arayanlarla Yoksullaşanların Koalisyonu

2024 yerel seçimlerinin önemli çıktılarından birinin bu olduğunu düşünüyorum: Denge arayanlarla yoksullaşanların koalisyonu. 2024 yerel seçimlerini doğru analiz edebilmek ve bu olguyu gösterebilmek için, iki farklı görselin yardımına ihtiyacımız var. Bunlardan birisi 2017 referandumu verileri, diğeri tüketici güven endeksi. Aşağıda sırasıyla 2017 referandumu ve 2024 yerel seçim sonuçlarını gösteren haritalar yer alıyor. İki harita arasındaki benzerlik dikkat çekicidir. İlk olarak 2017 referandumuna bakalım.  

2017 Referandumu Sonuçları

Bu referandumda Türkiye, parlamenter sistemden denge ve denetim mekanizmalarının kurulmadığı bir başkanlık sistemine geçişi oylamıştı. Referandum, %51,41 ile kabul edilmiş, hatta Erdoğan referandum akşamı yaptığı balkon konuşmasında “Atı alan Üsküdar’ı geçti,” demişti. Ancak bu haritaya dikkatli bakıldığında, İstanbul ve Ankara’nın bu referandumda hayır oyu kullandığını görürüz. Zaten 2019 yerel seçimlerinde de AKP, bu iki ili kaybetti, büyükşehir belediye başkanlığı AKP’den CHP’ye geçti. 2017 referandumunda, Üsküdar geçilmişti geçilmesine ama at geride kamıştı!

Daha önceki seçimlerde AKP’ye oy veren seçmenlerden bir kısmı, bu referandumda hayır oyu kullandı. AKP ise, MHP’nin desteğini yanına alarak, bu değişikliği hayata geçirdi. Ne var ki denge ve denetim sisteminin olmamasından duyulan rahatsızlık sonraki yıllarda artarak devam etti. Azalmadı, aksine yeni sistemin uygulamaları görüldükçe daha da arttı. Hatta denilebilir ki, mesele denge ve denetim rahatsızlığı boyutlarını aştı, parti devleti sorunlarına doğru evrilmeye başladı.

Referandumda hayır oyunun dağılıma ve yoğunlaştığı yerlere bakarak, o tarihte, artık bölünme yerine eklemlenme siyasetinin güç kazanacağını ve farklı toplumsal ve siyasal taraflar arasında yeni bağlantılar oluşmaya başlayacağını iddia etmiştim. Bağlantıların kurulması kolay değildir, zaman alır. Ama çabalanırsa mümkündür.  

Şimdi de 2024 yerel seçim sonuçlarını gösteren bir haritaya bakalım ve iki haritayı birlikte okumaya çalışalım. Yerel seçimlerle ilgili haritada belediye başkanlığı verileri değil, Türkiye verisini daha doğru biçimde gösterdiği için meclis üyeliği verileri esas alınmıştır.

2024 Yerel Seçimleri Meclis Üyeliği Sonuçları

Referandum sonuçları ile yerel seçim sonuçlarını gösteren haritalar arasındaki benzerlik üst düzeydedir. 2017’de başlayan trend devam etmektedir. 2024 yerel seçim sonuçları, 2017’deki tutumları, davranışları ve renkleri daha da belirginleştirmiş ve perçinlemiştir.

2024 yerel seçimlerini, sadece denge siyasetiyle okumaya çalışmak eksik kalır. Şimdi ikinci görselin yardımına başvuralım. Bu görsel, ekonomik alanda dair bir veri sunuyor, daha doğrusu yine uzun zamandır devam edegelen yoksullaşmaya dair bir durumu gösteriyor. Ekonomik alana ilişkin meseleyi fazla detaya girmeden tek bir görsel yardımıyla anlatmaya çalışacağım.

Aşağıda tüketici güven endeksine ilişkin resmî veriler, Hakan Kara’nın yorumlarıyla birlikte gösterilmektedir.

Tüketici güven endeksinin yakın tarihli verilerine bakıldığında, 2023 genel seçimleri öncesinde seçim ekonomisi uygulamaları ve çeşitli vaat ve algılarla bu güvenin hızlı biçimde yükseldiği, ancak seçimin hemen ardından çakıldığı; yerel seçimler öncesinde yine yükseltilmeye çalışıldığı ancak bu kez başarılamadığı görülmektedir. Bu güvenin kısa süreli de olsa tekrar yaratılamaması, seçmenin iktidar partisinden uzaklaşmasına ve CHP’nin oylarını daha da artırmasına yol açtı.  

Seçim anketlerini daha yakından takip eden bazı yorumcular, son haftada iktidar partisinden daha yoğun bir kopuşun yaşandığını belirtiyorlar.[1] Muhtemelen doğrudur. Bazı seçmenler, son günlere kadar, Erdoğan’ın ekonomik iyileşme anlamında şapkadan yine tavşan çıkarmasını beklediler. Ne var ki tavşan çıkmadığı gibi, şapka dahi ortalarda görülmedi ve seçmen iktidar partisinden hızla uzaklaştı.

2024 yerel seçim sonuçları, pek çok kişinin beklentilerini aştı. Örneğin İstanbul’da İmamoğlu’nun kazanacağı bekleniyordu ancak bu farkın 11,5 puana ulaşması beklenmiyordu. Benzer şekilde İstanbul’da bazı ilçelerin el değiştireceği bekleniyordu, ancak aradaki oy farkının bu derece açılabileceği beklenmiyordu.

Yerel yönetimler, modern devlette, iktidarı dikey olarak bölüştüren en önemli yönetsel ve siyasal araçtır. Türkiye’de ulusal düzeyde zayıflayan denge ve denetim sistemi, yerel yönetimler üzerinden dikey olarak bir ölçüde de olsa sağlanabilir. CHP, 2024 yerel seçimlerinde, denge arayanlarla yoksullaşanların koalisyonu olarak yükseldi. Ancak mesele sadece bundan da ibaret değil. Bu seçimin CHP’yle ilgili kısmı, hem farklı hem de birbiriyle ilişkili birkaç alt başlığı hak ediyor.

CHP’nin Geliyorum Diyen Yerel Başarısı

CHP ne anlar belediyecilikten? Altı üstü çöp, çukur, çamur değil mi!

Yukarıdaki ifadeler, AKP’nin CHP’li belediyelerle ilgili olumsuz algı üretmek için yarattığı sloganlardı. CHP’nin yaptığı gerçek belediyecilik falan değildi. Bu alan, ancak AKP’nin tekelinde kalabilirdi. Başlangıçta algı üretmek için yaratılmış olan bu sloganlar, AKP’nin kendi algısına dönüştü ve rakibini küçümsemesine yol açtı. (Halbuki AKP’nin öncülü olan RP de zamanında rakipleri tarafından küçümsenmiş ama 1994’te büyük bir yerel seçim başarısı kazanmıştı.) Diğer taraftan AKP’nin muhafazakâr seçmeninin eli, tövbe haşa, altı oka oy vermeye gitmezdi, gidemezdi. AKP bu konuda da kendi kendini inandırmıştı. Üretilen bu konfor alanının ve algıların 2024 yerel seçimlerinde bir işe yaramadığı görüldü.

Aslında CHP’nin 2024’e giden başarısını, en iyi AKP’nin biliyor olması gerekirdi. Erdoğan’ın çok fazla önem verdiği İstanbul’da CHP, 2009’dan bu yana AKP’yi adım adım takip ediyordu. Örneğin 2009 yerel seçimlerinde CHP; Sarıyer, Maltepe ve Kartal’ı AKP’nin elinden almıştı. Bu ilçeler, örneğin Beşiktaş ve Kadıköy gibi CHP’nin kaleleri değildi. Ancak AKP sonraki seçimlerde bu ilçeleri hiçbir zaman CHP’den geri alamadı. Eğer CHP belediyeciliği, AKP’nin iddia ettiği gibi kötüyse, seçmenin bir bakıp geri gelmesi gerekirdi. Ama gelmedi.

Diğer taraftan İstanbul BŞB seçimlerinde AKP, CHP’nin nefesini hep ensesinden hissetmişti. İstanbul BŞB meclisinde CHP’li üyelerin sayısı, 2009’dan bugüne sürekli olarak arttı. 2019 seçimlerinde CHP, BŞB başkanlığını kazandı. Ancak meclisteki çoğunluk hâlâ AKP’li üyelerdeydi. AKP, 2019’da böyle bir sonucu hiç beklemiyordu. Beş yıl boyunca AKP, seçmenin yanıldığını düşünüp bir bakıp geri döneceği umuduyla kendini avuttu. İstanbul beş yıllık zorunlu bir fetret dönemi yaşayacak ancak günün sonunda âşıklar mutlaka tekrar kavuşacaktı. Ne var ki giden seçmen oralı olmadı.   

İYİP: Merkeze Değil, Hazıra Talibim

Bazı kesimler, İYİP’i denge ve denetim işlevini üstlenebilecek bir aktör olarak gördüler ve onu merkez partiymiş gibi (sağ ve solun orta noktasında) konumlanacağını umdular. Bu amaçla oy veren, destekleyen, hatta bu amaçla o partide siyasete girenler oldu. Akşener, 2023 ve sonrasında bu beklentileri boşa çıkardı. Bu umudun suya düşmesiyle birlikte İYİP, hızla irtifa kaybetti. Buna karşılık CHP, denge ve denetim işlevinin geriye kalan tek muhatabı olarak kaldı ve yükseldi.

İYİP, 2019 yerel seçimlerine CHP ile ittifak yaparak katılmıştı. Bu ittifak, İYİP’e on dokuz ilçede ve altı beldede belediye başkanlığı kazandırmıştı. Ancak İYİP, İstanbul’da bir varlık gösteremedi. Örneğin bir veya daha fazla ilçe belediyesini kazanacak kadar bir tabana sahip olamadı, daha doğrusu bu sabrı gösteremedi. Bunun yerine Akşener, İmamoğlu’na fiziken sarıldı ve hazır doğmuş birini (İmamoğlu’nu) evlatlık almak istedi. İmamoğlu, “Ben CHP’nin evladıyım,”, “ailenin lideri Kılıçdaroğlu’dur,” demişti. Kılıçdaroğlu ise, “(İmamoğlu), CHP’nin evladı olduğu kadar benim de evladımdır,” demişti. Evladını, başka birine kim neden versin ki?

İYİP, 2024 yerel seçimlerinde Türkiye genelinde bir ilde ve yirmi dört ilçede seçimi kazandı. Ancak eski rüzgârından eser kalmadı, oy oranı %3,5’lara düştü.

Biri Merkez mi Dedi?

AKP, 2010’lu yıllardan itibaren merkezi boşaltmaya başlamıştı. On yılı aşkın süredir Türkiye’de merkezde siyaset yapan parti yok, merkez boşlukta duruyor. 17-25 Aralık’ta (2013) işaret fişeği yakılan ve 15 Temmuz’da (2016) zirveye taşınan Gülen ihaneti olmasaydı, belki de su çoktan akıp yolunu bulacaktı. Ancak tarih farklı şekilde aktı. Bu olaylar hem seçmenin, siyasetin ve partilerin önceliklerini değiştirdi, hem de partilerde büyük savrulmalara yol açtı.

Bugüne geldiğimize bomboş duran ve İYİP’in de doldurmakta isteksiz davrandığı merkezi, CHP mi doldurmaya başlıyor sorusu, sanırım önümüzdeki dönemin en güncel soruları arasında yer alacak. Benim düşüncem, İmamoğlu ve Yavaş başta olmak üzere, CHP’nin çeşitli yerel aktörleri, bu boşluğu dolduracak şekilde partiyi dönüştürüyor. İlerleyen süreçte CHP, hem merkez solda duran hem de merkezi kucaklayan bir konuma iyice yerleşebilir. Özgür Özel’in seçim gecesi yaptığı konuşmada belirttiği, kırılan %25’lik cam tavan, kimbilir belki de tarih olabilir. 

Altılı Masadan Geriye Kalan: Yeni Bebek 

Pek çok siyasi gözlemci, 2024 yerel seçimlerindekine benzer bir sonucu, bir yıl önce, 2023’te bekliyordu. Neredeyse her şey hazırdı. Ancak seçmen, bir süre daha Cumhur İttifakı’nda park etmeyi tercih etti. Beklenen doğum gerçekleşmedi.

Akşener önce masayı devirip tekrar geri döndüğünde, Millet İttifakı’nın elini zayıflattı. Diğer taraftan, Millet İttifakı, 5+2 vetolu cumhurbaşkanı yardımcılığı gibi, seçmene epey uzak bir seçenekle onların karşısına çıktı. Seçmen bir dakika, gürültü var, seni duyamıyorum dedi.

Millet İttifakı, 2023 seçimlerinde kaybeden taraftı. İttifak, sessiz sedasız dağıldı. Bina, Kılıçdaroğlu’nun ve masanın diğer ortaklarının üzerine yıkıldı. Bununla birlikte doğum başarıyla gerçekleşti ve bebek bu enkazdan canlı olarak kurtarıldı.  

Sanırım 2017 sonrasındaki süreçle ilgili oldukça muhteşem ve sembolik tespiti İhsan Eliaçık yaptı. Eliaçık, Twitter hesabında 3 Nisan’da, “Kılıçdaroğlu, yeni CHP’nin doğururken ölen anasıdır,” diye yazdı. Bu tespite katılıyorum.  

Yerel seçimlere altı aydan az bir süre kala, Türk siyasetinde eşi görülmemiş bir gelişme yaşandı. Muhtemelen hazırlıklar daha önceden başlamıştı. 2023 seçimleri ardından karamsarlığın zirvede olduğu bir dönemde İmamoğlu (Mayıs 2023), “Aynı şeyleri yaparak farklı sonuç asla beklemeyeceğiz artık,” demişti. Parti kurultayı, 2023 yılı kasım başında yapıldı. Bu kurultayda bir partinin genel başkanı, mevcut parti kurallarına uygun biçimde genel başkanlık yarışını kaybetti ve CHP’nin genel başkanı değişti. Özgür Özel, partinin yeni genel başkanı oldu. Böyle bir değişimi önceden öngörebilen pek kimse yoktu. 

Bu değişimin ardından CHP’de yerel seçimler için aday belirleme süreci epey sancılı geçti. Bu süreçte değişen ve yenilen kadrolar yeni bir umut yaratabilirdi. Ne var ki bir taraftan dışarıda kalanların başlattığı şiddetli yaylım ateşi, diğer taraftan 2023 seçim yenilgisinin devam eden karamsarlığı, yerel seçimler öncesinde klasik CHP seçmenini epey umutsuzluğa sevk etmişti. Parti, seçimde görevli bulmakta dahi zorlandı. Seçim gecesi, muhtemelen pek çok CHP seçmeni, seçim sonuçlarını kaygıyla izlemeye başlamıştır. Ancak erken saatlerde bu kaygının hızla yer değiştirdiğini gördük. İlk sonuçlar gelmeye başladığında, bu kez kaygılanması gereken taraf AKP olmuştu. CHP yerel seçimlerde AKP’nin oy oranını geçerek birinci parti haline geldi ve büyük bir zafer kazandı. Seçimlere altı ay kala yenilenen CHP, seçmenin birinci tercihi oldu.

Daha fazla sayıda belediyede iktidara gelmesi sayesinde CHP, buradaki uygulamaları görüldükçe, bir taraftan bazı seçmenlerin gözünde algıları yıkıp öcü olmaktan çıkabilir.[2] Diğer taraftan yerel aktörlerin halka yakın eylem ve davranışlarıyla parti, merkezdeki konumunu yükseltebilir. Bu bağlamda aşağıdaki alıntı, önümüzdeki dönemde hem CHP hem de YRP’li belediyeler için önemli olacak. 

Yerel yönetimler, partiler için ne ifade eder?

Yerel yönetimler, partiler açısından oldukça önemlidir. Yerel yönetimler, farklı partilerin farklı vizyonlar ortaya koyabilmesine imkan sağlayan yerel idari birimlerdir. Bir partinin belediyede seçimi kazanarak yerelde iktidara gelmesi, seçmenlere, o partinin yerel vizyonunu ve performansını somut olarak görebilme ve değerlendirebilme imkanı sunar. Belediye yönetimindeki başarı, seçmenin o partiye mesafesini, bakışını ve teveccühünü etkileyebilir. Bu bağlamda yerel seçimler, partilerin coğrafi ölçekte seçmen tabanı oluşturmasında veya tabanlarını konsolide etmede önemli bir etkiye sahiptir.[3]

Gazze, Milli Görüş ve YRP

2024 yerel seçimlerini analiz ederken, Gazze’ye değinmeden YRP sürprizi anlaşılamaz. Gazze'de yaşanan katliam ve soykırım, buna karşılık Türkiye'nin İsrail’le devam eden ticareti, YRP'de oy patlamasına yol açtı. Metin Cihan’ın[4] resmî verileri kullanarak devam eden ticareti ortaya sermesi, YRP’nin pozisyonunu güçlendirdi.

YRP, Refah Partisi’nin efsane lideri Erbakan’ın oğlu tarafından kurulan ancak pek kimsenin tanımadığı bir partiydi. 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan, ittifakını Hüda-Par’dan DSP’ye kadar genişletirken YRP’yi de bu ittifaka dahil etmişti. Ancak YRP, 2024 yerel seçimleri öncesinde, belediye paylaşımı konusunda Erdoğan’la anlaşamadı ve seçimlere tek başına girme kararı aldı.

Sonraki süreçte YRP’nin, AKP’de ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında siyaset yapan kişileri kendi partisine devşirip aday yaptığına tanık olduk.  YRP, bu adaylarla, Gazze’de yaşananların ve ekonomik sorunların da etkisiyle iyi bir rüzgâr yakaları ve epey oy topladı. YRP, bir büyükşehirde, bir ilde ve otuz dokuz ilçede belediye başkanlığını kazanarak bu seçimin sürpriz partisi haline geldi.

Yerel seçimlerde başarılı olmak ve belediyeleri kazanmak, Türkiye siyasetinde, partileri kalıcı olarak büyütebilecek olan en önemli olgudur. Bu durum AKP, CHP için de böyledir, DEM parti ve öncülü partiler için de böyledir veya sadece seçim pusulasında gördüğümüz diğer partiler için de böyledir. Bu durum YRP için de geçerlidir. Bir rüzgâr yakalamak yetmez, kalıcı olmak için belediyelerde seçmenin teveccühünü kazanacak başarılı bir yönetim de sergilemek gerekir. YRP, bu seçimde önemli bir şans yakaladı. Ne kadar kalıcı olacağını ise zaman gösterecek.

Babası Necmettin Erbakan, 1993 yerel ara seçimlerinde, İstanbul’da bir çıkış yakalamış, ardından 1994’te yapılan yerel seçimlerde İstanbul’da ve başka pek çok kentte seçimi kazanmıştı. Belediyelerdeki başarısı bu partiye ve daha sonra AKP’ye ulusal siyasette başarının yolunu açmıştı. AKP, RP’nin bir ardılından ziyade, yenilenmiş modeliydi. Bu sayede AKP, 2002 seçimlerinde RP’nin erişemediği seçmenlere ulaşabilmişti. Buna karşılık Milli Görüş’ün mirasçısı partiler (Fazilet, Saadet), uzun bir süre AKP’nin gölgesinde kaldı, bir seçim başarısı kazanamadı. Başka bir ifadeyle, bu partilerin AKP’ye kaptırdığı seçmenler bir daha eve geri dönmedi. Ta ki, 2024’te YRP çıkıp onları geri çağırana kadar. 

YRP bu seçimde önemli bir başarı elde etti. Ancak burada birkaç mesele var. YRP'den seçim kazanan belediye başkanları, YRP’nin bulup yetiştirdiği değil, hazır aldığı siyasetçilerdir. Bu siyasetçiler, Milli Görüş’ün mü yoksa AKP'nin mi evladıdır? Bu başkanlar YRP’de kalmaya devam edecek midir? Bu konuda AKP ile YRP arasında bir miras kavgası yaşanabilir.[5] İkinci husus, ilerleyen zamanda, Gazze meselesi eğer bir şekilde soğur ve ekonomide vatandaşa yansıyan düzelmeler başlarsa, Erdoğan bu başkanları (ve tabii ki giden seçmeni) kendi partisine davet edebilir, bunları transfer etmek isteyebilir. Belki bir kısmı bu talebe olumlu yanıt da verebilir. Üçüncüsü YRP-AKP arasında çift yönlü bir trafik ihtimalini de akılda tutmak gerekir.  Her şeyden önce YRP, çok sayıda belediyede iktidara geldi. Bu iktidarını korumak isteyecektir. Diğer taraftan AKP’de uzun zamandır devam eden rahatsızlıklar herkesin bildiği bir sır. AKP gerilemeye devam ederse, AKP’den YRP’ye yeni transferleri de görebiliriz. YRP, Milli Görüş çizgisindeki kişilerin yeni ve kalıcı adresi haline gelebilir. Sürecin nasıl şekilleneceği, iki partinin lideri kadar, seçilmiş YRP’li başkanların yerel icraatlarına ve duruşlarına bağlı olarak şekillenecek.  

DEM Bu Dem: Kaldığı Yerden Devam 

DEM Parti, beklendiği gibi, doğal olarak güçlü olduğu coğrafyada seçimlerde büyük başarı elde etti. Üç büyükşehir, yedi il, elli sekiz ilçe ve yedi belde olmak üzere, toplam yetmiş beş belediyede başkanlığı kazandı. Bu belediyelerde, AKP’yle arasındaki puan farkını da epey artırdı.

2016 yılından bu yana hükümet, belediye kanununa eklenen bir madde ile, bu partinin kazandığı belediyelere kayyum atama imkânına kavuştu. Buna imkân veren düzenleme anayasaya aykırıdır. Bu düzenleme OHAL hukukuyla getirildiği için, bu kuralın anayasallık denetimi yapılmamıştır. Süresiz biçimde kayyum atamak, seçme ve seçilme hakkını askıya almaktadır. Bu düzenlemenin demokrasiyle ve mevcut anayasayla bağdaşır bir tarafı yoktur.

Bu partiye oy versin veya vermesin pek çok kişi, yeniden kayyum atama sezonunun başlayıp başlamayacağını merak ediyor. Ben şahsen başlamayacağını düşünüyorum. Nasıl ki Erdoğan Nas ısrarından vaz geçip ortodoks ekonomiye yelken açmak durumunda kaldı, burada da seçmen iradesine uygun davranacağını bekliyorum. Hukuk ve ekonomi, birbirine eşlik etmek zorunda. Tabii yanılabilirim de. Seçim sonrası Van’da yaşanan kriz ise, kayyum mevzuatıyla ilgili bir olay değildi. İçeriden bir kliğin, yerel seçim mevzuatı ve yargısal işleyişle ilgili kuralları hukuka aykırı biçimde kullanarak, Van’da kriz çıkartmaya çalıştığı anlaşılıyor.[6] Van’daki kriz, YSK kararıyla sona erdirildi.

Ancak burada başka bir mesele var. Bir söz vardır: “Tiyatronun birinci sahnesinde duvarda bir silah asılıysa, o silah o oyunda mutlaka patlar!” Türkiye, kayyum uygulamasını yeni tecrübe etmiyor. Tek parti döneminde, o yıllardaki belediye kanunu hükümlerine dayanarak 1930 ila 1948 yılları arasında, toplam 109 belediyeye kayyum atanmıştı. Bu belediyelerden doksan tanesi Doğu ve Güneydoğu’da yer alıyordu. Ancak 1948 yılına gelindiğinde, bunun çözüm olmadığı görüldü ve bu uygulama sona erdirildi.[7] Bu bağlamda, eğer tüfeğin patlamaması isteniyorsa, belediye kanunundaki ilgili kuralın ya tamamen kaldırılması veya demokratik seçimlere ve anayasaya uygun hale getirilmesi gerekiyor. 

DEM Parti’yle ilgili bir başka husus, DEM’in İstanbul ve diğer büyük kentlerdeki seçmenleridir. DEM seçmeni, bu seçimde örneğin İstanbul’da kendi partisine sınırlı bir oy verdi. DEM Parti, İstanbul’da potansiyelinin oldukça altında bir oy elde etti. Ancak benim burada vurgulamak istediğim konu başka. Eğer seçmen gittiği yerden memnun olursa, orada kalıcı da olabilir. DEM, örneğin İstanbul’da, mevcut durumda bir ilçe belediyesi kazanabilecek potansiyele sahip değil. Böyle bir potansiyeli görürse, DEM seçmeni o ilçede kendi partisini destekleyecektir. Aksi durumda bu seçmen, yeni umutlara yelken açabilir. Herhalde bu ikincisi, hem ülke için hem de siyaset için iyi bir şey olsa gerek.

Eksik Halka: Kadınlar

Yerel siyasette kadınların yeterince temsil edilmediğini biliyoruz. Bununla birlikte 1984’ten bugüne bu konuda kayda değer gelişmeler de söz konusudur. Belediye meclislerine baktığımızda, her seçimde üçlü bir desenin kendini tekrarladığını görürüz. Örneğin 2014 verilerine baktığımızda, bu desenin görünümü şöyleydi. 10 binden daha az nüfuslu belediyelerde kadın üye oranı oldukça düşüktü (%5’in altında). 10-50 bin arası nüfusa sahip belediyelerde bu oran %10’lara yaklaşmıştı. 50 bin ve üzeri nüfuslu belediye meclislerinde kadın üye oranı en yüksek düzeye ulaşıyordu, bu oran %15’in üzerine çıkmıştı.[8] Bu kıpırdanmaya partiler açısından baktığımızda ise, oldukça ilginç gelişmelere tanık olduk. Önce partilerle ilgili veriyi görelim, ardından yaşananlara bakalım.

2004 öncesinde AKP ile CHP arasında belirgin bir farklılık görmüyoruz. Ancak 2014 verilerine baktığımızda, 10 bin ve üzeri nüfuslu şehirlerde, AKP’de kadın üye oranının %15’e ulaşamadan baskılanmaya başladığını, buna karşılık CHP’de %15-20 bandına geçildiğini görüyoruz. Son on yıllık süreçte muhafazakâr mahallede, kadınlarla ilgili tartışmaların hangi boyutlara vardığını burada özetlemeye gerek yok. Bu süreçte muhafazakâr kadınlar, bırakın can tavanı, altta kızgın saç üstte hareket edeni damgalamaya hazır kesin nişancılarla çevrili bir cenderede varlık mücadelesi vermeye çalıştı. Sadece siyasetçiler değil, KADEM de bu saldırılardan nasibini fazlasıyla aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı bile, bu saldırıları püskürtmekte yetersiz kaldı. Buna karşılık CHP’li kadınlar, çoktan bir üst katı (%15-20 bandını) keşfetmeye başlamıştı. Diğer taraftan Erdoğan, geçmiş seçimlerde parti teşkilatlarına listelerde kadınlara yer ayrılması talimatı verir ve bunu takip ederdi. Bu seçim sürecinde benzer bir talimatını hatırlamıyorum. Muhtemelen bu konuda artık Erdoğan’ın da gücü yetmiyor. 2024 seçimleriyle ilgili detaylı veriler çıktığında, mevcut fotoğrafın büründüğü yeni hali ortaya koymak ilginç olacaktır. 

Belediye Meclislerinde Kadın Üye Oranı[9]

Son on yıllık süreçte muhafazakâr kesimdeki kadınlarla ilgili bir yazı hazırlansa, herhalde başlığı şu olurdu: Kadınlara çirkince hakaret etmenin dayanılmaz hafifliği. Örneğin 2024 yerel seçimleri sonrasında yaşanan iki örneğe bakmak bile oldukça öğreticidir. AKP’nin yerel seçim yenilgisi sonrasında pek çok kişi, AKP Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Özlem Zengin’in kellesini istedi. Bu süreçte, her kesimden pek çok kişi, sosyal medyada Zengin’e çeşitli hakaretler yağdırdı. Bir diğer örnek Sancaktepe Belediyesi eski başkanı Şeyma Döğücü’dür. Necati Özkan’ın abartılı yalanıyla başlayan süreç, Döğücü’ye alçakça hakaretler edilmesine neden oldu.

Peki 2024 yerel seçimlerinde kadınlar nerelerde seçildi? Meclis üyeleriyle ilgili bilgiler henüz elimizde değil. Başkanlarla ilgili geniş bir derleme yapmak da bu yazının sınırlarını aşar. Ben burada sadece İstanbul özelinde bilgi vererek konuyu sonlandırmak istiyorum.

İstanbul’un otuz dokuz ilçesi var. Bu ilçelerden sadece üçünde kadın belediye başkanı seçildi. Başka bir ifadeyle başkanların sadece %7,5’u kadın. Üsküdar’da güler yüzlü genç bir mühendis kadın (Sinem Dedetaş) başkanlığı devraldı. Maltepe’de Esin Köymen, Bakırköy’de ise Ayşegül Özdemir Ovalıoğlu yarışta ipi göğüsleyen başkanlar oldu. Bu başkanların hepsi de CHP’li. AKP’de ise Şeyma Döğücü yine adaydı, ancak rakibinin gerisinde kaldı. İstanbul’da AKP’den kadın belediye başkanı seçilemedi.


[1] Bkz. Tuncer Şengöz (@TuncerSengoz, gönderi dizisi 10-14). https://x.com/TuncerSengoz/status/1775104287309267041?s=20

[2] Sosyal medyada CHP Tuzla Belediye Başkan adayı Eren Ali Bingöl’ün bazı propaganda videoları paylaşılıyor. Örneğin şu video oldukça çarpıcı.

[3] E. Arıkboğa, “Cumhuriyet Döneminde Belediyelere Dair Yasal ve Siyasi Gelişmeler”, Belediyelerin İdari, Hukuki, Mali Gelişimi, Cumhuriyetin 100 Yıllık Serüveninde Yerel Yönetimler ve Şehircilik, Cilt 1, MBB Yayınları, 2023., s. 17-18.

[4] Metin Cihan, Twitter hesabı. https://twitter.com/metcihan  

[5] Bahadır Özgür’de bir yazısında bu miras kavgasına dikkati çekti. Orta Anadolu, Güneydoğu ve Karadeniz’deki yirmi beş ilde AKP’nin oy havuzuna YRP’nin balıklama daldığını, yirmi yıllık kale burçlarına kendi bayrağını diktiğini yazdı.

[6] Örneğin İzzet Özgenç, bu meselede bilindik bir kişinin parmağına işaret ediyor. https://x.com/izzetoezgenc/status/1776230187262226859.

[7] Köse, R. (2020). “Tek Parti Döneminde Kayyım Uygulamaları”, İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 9(2): 1520-1547.

[8] Arıkboğa, E. (2019), “Belediye Meclislerinde Kadın Üyeler: 2014 Yerel Seçimlerinde Yükselişin ve Değişimin İzini Sürmek”, Aksaray Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, (11)1: 21-34.

[9] Arıkboğa, E., “Belediye Meclislerinde Kadın Üyeler: 2014 Yerel Seçimlerinde Yükselişin ve Değişimin İzini Sürmek”.