Bu Bir Kamu Spotu Değildir: Tüttüren Bedenin Poetikası

Canım kardeşim Kemal’ciğim… Sigarandan filan kesmeye kalkma… Sigara içmezsen çalışamazsın… Birisinden, bir yerlerden borç et.

- Nâzım’dan Kemal Tahir’e, Ocak 1941.[1]

Sağlıklı bir insansan eğer, bütün gün çalışırken kuru ekmek yemeye dayanabilecek, akşamları da sigaranı içip, kafa çekecek gücü bulabileceksin; bunlar gerekli yaşamak için.

- Vincent van Gogh’tan Theo’ya, Ağustos 1888.[2]

 

Şu önerme, sinirbilimsel açıdan rahatlıkla gerekçelendirilebilir durumdadır bugün: Nörobiyolojik açıdan bir insan “kokaine nasıl bağımlı hâle geliyorsa belirli bir insana da bu şekilde bağımlı” olabilir.[3] Bu noktada bir ayrıma gitmek yararlı olur: Bağımlılık (dependence) ile tiryakilik (addiction) arasındaki farkı vurgulamak gerekir. Not edelim ki psikanaliz literatüründe bahsi geçen de, daha ziyade ilkidir (dependence, yani Abhängigkeit). Pşisik bağımlılığın fiziksel bağımlılığın çok önünde olduğu durumlar, tıbbî söylemde alışkanlık (habituation) kapsamında ele alınır.[4] Alışkanlık ile tinsel bir akrabalığı da barındıran tiryakilik, organik/fiziksel tabiatı da içeren bir psişik bağımlılıktır. Kaldı ki psişik olanın dışına taşmak nâmümkündür: Fiziksel bağımlılıkların tamamının psişik komponenti vardır. Tiryakilik, bir hasara, olumsuz bir neticeye rağmen kullanmaya devam etme şeklindeki ısrarlı alışkanlığı içerir. Kompulsif bir yanı vardır ve aşerme (craving) unsuruyla iş görür. Bağımlılık ise organizmanın yalnızca ilgili nesnenin varlığında normal/olağan işlevini idame ettirebildiği durumları imler. Bir şeye, bir nesneye yahut maddeye tiryaki olmadan bağımlı olmak mümkünken, bunun tersi, yani bağımlı olunmadan tiryaki olmak pek olanaklı değildir. Biyomedikal nomenklatur bize bunu söyler. Hal böyleyken tiryakilik, nesne ilişkilerini ve özneler-arası iklimi de bünyesinde taşıyan, fiziksel ve psişik dinamiklerle yoğrulan çok-boyutlu bir totalitedir.

***

Kuşkusuz, kimse sigara içmek zorunda değil. Tersi de doğru ki, şu kendinden menkûl “borç” iktisadını lütfen tasfiye edelim: Kimse de sigarayı bırakmakla mükellef değil. Şöyle düşünelim: Tıpkı vegan, vejetaryen, pesketaryen olmak gibi, bu bir etik seçimdir. Kapsamlı bir politik projeye tercüme edilemeyeceği gibi, kitle mücadelesine de mal edilemez. Bireysel alana ilişkin tercihler (ve bazen de yönelimler), sayısız örneği vardır ki, kolektif veya -hele hele- “millî” tasarrufların konusu olursa şayet, sadece gülünç bir biyopolitik kumpanyaya dönüşmekle kalır. Olsa olsa bu, sözgelimi bir elektrik süpürgesi alıp almamak, şu veya bu akıllı telefonu kullanıp kullanmamak yahut da bir seyahati deniz veya kara yoluyla gerçekleştirmek ile mukayese edilebilir. Unutmayalım ki her seçimin şu veya bu referansla bir etik gerekçelendirmesi pekâlâ mümkündür. Antik metinler, modern kodeksler veya teolojik kaynaklar buna hizmet etmek üzere raflardadır. O halde vasat bir mantıksal safsata ihtimaline hiç bulaşmamak için ironiye göz kırpalım: Gezegendeki orman yangınları, doğa talanı, temiz su kaynaklarının yok edilmesi, fosil yakıtlar, karbon ayak-izi gibi ekolojik yıkım unsurlarını, iklim krizinin vahim toplumsal sonuçlarını, göçleri, mülksüzleşme ve yoksulluğu, nükleer silahlanma ve savaşları görmezden gelelim ve aktüel olarak, bir an için tütün kullanımı dışında “küresel” bir problem olmadığını varsayalım. Evet, cüretkârca varsayalım ve şunu soralım: Bir tiryakinin üflediği dumanın yaratabileceği olumsuz sonuçlar, kamusal planda yürütülen sevk ve idare mantığı tarafından kuşatılabilir mi? Kulağa komik geliyor. Şu basit soru da eklenmeli: Sizin ciğerleriniz kapitalizmin acaba ne kadar umurunda? Daha ziyade sanki şöyle gibidir oysa: Pasif etkilenimin patojenik ve riskli yönleri, o an, o uzay-zamanda hangi bağlama aitse orada yer alan paydaş öznelerin birbirleriyle müzakerelerinde ele alınabilecek bir şey değil midir? Pasif bireysel maruziyetin kişi tarafından kendisine doğrultulmuş bir silah gibi, hatta taammüden cinayete teşebbüs gibi algılanması, azıcık didiklenmeye değmez mi?

***

Le Magazine Littéraire’in baş editörlüğünü kırk yılı aşkın süre yürütmüş olan gazeteci Jean-Jacques Brochier, vaktiyle Le Monde’da “Sigara Hakkı” başlıklı bir metin kaleme almış, ardından infiâle maruz kalmış, evine hakaretâmiz ve hırçın mektuplar yağmıştır. Babası da bir hekimdir ve üstelik o da, kendisi gibi tutkulu bir sigara tiryakisidir. Çok geçmeden Je fume, et alors? (1990) başlıklı bir eser kaleme alacaktır.[5] Fransa’da o vakitler büsbütün bir halat çekme müsabakası halini almış “tütün çekişmesi”yle ilgili bir polemiktir bu. Bir alıntı: “Sonra da üslûpları... Bir-iki istisna hâriç, en hoşgörülü muhataplarım bana en azından zavallı aşağılık bir adam ve savaş suçlusu gözüyle bakıyorlardı.”[6]

Aldığı mektuplardaki kişileri ve üslûplarını pasajlar eşliğinde paylaşır. Besbelli ki bir “duygulanma” ve deşarj sekansıdır bu.[7] Brochier’nin temel meselesi, gündelik yaşamı ve ona ilişkin özgürlükleri denetleyip kısıtlayan emirler, yasaklar ile fermanlardır. Günlük hayata, bireylerin özgürlük alanına ilişkin her türlü düzenleme bir tehlike arz etmektedir. Bir “ahlâk faşizmi”ne varasıya, iştahlı savunucuları her an uç verebilir, “yaratılması son derece kolay bir çoğunluk”un seferberliğiyle yaşatılacak “cehennem azabı” kapıdadır. Giderek yazar, kararlı bir bireysel defansla merdivenleri hızla tırmanarak non-konformist ve nispeten sosyofobik bir karşı-kültür savunusunu[8] seslendirir: “Bizim [tütün-karşıtı] konsensüs savunucularının hoşlanmadıkları yan da bu kuşkusuz: Bireyin varlığını toplum içinde, belki de ona karşı güçlendirmek. Toplumdan kaçmayı sağlamak. [...] Tütün, kendi tavrını koruyarak uzak durmanın bir biçimidir.”[9]

Türkiye’de de benzer minvalde izdüşümlere çok rastlandı: Gerçekten de sigaranın toksik ve kanserojen oluşu, “aynı zamanda bir haklılıktan üretilebilen saldırganlığın, küstah bir yasakçılığın, başka alanlara da ilham veren ötekileştirme pratiklerinin, vicdanı rahatsız olmadan birilerine ikinci sınıf muamelesi yapabilmenin” de en tatsız örneklerini üretiyor.[10] Haklılığın yasal dayanakları, banal faşizmin tüylerini kabartıyor. Kalabalıklar şişinerek yürüyor. Polisiye tedbirler, yasal çerçeveler, hukuksal prosedürler üzerinden biçimlenen kitlesel rıza üretimi, Yeşilay ideolojisinin otoriter meşruiyet takıntısıyla perçinleniyor. Sağlıklı yaşam söylemi, bir ahlâki tanzim çabasının hizmetindeki enstrümana dönüşüyor. Bilmiyor muyuz sanki: Toplum sağlığına ilişkin ufuk açıcı bulgu ve bilgilerini paylaşarak ikazlarda bulunan kimi değerli uzmanlar, bizzat iktidar eliyle kovuşturmalara uğruyor, cezalandırılıyor. Gene, bilmiyor muyuz: “Kamu yararı” ve “genel menfaat” kalıplarının yer aldığı her ibare, istisnası olmayacak şekilde mukaddesatçı bir ahlâk propagandasından fırlayıp geliyor.

***

Şu kulvara uzanalım: Tütün-karşıtı olmak diye bir kategorinin, bir sosyal meşgalenin mevcut olması, bize başka bir çağdaş mesel anlatıyor, yeni bir ihtarda bulunuyor. Bir nesne olarak “sigara”nın çağrışımları, bahse girebiliriz ki toplumsal ölçekte örnekse bir “narkotik/uyuşturucu”dan daha irkilticidir.[11] Yine sözgelimi, taşıt kazaları ve trafikte her gün can verenler için böylesine paylaşılmış bir hassasiyet yoktur örneğin. Slavoj Žižek, konuk olduğu bir radyo programında bunun nedeni üzerine sesli düşünüyor ve yanıtını bekleneceği üzere “ideoloji”de arıyordu: “Sigara içen bir insan figürü karşısında kendimizi tehdit altındaymışız gibi hissettiren, bizi bu kadar rahatsız eden şey nedir?”[12]

Güvenli tüketim mantrasının sigara karşısında çıkmaza girmesi, bunun muhtemel sebeplerinden biridir. Bir ürünün verdiği hazzı onun potansiyel tehlikeli etkisinden sıyırma düşüncesi, tutuşmakta olan tütün söz konusu olduğunda tıkanıverir. Kafeinsiz kahve, diyet kola, alkolsüz bira, ultraviyolesiz günışığı, kolesterolsüz mayonez, korunaklı seks diye sürüp giden rezervleriyle hazcı tüketim, bu kez güvenlik endişesini, emniyet takıntısını yatıştıramaz. Faydası zaten tıraşlanmış, statü sembolleri artık tavsamış, keyfi ise büsbütün bir cefaya dönüşmüş olan tütün, çağdaş toplumsallıkta biyomedikal aklın çeperlerine teslim edilmiş gibidir. Dün sigara içerdiniz, bugün toksikoman birer “tabajik”siniz.[13] Tüm bunlar olurken zaten “nikotinist” idiniz. Oysa, düşünelim ki Groucho Marx’ın 20. yüzyılın ilk yarısındaki esprisi şu olabilmişti: “Sigara içmememin sizin için bir sakıncası var mı?”

***

Öyle ya, sigaranın zararları konusunda bilinmeyen bir şey yoktur.[14] Mezarlıklar oradadır: Evet, tütün muzırdır. Marlboro kovboyu Wayne McLaren de oradadır: Temmuz 1992’de akciğer kanserinden ölmüştü. Bilgi faslına veda: Ta Anthony Burgess[15] bile, o distopik kara komedisi olan Otomatik Portakal’ında (1962) sigara yerine kanser sözcüğünü ikame etmişti ve üstelik bunu, satirik ve kinayedâr niyetlerle yapmaktaydı. Meydan okuyan taktiksel bir parodiydi bu: “Kanser tüttürerek”, “bir sürü pahalı kanser [...] içtiği”, “en kaliteli kanserlerden birkaç paket”, “buradaki tatlı ve kanser satan dükkân”, “yeni bir kanser markasının reklamı” gibi ifadeler kullanarak, esasen bir yanıyla -sözcüğü bükerek- queer bir hamlede bulunmuş oluyordu.[16] Evet, tütün tüketmenin sakıncaları bilinir ve görülür. Fazlası da vardır üstelik: Kaynağı belirsiz o meşhur sözde ifade olunur hani: “Sigara içmek tüm istatistiklerin önde gelen nedenlerinden biridir.” Başka deyişle, hakkında konuştuğumuz herhangi bir istatistikî gerçekliğin -otomatikman- başlıca sebepleri arasındadır. Bu da, tütünün bir “toksin” olarak toplumsal-söylemsel alana viral biçimde sızmasının art alanını kurar. El alışkanlığıyla başvurulan bir muhakeme uğrağıdır. İçen de, tiryaki olan da, ona tepki gösteren de, içilmesini yasaklamaktan yana olan da giderek bir öznellik piyesinin elemanları haline gelirler. Şebekeleşir ve iç içe, karşı karşıya yığılırlar. Söz konusu öznellik oyununun diğer cenahı da şudur: “Sigara sağlığa zararlıdır” tümcesi ile, “Sigara içmeyeceksin” direktifi arasında bir ayrım vardır. İlki, kategorik bir emir (dictum) içermez; tasarrufu kullanıcıya bırakmış gibidir: İçerek (veya içersen) ölebilirsin. “Domuz eti içerir” etiketinin zımnî anımsatıcı meramı gibi: “Domuz eti haramdır.” Suret-i haktan görünen, mahirce vurgulanan (ve aslında bir basamak geriden seslenen) bir sakınca, kullanıcıyı üstlenmeye (söz konusu basamağı kendi başına atlamaya) çağırır. Başına gelenlerin sorumlusu ve kurbanı olacaktır; -hazır- üstelik buna “bir zevk uğruna” tevessül etmişken, kolektif meşruiyet de yedeklenmiş olur. Orada uzanan cesede “Sigara içtiği için!” künyesi iliştirilir. Ölüm fenomeni, gündelik hayatın bu kez nikotinli bir tuzağına yakalanmıştır.[17] Söz konusu taahhüt ve sorumluluk silsilesi, güleç bir muktedir çehreye de tekabül eder. Aşikâr bir tahakkümdense, ayartıcı bir düzenektir bu. Bireysel özgürlük alanı, yadsınıp bastırılmak nemrutluğundan ziyade, daha incelikli (subtle) tekniklerle, belli opsiyonlar arasından yapılacak seçimlerle düzenlenir. Öznenin kendi iradesiyle, mümkünse bizatihi psişik enerjisiyle iştirak edeceği puslu bir konfigürasyon kurgulanır.[18] Bununla birlikte aynı suç dairesi, herkesi kapsamaktadır ve muafiyet yoktur: Belirsizliğin, hesaplanamaz olanın tehlikeli çağrışımları, bir başkasının sigara dumanını teneffüs etmekle süspanse edilir. Kentsel tehditlerin paranoyası, pasif içici olmanın mağduriyeti ile savuşturulur: Yaptırımcı olduğu ölçüde yatıştırıcı bir unsurdur da... Hijyenik uğursuzluk def edilmiştir. Öte yandan risk ve tehlikenin şunca enflasyonunda, dalga dalga tırmanan kolektif endişe karşısında, kadehler dolarak bir sigara daha yakılacaktır çok geçmeden.

***

Sağlık verileri, sırasıyla hiç içmemiş olanlar, eskiden içmiş ve şu an bırakmış olanlar, hâlâ içenler biçiminde işlenir. Hiç içmemiş olanlar, aynı zamanda, başkalarının dumanı nedeniyle hava sahası daralan kişiler olarak kayda girer. Tüttüren kişi için işler giderek zorlaşmaktadır: Çalışma yaşamı da bu istikâmette işe alım süreçlerini organize eder. Belli metabolik paneller ile idrar tahlilleri istenerek biyokimyasal inceleme yapılır. Toplumsal trafikteki sinyal lambasının rengi ise çoktan kırmızıya dönmüştür: Sapkın birer cani olma, zehir saçarak kamu maliyesindeki görünmez kalemleri artırma gibi atıflar zaten yürürlüktedir. Öznenin tıp ve hukuk prosedürleri eliyle bir tabajik olarak portresinin bir öznel deneyim alanı olarak yapılandırılması, sosyo-demografik ve davranışsal profilinin belirlenmesi, onun suçluluğunu bilimsel ve tüzel açıdan da garanti altına alır. “Yatkınlıklar”ın (predisposition) gündeme getirildiği her platform gibi bu pulmoner[19] kurbanlar, birer “bağımlı özne” olarak kuruluşlarında vazgeçilmez işlevler yüklenmiş bir medikolegal tertibatın (dispositive) varlığında, sosyal ifrazatı öksürmeye devam edecektir. Temayül ve temellük kıskacındaki özne içe patlamakta (implosion), bir tane daha yakmaktadır.

***

Sözü edilen öznelliğin performatif pratiği, en çıplak ve sahiplenilmiş haliyle Adsız Alkolikler (Alcoholics Anonymous) oluşumunda izlenebilir.[20] 1935’te filizlenen ve karşılıklı akran yardımlaşmasına dayanan bu özerk oluşumun ayıklık (sobriety) ve “on iki adım”a dayanan iyileşme (recovery) programı, Batı dünyasındaki kronik hastalık süreçlerinde sıkça karşımıza çıkan dayanışma/destek grubu (support group) fenomenolojisine dayanır ve topluca deneyim aktarımı yapılır. Fazlası da vardır: Bir dizi ruhsal desteği, meditatif pratiği, erdemlilik, şükran ve kefareti de içerir. Deyim yerindeyse bir kişilik şantiyesidir. Katılımcılarına “Ben bir alkoliğim,” itirafını her fırsatta yaptırır. Aradan ne kadar süre (hatta seneler) geçerse geçsin halen alkoliktir onlar. Canavarca bir potansiyel itki derinliklerde uyuklamaktadır çünkü. Canları her alkol almak istediğinde, bu da gizlenmez ve açık edilir. Aşerirler, yana yakıla bir kadeh içki arzularlar; ancak onlar “içmemeyi seçmek” ile benliklerini yüceltmeyi tercih ederler. O arada acı, ızdırap, işkence, külfet veya trajedi anlatılarından asla sakınılmaz. Bir sürekli imtihan ve aynı oranda “sağalma” halidir bu. Paylaşımlara damgasını vuran motif, rasyonel bir otokontrol kadar emosyonel bir teslimiyettir de: Sözü edilen on iki basamak, bir önkoşul olarak seküler veya dinsel bir maneviyatı gerektirir. Geleneksel öğretiler, teolojik kültler, kadim felsefeler övülerek senkretik bir metafizik kapsamında tedavüle sokulur. Adsız Alkolikler (AA) felsefesine dair o özgün değerlendirmesinde Gregory Bateson, alkolizmin “mantığı”nın, ana akım psikiyatri disiplinini, AA örgütünün bu bağımlılığa karşı koyabildiği yorucu ruhsal rejimin “mantığı” kadar şaşırttığını vurgular. Alkolik için alkol, “kişisel köleliğin sahte ideallerinden bir kaçış” olarak hizmet eder. “Ruhunun kaptanı olmak”tan kısa bir feragat, belki de topyekûn bir istifa olarak devreye girer. Alkolik sarhoşluğa teslim olmanın daha doğru bir zihin durumuna giden kısmî ve öznel bir kısayol (short-cut) temin ettiği, öznenin başka bir epistemolojiyi kuşanmasını sağladığı vâkidir. Bu sadece bir anestezi sağlama meselesi değil, aynı zamanda alkolik için “çevresindeki toplum tarafından sürekli olarak desteklenen kendi çılgın öncüllerinden kaçma”nın bir yoludur da.[21]

***

Diğer taraftan, sigaraya pekâlâ veda edilebilir.[22] Bir mukadderat değildir; nikotinden vazgeçilebilir. İngiliz popüler kitap yazarı Allen Carr (1934-2006), sigara bırakma kampanyalarının şöhretli ismidir. Yoksunluk semptomlarını şüphe ve panik ile özdeşleştirir. Böylelikle bağımlıların aslında bir “zevk yanılsaması” içinde olduklarını iddia eder. Carr, sigarayı hipnoterapi ile bıraktıktan sonra etkili bir yöntem geliştirdiğini iddia ederek Easyway (Kolay Yol) kliniklerini kurdu ve yaygınlaştırdı. 1980’lerin ortalarından itibaren kendi yöntemini pazarlayan teşvik konuşmaları, medya kampanyaları, danışmanlık seansları yürüttü, kitaplar yazdı. Bir “farkındalık” cengâveri olarak şavkıdı. 71 yaşındayken akciğer kanseri teşhisi aldı ve ona bağlı nedenlerle yaşamını yitirdi. Kanserinin nedenini ise “pasif içicilik” olarak -kendi kendine- saptadı. Onun o şöhretli metodolojisi, şu basit dizgeye yaslanır: Nikotin bağımlılığının mantıksızlığını gözler önüne sermek, skandallaştırmak, sahte bir zevk olduğuna kişiyi ikna etmek, bırakma korkusunun üzerine gitmek, vazgeçmeye ant içmek, taahhüt etmek, talimatlara uymak, iradeyi kuvvetlendirmek, başarmak... Kararlı bir kendine yardım (DIY) nutkunu da yedekleyen spiritüel sözdağarı yeterince açık.[23] Oyalanmak yersiz: Bağımlılığın “nite ve nice”sinden, ne’liğinden bihaber sığ bir şarlatanlık projesinden farksızdır bu. Bir faydası olmuşsa, işe yararlığı gerçekleşmişse şayet, bunlar, hiç de özgün veya derinlikli olmayan yönteminin maksatlarından bağımsız sporadik başarılardır kuşkusuz. Bizzat Carr’ın kendisini de devre-dışı bırakan (ancak ona mebzul miktarda para kazandıran) öznel bir kara kutu düzeneğidir. Zira ıska geçilen şey bellidir: Bahsi geçen kara kutu, zinhar deterministik olmayan, bağlamsal müzakerelerle beslenip biteviye yeniden şekillenen amorf bir jel kıvamındadır elbette.


[1] N. Hikmet, Kemal Tahir’e Mapusâneden Mektuplar, İstanbul: Milliyet, 1996, s. 27-29. Yine: “Bak, sana bir kabahatimi itiraf edeyim, çok sigara içiyorum. Bana da en dokunan şey. Bir türlü de bırakamıyorum mübareği. Sigara içmeyince çalışamıyorum.” Bu satırları yazan Nâzım, gene Piraye’ye mektuplarında, “onun gözüne girmek, erkek olarak hoşuna gitmek için ne lazımsa hepsini yap[ma]” sözü veriyor, nihayet “sözünde” durarak sigarayı bırakmayı başarıyordu. Sonrasında, şunu aktaracaktı bir başka mektubunda: “Şu sigarayı bıraktım bırakalı, henüz bir mısra dahi yazmadım, kabahat sigarasızlığın demek istemiyorum, lâkin sigarasız yazacağım ilk şiiri kendim de merak ediyorum.” – Piraye’ye Mektuplar, haz. M. Fuat, İstanbul: YKY, 1998, s. 686-687, 715-716.

[2] Dostlukla: Seçme Mektuplar, haz. L. Jansen vd., çev. N. Elhüseyni ve P. Kür, İstanbul: YKY, 2015, s. 658-660.

[3] Aktaran: P. Bloom, Hazzın Bilimi: Sevdiğimiz Şeyleri Neden Severiz?, çev. A. Birsen, İstanbul: Alfa, 2017, s. 91.

[4] Suistimal (abuse) ise, herhangi bir entelektüel zenginlik barındırmayan, dolayısıyla adlî asayiş faaliyetlerine veya “aşırı tabiplik” herzesine meraklı olanların uhdesine terk etmemiz gereken bir başka terimdir.

[5] Türkçede: Sigara İçiyorum, Ne Olmuş Yani?, çev. M. Ergun, İstanbul: AFA, 1993.

[6] A.g.e., s. 15.

[7] A.g.e., s. 32. Hekimler ile sağlıkçılardan gelen mektupları ise, ayrı bir bölümde değerlendirir: ‘Tıp’, a.g.e., s. 56-91.

[8] Krş. Jean-Luc Baudras, “Karşı-Kültür”, Ütopyalar Sözlüğü içinde, M. Riot-Sarcey vd., çev. T. Ilgaz, İstanbul: Sel, 2003, s. 130-132.

[9] Sigara İçiyorum..., 1993, s. 38.

[10] K. Can, “Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza”, Birikim Haftalık, 27 Eylül 2019.

[11] Sigara içmeyenlerin içenlere yönelik tutumlarını sosyal baskı, reddedilme, ahlâki kınanma açısından irdeleyen ve lehte bulgular raporlayan pek çok damgalama (stigma) çalışması vardır. Gözlemlenen odur ki, gruplar arasında bariz bir stereotipik ötekileştirme söz konusudur. Örneğin, bu minvalde Fransa’dan bir çalışma iliştirelim: P. Peretti-Watel vd., “Cigarette Smoking as a Stigma: Evidence from France”, International Journal of Drug Policy, 25/2, 2014, s. 282-290. Dahası da odur ki içselleştirilmiş veya algılanan damgalanma, sigara içenlerde daha fazla (ancak kesinlikle daha az başarılı) bırakma girişimiyle sonuçlanarak bağımlılığı katmerlendiren bir unsur olarak bildirilir. Bakılabilir: P. Lozano vd., “Smoking-Related Stigma: A Public Health Tool or a Damaging Force?”, Nicotine & Tobacco Research, 22/1, 2020, s. 96-103. Zira çağdaş neoliberal peyzajda, şu olgu idrak edilmiştir artık: Daha önce tüttürmüş olmak da hatadır, suçtur. Mark Twain’in o meşhur şakası çağrışıyor kaçınılmaz olarak: “Sigarayı bırakmak dünyanın en kolay şeyidir. Biliyorum çünkü bunu binlerce kez yaptım.”

[12] Žižek, 8 Ekim 2012 tarihinde CBC Radio’ya konuk olmuş, “Uyuşturucu, Sigara ve Tüketicilik” bağlamında konuşmuştu. Söz konusu programın kaydı, şuradan takip edilebilir: “Slavoj Žižek – Drugs, Smoking, and Consumerism”, YouTube, 29 Ekim 2016. Ayrıca bkz. S. Žižek, “Fat-free Chocolate and Absolutely No Smoking”, The Guardian, 21 Mayıs 2014: “Zevk, hiçbir işe yaramayan şeydir ve günümüzün hedonist-faydacı ‘müsamahakâr’ toplumunun büyük çabası, bu hesaplanamaz fazlalığı evcilleştirmek ve muhasebe alanına aktarmaktır. Zevk hoşgörüyle karşılanır, hatta talep edilir, ancak sağlıklı olması, psişik ya da biyolojik istikrarımızı tehdit etmemesi koşuluyla.”

[13] J-.J. Brochier, Sigara İçiyorum, Ne Olmuş Yani?, çev. M. Ergun, İstanbul: AFA, 1993, s. 93-94.

[14] Her solukla birlikte beş binden fazla madde solunmaktadır ve bunların elli tanesi ciddi anlamda toksiktir. Sahiden de bir sigara dalı yandığında tam bir kimya fabrikasına dönüşüvermektedir. Yeryüzündeki tüm ölümlerin yüzde on üçü, aktif veya pasif sigara maruziyetine, tüketimine bağlıdır. Her on sigara tiryakisinden biri kanser olur. Buna karşılık, her on akciğer kanseri hastasının dokuzu, yine her on KOAH vakasından dokuzu, kesinlikle sigaraya bağlı nedenlerledir. Göreli ve mutlak risklere dair, binlerce olası alternatif kaynak arasından, kabaca şuraya bakılabilir: F.C. Brunicardi vd. (ed.), Schwartz’s Principles of Surgery, New York: McGraw-Hill, 2019, s. 673-675. Ezcümle her yıl, dünya çapında gerçekleşen ölümlerden -ortalama- altı milyonu, “sigara bağlı” olarak kayda geçmektedir.

[15] Azılı bir tiryaki olan Burgess, kendi itirafına göre günde seksen adete kadar sigara, panatela, parejo veya cigarillo içiyordu. Daima ağzında tuttuğu purosu yüzünden sokakta linç edilmekten korktuğu için artık ABD’ye dönmeyeceğini söylemişti bir keresinde. Tütün içme alışkanlığını, espriyle, “Maliye Şansölyesi’ne karşı bir vatanseverlik görevi” olarak tanımlamıştı. Kenevir, esrar, afyon ile de barışıktı.

[16] Şu baskısından: Otomatik Portakal, çev. A. Üstel, İstanbul: Türkiye İş Bankası, 2019.

[17] Zygmunt Bauman’ın şurada yazdıklarından ilhamla: Postmodernlik ve Hoşnutsuzlukları, çev. İ. Türkmen, İstanbul: Ayrıntı, 2000, s. 247-252 vd. Daha genişçe: Ölümlülük, Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri, çev. N. Demirdöven, İstanbul: Ayrıntı, 2000/2018.

[18] Krş. B.-C. Han, Psikopolitika: Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri, çev. H. Barışcan, İstanbul: Metis, 2020, s. 23-25.

[19] Latince, “akciğerle ilgili”.

[20] Türkçede, örneğin: M. Horowitz, Adsız Alkolikler: Hayata ve İyileşmeye Dair, çev. G. Arıkan, İstanbul: Sola Unitas, 2021.

[21] Bateson’ın 1971’de yayımlanmış bir makalesinden (Psychiatry, 31/4, s. 1-18): “The Cybernetics of ‘Self’: A Theory of Alcoholism”, Steps to an Ecology of Mind içinde, New Jersey: Jason Aronson Inc., 1987, s. 315-344. 

[22] Sayılar merak edilebilir: Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre, küresel oranlara bakıldığında, erkeklerin yüzde kırkı sigara içerken kadınların yaklaşık yüzde dokuzu sigara içiyor. Türkiye’ye dair ise, Konda’nın yıllara yayılan erişkin nüfus araştırması olan “Türkiye Yüz Kişi Olsaydı”sından bir bulgu paylaşalım: Halihazırda sigara içenler ile bırakmış olanlar, kabaca yüzde elli beşlik bir kesimi oluşturuyor. Dahası da şu ki tiryakilerin anlamlı çoğunluğu, sigarayı “sağlığa zararlı” olduğu için bırakmıyor genelde. Eşleri için, çocukları veya torunları için, kısacası ailevî-duygusal bir motivasyonla bıraktıklarını beyan ediyorlar.

[23] Türkçedeki muhtelif baskılarından örnekler: Sigarayı Bırakmanın Kolay Yolu, çev. E. Üstünaçar, İstanbul: Butik, 2010; Sigarayı Şu Anda Bırakın, çev. P. Savaş, İstanbul: Butik, 2012; Sigarayı Bırakmanın Kolay Yolu, çev. F. Altonen, İstanbul: Doğan Kitap, 2019.