Donald Trump Fenomenini Açıklayabilecek Tek Kişi İşte Bu Fransız Filozof

 

Donald Trump siyasi otoriteleri şaşkına çeviriyor.

Otoriteler aylardır Trump’ın eli kulağındaki düşüşünü öngörüyorlar. Ona olan desteği azaltması gereken her “gaf” onu yalnızca daha da güçlendiriyor. Hemen hemen iki ay önce New York Post’ta yer alan bir manşet “DON VOYAGE: Hakaretten sonra Trump’ın işi bitti[1] diye haykırıyordu. John McCane’in askerî hizmetini sorgulayan söz konusu hakaretin, ettiği bir düzine hakaretten sonra artık bahsi bile geçmiyor.

Tüm bunlar olurken, Trump sandıkları elinde tuttuğu Cumhuriyetçi parti adaylık yarışını ulus genelinde 14 puan önünde götürüyor. Bir tek, John Kasich’in memleketi Ohio eyaletindeki bir sandık dışında, Trump ağustos’un başından beridir tüm eyalet ve ulusal sandıklarda önde gidiyor.

Roland Barthes’ın ismine pazar sabahki başkanlık yarışı yuvarlak masa münazarasında rastlamayacaksınız. Barthes, 1980’de yaşamını yitirmiş bir Fransız filozof. Oysa eserleri Trump’ın popülerliği ve dayanıklılığını açıklamada bir yol olabilir.

Barthes, işaretler ve sembolleri inceleyen, göstergebilimi çalışmalarıyla tanınır. Ancak o belirli bir kesime hitap eden ve uzun uzadıya olan bilimsel eserlerle sınırlı biri değildi. Daha ziyade, Barthes eserlerinin çoğunu popüler kültür ögelerini analiz ettiği, kısa ve erişilebilir parçalar halinde yayımladı. The New York Times Barthes’ı televizyon özetlerinin (tekrarlarının) manevi babası olarak nitelendirdi. 

Profesyonel güreş[2] üzerine odaklanan en ünlü denemesi 1957’de Mythologies[3] kitabında yayımlandı. Profesyonel güreş üzerine bir deneme Trump’ın cazibesini anlamamızda bir yol olabilir mi? Dikkat edilmesi gereken nokta, Trump’ın başkan adayı olmadan önce WWE’nin aktif bir katılımcısı olmasıydı. 2013 yılında Trump, WWE’nin onur listesine alınmıştı.

Barthes, bu denemesinde profesyonel güreş ile boksu kıyaslar.

“Bu izleyici kitlesi kaçla boksu çok iyi ayırır birbirinden; boksun bir üstünlüğün kanıtlanmasına dayalı, sert bir spor olduğunu bilir; bir boks karşılaşmasının sonucu üzerinde bahse girilebilir; kaçta bunun hiçbir anlamı olamaz. Boks maçı izleyicinin gözleri önünde kurulan bir "tarih"tir; kaçta, tersine anlaşılır olan tek tek anlardır, süre değil… Karşılaşmanın ussal geleceği kaç meraklısını hiç mi hiç ilgilendirmez, oysa bir boks maçı her zaman bir gelecek bilimi içerir. Başka bir deyişle, kaç bir gösteriler toplamıdır, bu gösterilerin hiçbiri de bir işlev değildir: her an, bir sonucun taçlanışına doğru uzanmadan, dosdoğru ve yapayalnız beliren bir tutkunun tüm bilgisini sunar.”

Mevcut seçim kampanyasında Trump’ın rakipleri yarışı bir boks müsabakası gibi sürdürürlerken, o tam bir profesyonel güreşçi gibi hareket ediyor. Adayların geri kalanı sıradaki yumruk hamlesini tartarken, Trump kafalarına metal bir sandalye vurarak onları yere serer.

Cumhuriyetçiler kanadındaki diğer aday adayları, onları adaylığa götürecek kurallar ve bu kurallar altında bir strateji kurmakla meşgullerken Trump bunların hiçbiriyle ilgilenmemekte. Bunun yerine, Trump her bir âna odaklanır ve o anda tüm tutkusunu ortaya koyar. Taraftarları da buna bayılır.

“Tutkuyu yaratmanın anahtarı,” der Barthes, “kendini şeytani güçlere karşı her türlü yola başvurarak adaleti sağladığın bir konuma girmektir.” “Kaççılar halkın bu kızma gücünü okşamayı çok iyi bilir, ona adalet kavramının tam sınırını (…) sunarlar,” diye yazar.

Trump düşmanlarını nasıl tanımlayacağını bilir (Çin, “kaçaklar,” serbest yatırım fonu yöneticileri) ve dizginsiz bir taarruzla peşlerine düşeceğinin vaadini verir. Eğer, kendini haklı göstermek için haddini bir iki defa aşıyorsa, bu onun için daha da iyi olur.

Bir profesyonel güreşçi için enerji her şeydir. Profesyonel güreş hayranı birisi ne olup bittiğindense (veya bir olayın bir sonraki olayı nasıl doğurduğunun tutarlılığındansa), bir şeyler olduğu gerçeğiyle daha fazla ilgilidir. Bu noktada Trump sahneye çıkar. Kendisi televizyonun her karışındadır. Kamera önünde başaramadığı vakit, düpedüz programa telefonla bağlanır. Televizyonda olmadığı vakit Twitter’da atıp tutar, hakaret yağdırır, alakasız şeyler yazar. Tweet atacak bir şey bulamadığındaysa, taraftarlarının rastgele yorumlarını retweetler.

Benzer bir şekilde, Trump’ın en sevdiği hakaret, Jeb Bush ve yakın zamanda Ben Carson’a karşı defalarca kullandığı, rakiplerine “düşük enerjili” oldukları sıfatını takmaktır.

Bir boksör ya da geleneksel bir politikacı için çılgınca bir hamle, intihardır. Ancak Trump, bu kısıtlamalara bağlanmış değil. İşler ne kadar çılgınlaşırsa, Trump taraftarları buna bir o kadar bayılmakta: Sözgelimi Trump’ın tanınmış bir Fox News muhabirinin zorlayıcı sorularına maruz kalınca, onun âdet döneminde olduğunu ima ettiğinde olduğu gibi.

“Kimi dövüşler, hem de en başarılı olanları, son bir patırtıyla taçlanır, bu patırtı da çılgın bir gösteridir, kurallar, türün yasaları, hakem denetimi ve Ring'in sınırlan silinip gider, salona da taşarak kaççıları, suanyörleri, hakemi ve izleyicileri de karmakarışık bir biçimde sürükleyip götüren utkulu bir karışıklığa kapılıp gider.”

Ama seçmenler Trump’ın vaatlerinin bir gösteriden ibaret olduğunu neden göremiyorlar? Barthes’a göre bu, yanlış soruyu sormaktır.

“Bu noktaya gelindikten sonra, tutkunun gerçek olup olmamasının bir önemi kalmadığını söylemek bile gerekmez. Kitlenin istediği tutkunun görüntüsüdür, kendisi değil. Tiyatroda olduğu gibi kaçta da bir gerçeklik sorunu yoktur.”

Bu benzetme, Trump’a karşı yapılan hamlelerin neden bu denli başarısız olduğunu ortaya koyuyor. Yakın zamanda Rand Paul ve diğerleri Trump’a meşru bir aday yerine “şovmen” olarak seslenmeye başladılar. Bu, Wretlemania esnasında ringe atlayıp “Tüm bunlar düzmece!” diye bağırmak kadar etkili olur. Doğru söylüyorsundur ama hoş karşılanmazsın.

Barthes’ın merkez noktalarından biri şu ki, boksun (ya da geleneksel kurallar ve adabın) ahlâken profesyonel güreşten üstün olmadığıdır. Aslına bakılırsa, tüm hilesine rağmen, günümüzde profesyonel güreşin, tamamen yozlaşmış ve halihazırda bir aile içi istismarcısı ve utanmaz bir kadın düşmanı tarafından hakim olunan, bokstan daha asil bir uğraş olduğu iddia edilebilir.

Benzer şekilde, Trump geleneksel siyasi sistemin işlevsizliğini fırsat bilebiliyor. Genellikle sadece birkaç bağışçıya bel bağlayan adaylar, 2016 yılında, çok büyük ölçekte finanse edilen muazzam Siyasal Eylem Komitelerinin (PAC) gölgesinde kalıyorlar. Birçok Cumhuriyetçi aday seçmenler tarafından değil, bu seçkin bağışçı sınıfın desteğiyle makam ediniyor. Diğerleri ise soruları cevaplamaktan kati surette kaçınıyorlar.

Bu sisteme nazaran, Trump’ın vaat ettikleri (tutku, enerji, adalet anlayışı) çok da kötü görünmeyebilir.

Bu, Trump’ın Cumhuriyetçilerin başkanlık adayı olacağı anlamına mı geliyor? Bu sorunun cevabını gerçekten kimse bilmiyor. Ancak geleneksel otoriteler onun cazibesini anlamakta yetersiz kalıyor.

Roland Barthes otuz beş yıl önce öldü ancak bir şeyleri biliyor olabilir.


Çeviren: Müjdat Deniz

*Judd Legum’un “This French philosopher is the only one who can explain the Donald Trump phenomenon” (14 Eylül 2015) başlıklı yazısından çevrilmiştir.

[1] Don Voyage: Fransızca Bon Voyage (Yolun açık olsun, iyi yolculuklar, hayırlı yolculuklar) kelimesi üzerinden, Donald Trump’a atfen söz oyunu yapılmış bir kelime. Belki, “Hayır”lı Yolculuklar diye çevrilebilir.

[2] Türkiye’de daha ziyade Amerikan güreşi olarak biliniyor.

[3] Barthes, Roland (1990) Çağdaş Söylenler. Çev. Tahsin Yücel. Metis, İstanbul (Not: Çevirmen, profesyonel güreşinin Fransızca karşılığı olan le catch terimine bağlı kalmıştır: kaç).