Önümüzdeki hafta başında Antalya’da başlayacak COP 31 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı) vesilesiyle, bu lâfı yine sık sık işiteceğiz: sürdürülebilirlik…
Zamanın gösterişli, yıldız kelimelerinden biri, bu. Neredeyse her konu, her iş, her iştigal sahası, geçerliliğini, meşruiyetini ancak "sürdürülebilir" sıfatıyla tamamlandığında koruyabiliyor; sanki her şey için sürdürülebilirlik ruhsatı almak icap ediyor. "Konteyner kavram" diyorlar, çağımızın "kategorik emiri" olduğunu söyleyenler var.
Sürdürülebilir tarım, sürdürülebilir eğitim, sürdürülebilir şehir planlama, sürdürülebilir mimarlık, sürdürülebilir ticaret, sürdürülebilir işletme yönetimi, sürdürülebilir diyet-perhiz, sürdürülebilir moda-dizayn... Siyasette de sürdürülebilirlik bir ölçü haline geliyor.
İsviçre, bu kavramı anayasasına koydu. 2000 yılı başında yapılan anayasa değişikliğinde devletin ödevlerini tanımlayan madde, “ortak refah, iç bütünlük ve kültürel çoğulculuk” yanında “sürdürülebilir gelişme”nin teşvikini içeriyor. Sürdürülebilir gelişme-kalkınma: yani doğal kaynakları gözeten, ekosistemi esirgeyen, sakınımlı kalkınma. Zaten kavramın asıl kaynağı, ekoloji ve iklim krizidir.
***
Kavramın ilk kaynağı ise, ormancılık. Carl von Carlowitz adında bir hezarfen zat, 1713’te yayımladığı risalede, ormanlardan ağaç keser, tarla açarken insaflı davranmak, ormanı koruyup kollamak gerektiğini, sürdürülebilirlik kavramıyla anlatmış. 18. yüzyıl sonlarında sürdürülebilirlik, Batılı ormancılık terminolojisine yerleşmiş,
1970'lerden itibaren bütün dünyada sesi yükselen ekolojik gündem, bu kavramın sahasını genişletti. 1980’lerin ilk yarısında, “sürdürülebilir gelişme-kalkınma” (sustainable development) kavramı ortaya çıktı.
***
Kelimenin İngilizce ve Fransızcalarının Latince kökünü teşkil eden "sustinere," "tutmak, dik tutmak; destek araçları sağlamak," ayrıca "tahammül etmek, katlanmak, dayanmak" anlamına geliyor. İngilizcede 13. yüzyıla dayanan "sustenen" kelimesi; "yaşamın gerekliliklerini sağlama"yı anlatıyor. 14. yüzyılda, "bir çabaya destek vermek; düşmesini veya batmasını önlemek, ayakta tutmak; devam ettirmek" anlamına dönmüş. Eski Fransızcada yine 13. yüzyılda "sustenir" fiili "tutmak, taşımak" yanında, "zorluklara katlanarak dayanmak"anlamına da gelirmiş.
Ormancılık üzerinden çağdaş sürdürürebilirlik kavramının kökenini oluşturan Almanca "Nachhaltigkeit" kelimesi, düz karşılığıyla, "sonraya/sonrasında da kalabilecek, uzun süre devam edebilecek, kalıcı" anlamını taşıyor. Eş anlamlıları da ilham vericidir. "Tragfähigkeit": taşınabilirlik, dayanıklılık; "Dauerhaftigkeit": süreklilik, kalımlılık; "Zukunftsfähigkeit": geleceğe erişme kabiliyeti olan...
Sürdürülebilirliğin Arapçadaki karşılığı olan "istidâma," Türkçede de kullanılan "devam" kelimesinin kökünden geliyor. En yaygın kullanılan anlamı, uzun sürmeyi, uzun ömürlülüğü anlatıyor.[1]
***
Aslında sürdürülebilirlik bir bakıma, önceki onyıllarda "istikrar" denilen şeyin karşılığı olarak kullanılıyor – özellikle de siyasette. Bu bakımdan sürdürülebilirlik, istikrarın prekarizasyonudur sanki… Çalışma ve yaşama koşullarının tümüyle prekarize olduğu, yani güvencesizleştiği, muğlaklaştığı, kırılganlaştığı, kalıcı-olarak-geçicileştiği bir dünyada ve zamanda; daha güvenli, sağlam bir devamlılığı anlatan "istikrar"ın yerini, teknikleşmiş, çiğnene çiğnene pestilleşmiş, riyaya bulanmış "sürdürülebilirlik" almış gibidir. Osman Şişman, kavramın sanattaki ve mimarîdeki kullanımındaki riyayı geçenlerde sarahatle anlatmıştı.[2]
***
Şilili matematikçi-şair (“anti-şiir”in babası deniliyor) Nicanor Parra, “sürdürülebilir yozlaşma” terimini kullanmış bir yerde.[3] Bu terimi bitki örtüsüyle ilgili ve tarımda da kullanıyorlar; toprağı mahveden işlemlerle ilgili. Plastiğin dünyayı kaplamasıyla ilgili bir sergide, eleştirel anlamda kullanılmış. Bir de, çöküntü halinde bulunan ama o haliyle ayakta tutulmaya devam edilen şehirlerle veya mahallelerle ilgili bir araştırmada kullanmışlar. Sürdürülebilir yozlaşma...
Evet, yozlaşma sürdürülebilir. Yatırım yaparak, mahsus, taammüden sürdürülebilir, sürdürülebiliyor.
***
"Bu artık sürdürülemez... bu sürdürülebilir değil." Türkiye'de siyasette sürekli tekerlenen lâflar. İktidarın istibdadının, yoksullaştırıcı ekonomi siyasetinin, kurumkırımcı yapboz idaresinin sürdürülebilir olmadığını söyleyenler, sürdürülebilir yozlaşma terimiyle tanışmalı. Sürdürülebilir, sürdürülebiliyor...
Zira unutmayalım, –artık Türkçe etimolojinin kapısını çalalım–, sürdürülebilirliğin kökündeki "sürme" fiilinin anlamı, gütmek, yürütmektir; yani iradî eylemdir. Demirel'in "Yaparsanız yapılır"ını uyarlarsak; sürdürürseniz, sürdürülür.[4]
Bu bakımdan, sürdürülebilirlikle aslında çoğun kastedilen, sündürülebilirliktir. ‘Çağdaş’ kapitalizmin encâmına ve ervâhına ışıldak tutan Yeniden Feodalleşme kitabına yine bir selam yollayacağım. Sistem, yapısal sorunların üzerine varmayıp “kronikleşmelerine izin vererek” zaman kazanıyor ve bunu yapmakla sorunların maliyetlerini katlıyor.[5]
***
Mesele, muhalefeti sürdürülebilir kılmak. 4 yıl önce Sinan Birdal, Boğaziçi Üniversitesi direnişi vesilesiyle "sürdürülebilir direniş"ten söz etmişti.[6] Bununla kastettiği, esasen, bıkmamak usanmamak, yılgınlığa düşmemek, korkuya endişeye teslim olmamak, inat idi. Yine, irade... Bunun yanına, kelimenin Frenkçesinin 14. yüzyıldaki yan anlamını iliştirebiliriz: "zorluklara katlanarak dayanmak..."
Benim sürdürülebilirliği kanatlandıracak, -muhalefet ve direniş için de-, sihirli kelimem: Sebat.[7] Uğraşın kendisine de anlam yükleyerek, onu anlamlı kılarak, sabrederek, çalışmak.
Sürdürülebilir muhalefet, –ve "sürdürülebilir cesaret"–,[8] kavramın telif hakkını elinde tutan ekolojik düşünceden de ilham almalı değil mi? Ekolojik düşüncenin sadece içeriğini değil, yordamını da kastediyorum. İlişkileri, beşerî sermayeyi, güveni ziyan etmemeyi kastediyorum. Ara ara onların bakımını yapmayı ihmal etmemeyi kastediyorum. Öfkenin de kıymetini bilmeyi, onu da sürdürülebilir kılmayı ve salih kılmayı...
[1] Seda Altuğ’a teşekkürle...
[2] Tabiat ve Eleştiri: Venedik Mimarlık Bienali Türkiye Pavyonu’ndan İlhamla
[3] Alejandro Zambra: Bir Noel Hikâyesi. Çev. Saliha Nilüfer. Notos Kitap, İstanbul 2025, s. 23.
[4] Kemal Can tâ 2021'de yazmış: "'Sürdürülemez ama ya sürdürülebilirse?"
[5] Massimo de Carolis: Yeniden Feodalleşme. Çev. Volkan Çandar. İletişim Yayınları, İstanbul 2026, s. 20, 170.
[6] https://www.evrensel.net/yazi/89136/sari-muhalefet-ve-surdurulebilir-direnis
