Filistin ve Ukrayna: Barış Mümkün

Brandenburg Kapısı ve Beyaz Saray lazerle İsrail’in mavi-beyaz renklerine boyandı. Yakın zamana dek Ukrayna'nın sarı-mavi renklerini barındırıyorlardı. Her iki durumda da Batılı hükümetler sınırsız destek taahhüdünde bulunuyor ve İsrail'e yönelik son saldırıların, daha önce Ukrayna örneğinde olduğu gibi, güya kışkırtılmamış ve habis olduğunu beyan ediyor. Déjà vu. Yaşanan, tekrar yaşanıyor.

Fakat burada kendinden doğrucu ahlâk kumkumalığından daha fazla ortak nokta var. Her iki durumda da şiddetin bariz nedenlerine bakmayı inatçı bir katılıkla reddeden bir tavır söz konusu. İsrail örneğinde bu ret özellikle dehşet verici. İsrail, yetmiş beş yıl boyunca bir gün bile özgürlük görmeyen Filistinlileri mülksüzleştirdi, topraklarından sürdü, zindana attı ve işkence etti. İsrailli gazeteci Gideon Levy'nin alaycı bir şekilde ifade ettiği gibi: “Masum insanlara ateş edeceğiz, insanların gözlerini çıkarıp yüzlerini parçalayacağız, sınır dışı edeceğiz, mallarına el koyacağız, soyacağız, yataklarından kapıp alacağız, etnik temizlik yapacağız ve elbette Gazze Şeridi'nin akıl almaz kuşatmasına devam edeceğiz, ve her şey düzelecek.”

Aslında çoğu İsrailli inkar içinde yaşamaya alışkın. Arabayla birkaç dakika uzaklıkta silahlı Siyonist yerleşimciler Filistin köylerini ateşe verirken, zeytin yetiştiricilerine saldırırken ve onları savunmaya cüret eden herkesi döverken parti yapıp eğleniyorlar. Bu ilgisizlik ve kayıtsızlık, milyonlarca Filistinlinin İsrail'in uyguladığı ve Mısır'ın desteklediği acımasız kuşatmaya katlandığı Gazze sınırında bir müzik festivali sırasında trajediye dönüştü. Gazze'den yapılan son saldırıda festivale katılan çok sayıda İsrailli öldürüldü. Özel hayatlarında kendilerini güvenli ve korunaklı hisseden İsrailli siviller, İsrail kuşatması ve kontrolü altında yaşayan Filistinlilerin onlarca yıldır yaşadığı şiddetin korkunç bir hatırlatmasıyla karşılaştı. İsrailliler kendilerini Filistinlilerin her gün yaşadığı cehennemde buldu.

Bu aynı zamanda İsrail'in kuruluşundan bu yana Yahudiler için en tehlikeli yer olduğunun da ihtarıydı. Yerel nüfusa karşı sistematik şiddet üstüne inşa edilen İsrail, bu nüfusu kontrol altında tutmak için çıplak güce dayanıyor. Filistinlilerin direnmeye çalışmasında şaşıracak bir şey yok ve bu umutsuz direniş büyük ölçüde bütün İsrailli Yahudileri hedef alıyor. Üstelik Siyonizm ile Yahudiliğin tehlikeli bir şekilde birbirine karıştırılması dünyanın her köşesindeki Yahudilerin güvenliğini tehdit ediyor.

İsrail hükümeti Gazze'den gelen son saldırıya intikam dolu bir öfkeyle tepki verdi. Tüm cephaneliğini Gazze üstüne salarak Filistinli sivillerin ölümüne ve yıkımına yol açtı. İsrailli siyasetçiler ve generaller “hayvanlara” ve “Nazilere” karşı mücadele ettiklerini söylüyorlar. Leningrad kuşatmasının bir versiyonu olarak, İsrail Gazze'nin altyapısını bombalarken, Gazze'ye giden tüm gıda ve enerji tedarikini kesti. Bombardımandan sağ kurtulanların çoğunun açlıktan veya su eksikliğinden kaynaklanan hastalıklardan ölmesi muhtemel. Uzun süredir acı çeken Filistinlilerin başına insan yapımı bir felaket daha düşüyor.

Bütün bunlar önlenebilirdi. Sayısız Birleşmiş Milletler kararı İsrail'e mültecilerin evlerine dönmelerine ve kendi devletlerini kurmalarına izin verme çağrısında bulundu. Ne var ki sömürgecilerin üstünlük ve kendinden haklılık duygusuyla dolu İsrailli liderler Filistinlileri amansız bir şekilde mülksüzleştirerek bu olasılıkları çökerttiler.

Bu cezasızlık Batı'nın, özellikle de ABD’nin desteğinden kaynaklanıyor. İsrail'i silahlı ve uzlaşmaz tutmak için jeopolitik nedenler var. İsrail, Arap dünyasının ortasında bir müttefik, Amerikan silahlarının deposu ve “batmaz bir uçak gemisi” haline geldi. Bu, Washington'un Batı Asya'nın büyük bölümünü kontrol altında tutmasına yarıyor.

Benzer şekilde, Yeltsin'in otuz yıl önce Ukrayna'ya bağımsızlığını vermesinden bu yana, Rusya'yı kuşatma ve zayıflatma arzusu ABD'nin Ukrayna'yı tımarlamasını açıklıyor. 2004 ve 2014'te iki kez Rusya’yla geleneksel ekonomik, kültürel ve siyasi bağları yok etmeye meyilli politikacılara hamilik ederek darbeleri kışkırttı. Rusya nihayet rehavetten uyandığında ve Avrupa'daki güvenlik düzenlemeleriyle ilgili müzakereler önerdiğinde her şeye kadir olma duygusundan gözü kamaşmış Washington bu öneriyi küçümsedi. Ukrayna'daki savaşı kışkırtan şey buydu. Tıpkı Gazze'den gelen son saldırı gibi, Ukrayna savaşı da sebepsiz değildi. Her iki savaş da Amerikan çıkarlarını öne çıkarıyor fakat sahada Amerikan postallarına ihtiyaç yok.

Her iki durumda da barışa giden bir yol var. Bu yol, Öteki'nin endişelerinin meşruiyetinin tanınmasından geçiyor. Müzakerelerde barışın kesin terimleri belirlenebilir. Bunun gerçekleşmesi için hem İsrail'in hem de kolektif Batı'nın kibirden ve benzersiz olduğu inancından vazgeçmesi gerekiyor. Britanya, Fransa, Hollanda ya da Portekiz olsun, tüm sömürgeci güçler sonunda pes ettiler. Ama önce sömürgesizleştirmeye şiddetle direndiler ve kolonilerini korumak için anlatılamaz şiddete başvurdular, kıtlık ve sefalete neden oldular. İsrail ne zaman ışığı görecek, Filistinlilerin insanlığını tanıyacak ve makul bir uzlaşmaya varacak? Yoksa bazı Siyonistlerin onlarca yıldır savunduğu gibi hayatta kalanları öldürmeyi, aç bırakmayı ve öz topraklarından uzaklara sürmeyi mi seçecek?


Not: Bu yazı 11 Ekim 2023’te pressenza.com’da yayınlanmıştır. Yazarın izni ve Ersin Aslıtürk aracılığıyla N. Ekrem Düzen tarafından çevrilmiştir.

Fotoğraf: Manchester'da bir gösteriden, 2021