Ölümüne Filistin

Ölüm içgüdüsü Filistin topraklarını kasıp kavuruyor ve sakinlerini katlediyor.

İki milyon mülteciyle birlikte "açık hava hapishanesi" olarak adlandırılan bir yerde sıkışıp kalan Hamas komandoları, diğer bölgesel güçlerden destek alarak ve kendilerini "en sevdiği düşman" olarak gören İsrail'in belli bir kayıtsızlığından faydalanarak uzun bir süre kendilerini gizlediler ve hazırlandılar.

Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimcilere yardım etmekle meşgul olan Tsahal'ı şaşırtan ve anlaşılır bir şekilde Filistinli gençlerin ve Arap dünyası kamuoyunun coşkusunu uyandıran bir saldırı başlatmayı başardılar.

Ancak buna İsrail halkına karşı işlenen, yetişkinlerin ve çocukların öldürülmesi, işkence, tecavüz ve adam kaçırma gibi iğrenç suçlar eşlik etti. Bu tür suçlar, sahip çıktıkları davanın meşruiyeti ile asla mazur görülemez.

Bu suçlar, sadece bu eylemlerin kendisiyle değil, aynı zamanda bunları planlayan silahlı direniş örgütüyle ilgili olarak da, ifadenin muğlaklığına rağmen, terörizmden söz edilmesini haklı çıkarır. Dahası da var: amacın (en azından üstlenilen riskin), savaşın iki halkın bir arada yaşama olasılıklarını sonsuza dek ortadan kaldıracak, gerçekten "yok edici" yeni bir aşamaya sokacak kadar şiddetli bir tepkiyi kışkırtmak olmadığına inanmak zor. Ve şimdi gerçekleşen de budur.

Bu gerçekleşiyor çünkü 2018'de resmî olarak "Yahudi halkının ulus-devleti" olarak yeniden tanımlanan İsrail Devleti, Filistin halkını sürgün, mülküne el koyma, zulüm, cinayet, hapis gibi yollarla yok etmek ya da boyun eğdirmek dışında hiçbir siyasi projeye sahip olmadı: devlet terörizmi.

Sürecin tamamen net biçimde görülmesi için 1967'den bu yana birbirini izleyen yerleşimlerin haritasına bakmak yeterlidir. Rabin'in öldürülmesinden sonra Oslo Anlaşmalarını imzalayan hükümetler "iki devletli" çözümün yaşatılması gerektiği sonucuna varmadılar. Bunun yerine Filistin Yönetimini ehlileştirmeyi ve Batı Şeria'yı kontrol noktalarıyla kordon altına almayı tercih ettiler. Ve şimdi ırkçı sağcılar yönetimi ele geçirdiğinden beri, uygulanan tamamen ve açıkça bir etnik temizliktir.

Katliamlarla, gıda ve sağlık ablukasıyla ve ancak soykırım olarak tanımlanabilecek zorunlu nüfus yer değiştirmeleriyle başlayan Hamas ve Gazzelilere karşı "intikam"la telafisi mümkün olmayan bir suç işleniyor. Şoah'ın araçsallaştırılmasını kınayan ve apartheid'a karşı mücadele eden İsrail vatandaşlarının sesleri artık neredeyse hiç duyulmuyor. Sömürgeci ve milliyetçi öfke her şeyi boğuyor.

Aslında olası bir çıkış yolu var: uluslararası toplumun ve teorik olarak sahip olduğu yetkilerin, derhal ateşkes, rehinelerin serbest bırakılması, her iki tarafın işlediği savaş suçlarının kovuşturulması ve dikkate alınmayan sayısız BM kararının uygulanmasını talep eden müdahalesi.

Ancak bunun gerçekleşme şansı yok: bu kurumlar büyük ya da orta ölçekli emperyalist güçler tarafından etkisiz hale getirildi ve Yahudi-Arap çatışması bir kez daha soğuk ve sıcak savaşlar bağlamında nüfuz alanlarını ve ittifak ağlarını belirlemek için giriştikleri manevraların bir nesnesi haline geldi. “Jeopolitik” stratejiler ve bunların bölgesel projeksiyonları her türlü etkili uluslararası yasallığı ortadan kaldırıyor.

İçinden çıkışı olmayan bir acz ve hesap çemberinin içindeyiz. Felaket son aşamasına kadar devam edecek ve biz de sonuçlarına katlanacağız.


Not: Etienne Balibar'ın "Palestine à la mort" (21 Ekim 2023) yazısının çevirisidir.

Çeviren: Ahmet İnsel