Holdingci Güçler
Tanıl Bora

Yıldızlar SSS Holding'ten aylardır ücret ve tazminat alacaklarını alamayan Doruk Madencilik işçileri, haklarını talep etmek üzere Eskişehir'den Ankara'ya yürüdüler, açlık grevine oturdular. Alacaklarının alamamanın, aç, sefil bırakılmanın ötesinde, muhatap alınmamaya, muhatap bulamamaya, dikkate alınmamaya,  insan yerine konmamaya isyan ediyorlar. Sendika başkanı Gökay Çakır'ın şu sözünü işitmediyseniz: "Bizim de isimlerimiz var, bizim de soy isimlerimiz var..." Emek mücadelesi, her zaman, emek-ve-haysiyet mücadelesi değil midir?[1]

Protestocu maden işçileri, sloganlarında, açıklamalarında, konuşmalarında, karşılarındaki holdingden öte, holdingleri hedef alıyorlar: "Holdingler kâr etsin diye...", "Holdingler korunuyor," "Holdingler işçileri sömürüyor," "Holdingler işçiyi soyuyor," "Türkiye'yi holdingler yönetiyor"... Destek açıklaması yapan bir vatandaş, "devletleşen holdingler"den söz etmiş. Bağımsız Maden İşçileri Sendikası örgütlenme uzmanı Başaran Aksu -aslında sıfata gerek yok, kısaca Başaran Aksu-, yargının holdingler ne istiyorsa ona yaptığı yolundaki bir açıklaması üzerine bir süre tutuklu kalmıştı.

Mustafa Sönmez'in Türkiye'de holdinglerin incelediği Kırk Haramiler (1987)  kitabı 40. yıldönümüne yaklaşırken, onun o zaman çizdiği manzara bugün masum kalıyor. İmtiyazlardan, istisnalardan, cezasızlıklardan, dokunulmazlıklardan, aflardan vs. namütenahi yararlanan nice holding, sadece ücretleri ve sosyal hakları biçmekle kalmıyor; "ihmal" demenin pek ihmalkâr kaçacağı sanayi "kazalarıyla," çoraklaştırdıkları beldelerle, emekçilerin ve çevrenin (tabiatın, dünyanın) canına okuyor. Teferruat için şu katalogu inceleyebilirsiniz.

***

Bir parantez... Televizyon ve "platform" dizilerindeki holding ve holding patronu bolluğuna dikkat ettiniz mi? Kimisi, Cem Uzan'ı ("Can Üzüm") temsil ettiği anlaşılan TRT-Tabii (tabii ki!) yapımı İkinci Perde gibi bir "holdingci gücü" karanlık bir portre olarak resmetse de, diziler de holding-aklamaya yarıyor gibi geliyor bana. Bu dizilerde entrika, usulsüzlük, ahlâksızlık, yozlaşma kol gezse bile, hatta belki bunun ilave cazibesiyle, "holding ortamı" etrafında bir hayranlık oluşuyor. Holding kavramı, zenginlik, büyüklük ve güç timsali olarak, zihin ve hayal hanelerine yerleşiyor.

***

Time dergisinin 29 Eylül 1980 tarihli sayısının 'meş'um' kapağını hatırlayanlar kalmıştır. 12 Eylül darbesinin lideri Orgeneral Kenan Evren, Topkapı Sarayı gibi görünen bir peyzajı kolları arasına almış olarak karikatürize edilmişti ve başlık “Holding Turkey together” idi. Yani “Türkiye’yi tutmak” veya “… birarada tutmak”...

Başlık Teknik anlamıyla,, elbette, şirket anlamında "holding"i de çağrıştırıyordu. İzleyen yıllarda kapak, bazı darbeci generallerin akçeli işleriyle ilgili imâlarla da bağdaştırılacaktı.

Holding kelimesinin İngilizcedeki düz anlamı, evet, tutmak, sahip olmaktır. Birçok farklı sektörde faaliyet gösteren şirketleri bünyesinde tutan bir nevi üst şirkettir; teknik kavram anlamıyla, başka şirketlerin hisselerini elinde tutmayı tanımlıyor. Holdingler, -Yalçın Küçük stiliyle söyleyelim-, tutuyorlar ve sahip oluyorlar.

***

Kapitalizmin tarihi içinde holding 'yapısının' öncü modelinin meşhur East India Company (Doğu Hindistan Şirketi) olduğunu söyleyebiliriz. Britanya İmparatorluğu'nun Hindistan'ı sömürgeleştirmesindeki öncü kol, olarak bilinir. Bilinir idi. Zira bu konuda bir monografi yazan William Dalrymple, sömürgeleştirme işinin aslî failinin, imparatorluğu da arkasından sürüklemiş olan Şirket olduğunu düşünüyor.[2] Kendi silahlı kuvvetleri olan, para basan, vergi salan, aracısız (devlet aracılığı olmadan) hükümranlık uygulayan Doğu Hindistan Şirketi, yazara göre bir şirketin bizzat "süper güç" olmasının örneğiydi. William Dalrymple, Doğu Hindistan Şirketi'ni, çokuluslu holdingler için bir çeşit uğursuz ilk örnek olarak görüyor. İskoç tarihçi, bu modelin 21. yüzyıl kapitalizmine de ilham olduğundan endişe ediyor.

Bu endişe ona mahsus değil. Günümüz geç-kapitalizminin özellikle teknoloji alanındaki dev holdingleri, orduları yoksa ve para basmasalar bile, devlete ait sayılan erkleri kullanabiliyorlar. Devletlerinkini aşan veri gücü (veri sermayesi) ile, seçimlere müdahale edebiliyor, her nevi manipülasyonu yapabiliyor, yatırım kararlarını ve siyasal kararları doğrudan etkileyebiliyorlar. "Gayrıkararlar" denen usul, yani düzenleme veya önlem gerektiren alanlarda,  karar vermemeyi, önlemsizliği, vergi almamayı bir idare tekniği olarak oturtmak ve "kaçınılmazlıklar" yaratmak[3] dahil. Başta Google, Meta, Amazon, Microsoft, Apple vs. "Silikon egemenleri" olmak üzere, zamanımızın büyük çokuluslu holdinglerini, "yeni Doğu Hindistan Şirketleri" diye tanımlanabiliyor, dolayısıyla.

Bu holding hükümranlığı, elbette kapitalizmin kitabına uygundur, şaşırtmamalı, büsbütün yeni sayılmamalı... Fakat tekrarlayalım, geç-kapitalizmin esaslı bir veçhesidir ve sosyal refah devleti çağında tasavvur edilemeyecek bir normal'in, sermayenin doğrudan hükümranlığının tesisidir. Vatandaşlığı berhava edecek bir normal'dir bu.

Velhasıl, holdingler kahhar gücü ve emekçilerin (dahası, vatandaşların) holdinglerle meselesi, onlara olan öfkesi, sadece Türkiye'nin meselesi değil.

***

Umut-Sen'in 2025 Konferansından itibaren düstur haline getirdiği ve sonra Kim Bu Holdingci Güçler? başlıklı bir broşürde açıkladığı “Holdingci güçler” sloganını, yabana atmayalım. Meram, şöyle özetleniyordu:

"Holdingci güçler kendi maddi çıkarlarını, güçlerini ve etki alanlarını pekâlâ bilerek, yurttaşların yükselen öfkesini ve itirazını da görerek emekçi halkın karşısında giderek daha nobran ve zalimce davranıyorlar. Niye çekinsinler? Emperyalist sisteme sırtlarını yaslamışlar, devlet onların devleti, yargı onların yargısı, kolluk onların kolluğu, siyasetçiler ceplerinde, seküler avukat da imam efendi de sofralarında."

***

6 Şubat depreminde kaç yakınlarını çürük binaların altında kaybedenlerin, o çürük binaların sorumlularının yargılanması talebiyle kurduğu Adalet Peşinde Aileleri Platformu'nun açlık grevindeki maden işçileri ziyaretini gördünüz mü? Maden işçilerinin, "daha AFAD ortada yokken," diyor Platform'un sözcüsü, onlara yardıma gelmesini unutmamışlar. Bu da aşağıdakilerin holding'idir - birbirini tutması, birbirine sahip çıkması, dayanışması...


[1] Bunu dert edene, iki temel kitap: Demet Dinler: İşçinin Varlık Problemi. Metis, 2014 ve Alpkan Birelma: Emek ve Haysiyet Mücadelesi, İletişim, 2014.

[2] William Dalrymple: Anarşi - Doğu Hindistan Şirketi'nin Amansız Yükselişi. Çev. İsmail Hakkı Yılmaz. Albaraka Yayınları, 2023.

[3] Kai Lindemann: "Çetelerin" Siyaseti. Çev. Tanıl Bora. İletişim Yayınları 2023, s. 105-107, 111.