Yaklaşık bir ay önce Birikim Haftalık için kaleme aldığım “CHP Krizi ve Rejimin Dönüşümü: Dört Olasılık” başlıklı yazıda, CHP'de yaşanan krizin yalnızca bir parti içi iktidar mücadelesi olmadığını, Türkiye'deki rejim dönüşümünün önemli bir uğrağı olduğunu ileri sürmüş ve önümüzdeki döneme ilişkin dört olasılığı tartışmıştım.
Bu olasılıklardan ilki CHP içerisindeki belirsizliğin kurumsallaşmasına, ikincisi bürokratik alan içerisinde bir uzlaşıya, üçüncüsü CHP'nin bölünmesi ve siyasal temsil kapasitesinin yeni bir örgütsel forma taşınmasına, dördüncüsü ise CHP'nin mirasını aşan yeni bir demokratik siyasal merkezin inşasına işaret ediyordu.
Özgür Özel liderliğinde 24 Temmuz 2026 tarihinde kurulan Yeni Parti, bu tartışmayı yeniden düşünmeyi gerekli kılıyor. İlk işaretler, üçüncü senaryonun gerçekleştiğini; dördüncü senaryonun ise en azından şimdilik geri planda kaldığını gösteriyor.
Bugün tartıştığımız mesele yalnızca CHP'nin geleceği değil. 19 Mart'tan bu yana süregelen ve mutlak butlan kararıyla yeni bir evreye giren tablo ana muhalefet partisinin kurumsal krizini aşan, Türkiye'nin bir bütün olarak siyasal rejiminin yaşamakta olduğu bir kriz niteliği taşıyor.
Otoriterleşmenin derinleştiği, siyasal ve sivil alanın her geçen gün daraldığı, büyük ölçekli servet transferleriyle birlikte yoksullaşmanın yaygınlaştığı ve derinleştiği, genç kuşakların mevcut siyasal aktörlerle bağlarının zayıfladığı bir dönemde temel ihtiyaç, yalnızca mevcut muhalefetin yeniden örgütlenmesi değil, daha geniş bir demokratik siyasal merkezin kurulmasıdır.
Bu siyasal merkezi kurmaya aday Yeni Parti'nin kuruluşu yalnızca örgütsel değil, aynı zamanda kurucu siyasal tercihler bağlamında değerlendirmeyi hak ediyor.
İlk günün sembolleri ve siyasal dili, bu tercihin hangi yönde yapıldığına dair önemli ipuçları sunuyor. Kuruluş tarihinin Lozan Antlaşması'nın yıldönümüne denk getirilmesi, Hacı Bayram'dan Birinci Meclis'e yürünmesi, ilk toplantının Anadolu Kulübü'nde yapılması ve konuşmanın büyük ölçüde Cumhuriyet'in kurucu sembolleri etrafında örülmesi, Yeni Parti’nin kendisini siyasal bir başlangıçtan çok tarihsel bir devamlılık içerisinde konumlandırdığını gösteriyor.
Bu tercih, içinde bulunulan koşullar düşünüldüğünde bir yönüyle anlaşılabilir. CHP'nin hukuki ve kurumsal varlığı üzerindeki baskılar karşısında siyasal temsil kapasitesini korumak ve seçmen tabanını yeni parti etrafında hızla mobilize etmek rasyonel bir strateji olarak görülebilir. Milletvekillerinin, belediye başkanlarının ve parti örgütlerinin önemli bölümünün yeni partiye yönelmesi de bu stratejiyi güçlendirecektir.
Ancak burada kritik ayrım, kurumsal kopuş ile siyasal yenilenme arasındadır.
Yeni Parti, örgütsel olarak CHP'den ayrılmış görünse de siyasal anlatısını büyük ölçüde CHP'nin tarihsel meşruiyeti üzerine kuruyor. Böylece kurumsal bir kopuş gerçekleşirken, siyasal süreklilik büyük ölçüde korunuyor. Başka bir ifadeyle, temel soru “Neden Yeni Parti?” değil, “Neden Yeni Parti gerçek CHP sayılmalıdır?” sorusu etrafında şekilleniyor.
Göründüğü kadarıyla Özgür Özel ve yol arkadaşları tercihlerini CHP'nin temsil kapasitesini yeni bir kurumsal yapı altında muhafaza etme yönünde kullandılar. Bu temsil kapasitesinin 2024 yerel seçimlerinden itibaren geleneksel CHP tabanını önemli ölçüde aştığı açıktır. Ancak aynı ölçüde açıktır ki bu genişleme, tek başına iktidar alternatifini kurmaya henüz yetmemektedir.
Üstelik artık iç içe geçen ulusal ve bölgesel denklemin farklı olduğunu da hatırlatmakta fayda var. Değişen denklemin iktidar değişimi bağlamında ortaya çıkardığı en önemli yeni dinamik hâlâ devam eden ve önümüzdeki günlerde tüm siyasi denklemi değiştirme potansiyeli taşıyan “süreç”. En azından DEM Parti'nin temsil ettiği ana-akım Kürt siyasetinin 2023 Mayıs seçimlerinde olduğu gibi muhalefete açık çek sunmayacağı ya da 2024 yerel seçimlerinde olduğu gibi dikkate değer bir karşılık beklemeden birçok yerde muhalefet adaylarını desteklemeyeceği açık.
İktidar cephesinin ve ana-akım Kürt siyasetinin yeni bir yüzyılı tartıştığı ve kendi cephelerinden yeni siyasi vizyonlar ortaya koyduğu bir denklemde Yeni Parti şimdilik Cumhuriyet’in kuruluş kodlarına yüklü bir sembolizme sarılmış gibi görünüyor.
Oysa riskli ama değişim potansiyeli yüksek dördüncü olasılığa yönelmek mümkündü. Yeni bir iktidar seçeneği için yalnızca CHP'nin devamını sağlamak değil, CHP'yi de içeren ama onun sınırlarını aşan yeni bir demokratik siyasal merkez inşa etmeye ihtiyaç var. Böyle bir merkez, Cumhuriyet'in kurucu mirasını eleştirel bir perspektifle yeniden yorumlamayı, yeniden içeriklendirmeyi; bu mirası aşarak Kürt seçmenleri, genç kuşakları, emek hareketini, kadın hareketini, çevre mücadelelerini, muhafazakâr demokrat kesimleri ve farklı toplumsal talepleri ortak bir gelecek ufku etrafında buluşturabilecek yeni bir siyasal dili gerektiriyor. Başka bir ifadeyle ihtiyaç duyulan şey, yalnızca yeni bir parti değil, otoriterleşmeden rahatsız olan geniş kesimleri kapsayacak, çoğulcu ve katılıma açık bir siyasal çoğunluğun bir kurucu siyasi kolektivite etrafında bir araya gelmesi.
İlk günün işaretleri böylesi yeni bir demokrasi bloku yaratmaktan ziyade CHP mirasını taşıyacak yeni bir kurumsal adresin tercih edildiğini düşündürüyor. Kuruluşun bütün sembolik çerçevesi, geleceğe yönelik yeni bir kurucu anlatı üretmekten çok, CHP'nin tarihsel meşruiyetini yeni partiye taşımaya odaklanıyor. Dolayısıyla demokrasi blokunun inşası ittifakların konusu olarak şimdilik yarına bırakılıyor.
Elbette bunun anlaşılabilir nedenleri vardır. Yeni kurulan bir partinin öncelikle kendi meşruiyetini tahkim etmeye çalışması doğaldır. Ancak siyasal stratejiler yalnızca çözdükleri sorunlarla değil, ürettikleri sınırlarla da değerlendirilmelidir. CHP'nin tarihsel mirasına yapılan güçlü vurgu, kısa vadede örgütsel bütünleşmeyi kolaylaştırırken, orta ve uzun vadede siyasal ufkun da aynı tarihsel sınırlar içerisinde kurulmasına yol açabilir.
Bu, Yeni Parti’ye yetebilir. Asıl amaç bu da olabilir. Bunun güçlü bir ana muhalefet partisi inşasını sağlayacağı da söylenebilir. Bununla birlikte, bu yönelimin yeni iktidar seçeneğini inşa etmeye yetmeyeceği, 50+1’i sağlamayacağı kesin olmasa da büyük bir ihtimal.
Ötesi, “gerçek CHP” iddiası günün sonunda muhalefet blokunun daha da parçalandığı bir tabloyu da ortaya çıkarabilir. Mevcut tabloda DEM Parti’nin süreç dolayısıyla üçüncü yola yönelme potansiyeli büyüyor. AK Parti dışındaki muhafazakâr partilerinin 2023 seçimlerinden farklı olarak yeni bir blok oluşturma ihtimali güçleniyor. Şimdilik vekillerin yaklaşık üçte birinin CHP’de kaldığı bir tabloda günün sonunda en iyi ihtimalle 80/20 ya da 90/10 oranında bölünmüş bir CHP geleneği ve büyük payı alan bir Yeni Parti kalabilir.
Türkiye'nin bugün karşı karşıya olduğu sorun, yalnızca CHP'nin kurumsal geleceği değil. Mevcut parti sisteminin sınırlarını aşan, daha kapsamlı bir demokratik yeniden kuruluş ihtiyacıyla karşı karşıyayız. Bu yeniden kuruluş ise yalnızca geçmişten devralınan meşruiyet üzerine kurulamaz; geleceğe ilişkin yeni bir siyasal söz üretmeyi gerektirir.
Özgür Özel’in Saraçhane mitinglerinden bu yana dönem dönem dile getirdiği demokrat muhafazakârlar, demokrat Kürtler, demokrat Aleviler, liberal demokratlar ve sosyal demokratların birliği sadece gelecek için ortak bir söz kurmayı değil, aynı zamanda bu sözün güvenirliğini artıracak bir geçmiş eleştirisini gerektiriyor.
Özetle, bugün sorulması gereken soru “Yeni Parti gerçekten yeni mi?” değildir. Bu soru, yaşanan krizi açıklamak için fazlasıyla yüzeysel kalır.
Asıl soru şudur: CHP'nin siyasal mirasını devralan Yeni Parti, bu mirası aşarak Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu kapsayıcı demokratik merkezi kurabilecek mi? CHP'nin yeni adı olarak mı kalacak, yoksa CHP'den başlayıp onu aşan kapsayıcı, katılıma açık yeni bir demokrat çoğunluğun kurucu öznesine mi dönüşecek?
Soruyu şu şekilde sormak da mümkün: Cumhuriyet'in tarihsel mirası, daha kapsayıcı, özgürlükçü, eşitlikçi, çoğulcu ve katılımcı bir demokratik kuruluşun hareket noktası mı olacak, yoksa siyasal ufkun sınırını mı belirleyecek?
Sadece eskisi ve yenisiyle CHP geleneğinin değil, Türkiye toplumunun geleceğini belirleyecek olan soru da esas olarak budur.
