“Başka Seçimin Seçmeni”
Tanıl Bora

Ahmet Güntan’ın bu yılın başlarında yayımlanan Sarıldım Çiftliği (Can Yayınları) bir şair romanı. Mensur şiir falan değil, fakat bünyesinde bir şiirsellik var.[1]  “Beni Yunus Ayvaz diye bilin” cümlesiyle başlıyor. Moby Dick’in ilk ‘kült’ cümlesini hatırlatarak (“Bana Ishmael deyin.”) ve “Anadolu bilgeliği” figürlerinden adeta jenerik bir isim devşirerek…

Tıpkı Ishmael gibi, Sarıldım Çiftliği’nin anlatıcısının kendini takdimi de, ‘gerçek’ kimliği-kişiliği ile arasına bir dolayım, bir farklılık ihtimali koşuyor. Nitekim Yunus Ayvaz, şehirdeki “hayatsız, hikâyesiz, tuzu kuru” yaşamını geride bırakarak adeta yeniden doğmaya azmeden birisi. Alt ben tahtındaki iç sesi Sümbül başlı başına, “Yunus diye görünen” adamımızın farklı bir ihtimalini temsil ediyor.

Bir keresinde diyor ki Sümbül ‘sahibine’: “Beni neden hayvanları anladığın gibi anlamak istemiyorsun?” Çünkü Yunus Ayvaz, hayvanlarla, -ama aynı zamanda doğayla da-, hemhal olarak değişiyor, idraki genişliyor. Onlarla sözsüz anlaşmayı öğreniyor; dünyayı, şeyleri, onları uzun uzun seyretmeye vakit tanıyarak anlama yolunu öğreniyor. Sarılmanın (çiftliğin adı bu), sevilmenin hayatın usaresi olduğunu öğreniyor, insanlar derin bağ kurarak, bir sevgi cemaati içinde “yaşarlık” kazanıyor. Pagan (“Brokoli Peygamber” var!), panteist, vahdet-i mevcutçu tasavvurlar arasında salınan bir idil…

***

Romanın, aslında bir arka plan dekorundan ibaret olan bir motifiyle meşgul olacağım: Seçim ve seçmenler…

Yunus Ayvaz, geçmişinden kopmak üzere yola henüz düzülmüşken, ilk vasıl olduğu köyün kahvehanesine oturduğunda, etrafta asılı bayraklar dikkatini çeker. “Hayrola, bu bayraklar ne?” sorusuna, “Sen nerede yaşıyorsun?” karşılığını alır: “Seçim varmış; benim haberim yoktu.” Kahveci, “insanların iki parti arasında seçim yapacaklarını, köyün ikiye bölündüğünü” söyler. Köylüler “Senin seçimler başka, sen başka seçimin seçmenisin,” diye dalga geçerler. Yunus Ayvaz, kendi zihninde onaylar bunu: “Ben seçimimi yaptım. Her şeyi bir daha konuşmamak üzere geride bıraktım. Geçmişten kalanı yanıma almadım.” Seçimler, siyaset, onun geride bıraktığı hayatın, “büyüklerin kaçıp gittiği dünyası” dediği dünyanın, kendi aydınlanmasına giden kopuşun bir veçhesidir.

Ahmet Güntan

Devamında, ara ara fonda seçim atmosferi ‘betimlerine’ rastlarız: “Seçim bayrakları köyün her yanına köyün yaralarını saran sargı bezi gibi dolanmıştı.” “Arabalarda seçim propagandası için çalınan şarkılar seçmene köylerinin büyüklüğünü hatırlattığı için neşe kaynağıydı.” “Seçim arabalarından gelen seçim müziği…”

“Yukarıbey o gün seçmenlerin köyüydü,” der bir yerde: “Köylü değildi onlar, birer seçmendi.” Nitekim ondan sonra bir müddet, seçmen özneli cümleler kurar; insanlardan, köylülerden, birilerinden hep seçmen diye söz etmenin komikliğini sezdirircesine. Yunus misali, ‘seçmen diye görünmüş’lerdir! Ahbap olduğu kahvecinin onu tanıştırdığı insanlar, “kalabalık bir masada oturan yaşlı seçmenler”dir mesela. Konuşması aktarılan kişi, “masadaki seçmenlerden biri”dir. Bir başkası, “varlıksız, yine de gözleri neşe dolu bir seçmen,” diye anılır. Bakkalda sinir içinde söylenen kişiden, “para üstünü sayarak alan seçmen” diye bahsedilir; başka birisinden, “Seçmen İsmail” diye.

Seçmenler aşağı, seçmenler yukarı… “Seçmenler arabalarıyla geldi”; “üç dört genç seçmen gelip bahçeyi parti bayraklarıyla süslediler;” “seçmenler sandalyelerini çekerek adamın etrafında toplan”ır. “Seçmenler ikindiden çıkıp kahveyi doldurdular”; “yan masada oturan seçmenler tartışmaya başladılar.” “Seçmenlerin şenliği… iki üç saat sürdü”…“Seçmenler konuşmaktan vazgeçti. Bir müddet davul zurna çalıp oynadılar.”

“Başımı çevirdiğim her yerde seçmenleri neyi seçmeleri gerektiğiyle ilgili küçük cümleler vardı,” gözleminde bulunur Yunus Ayvaz. Sümbül, iç ses, “Seçmenler her zaman bizden kalabalık olur,” diye uyarır o ara: “Seçmenlerin arasındasın, işte böyle seçme hevesiyle dolu insanlara Seçmen deniyor, dedi.” O, iç sesine, “Sorma Sümbül,” der: “Galiba köyde benden başka herkes seçmen.” Bir yandan, anlayışla karşılar seçmenleri: “Herkes buraya acaba bir umut var mı diye toplanmıştı, umudu gördüğüm yerde hemen tanırım.” - “Bütün seçmenler gibi Yukarıbey’in seçmenleri de bir merkez etrafında toplanmayı seven, kendilerini yönetecek merkezi ciddiyetle seçen iyi kalpli insanlardı.”

Fakat kendisinin sahiden umurunda değildir: “Kim neyi seçiyor – bununla ilgilenecek değildim. Eğer onları dinleseydim büyüklerin düzen kurma ihtiyacını anlamak için beyhude zaman kaybedecektim.” Nitekim, “Seçim bayraklarını göstererek siz hükümeti seçmeden ben kaçarım,” der köylülere.

Sayfalar (günler) sonra, kulağına yine seçim çalınır. “Tuttuğu parti” seçimi kaybeden muhtar hakkında, “seçimde parti desteklediği için” soruşturma açıldığını öğrenir. “Hayret, demek ki seçim bitmiş,” diye düşünür. Sonra başka bir sohbette “Ne oldu, kazandınız mı?” diye sorar birine, “Hayır, alıştık kaybetmeye,” karşılığını alır. Başka birisine, “Memnun musun seçtiğinden?” sorusunu yöneltir. Onun “Benim seçtiğim kazanmadı,” cevabına, şu yorumu yapar:  “Bu seçimlerde hep başka birileri mi kazanıyor diye sordum.”

Daha da ileride son bir defa daha gelir seçim-siyaset mevzuu. İlçe merkezinde bir meydanda “takım elbiseleri içinde dimdik… mükemmelliği temsil etmek zorunda olan insanların görev yüklü yüz hareketleriyle” bir küçük gruba rastlar: “Meğer bunlar parti temsilcileriymiş, televizyonda hızlı hızlı merdiven çıkan insanlar.” Yanındaki amcaya “Seçim bitmemiş miydi?” diye sorunca, “Bunlar ara sıra böyle çarşıyı dolaşır,” karşılığını alır.

***

Sarıldım Çiftliği’nin fonunda ince bir sis gibi süzülen, seçmenlik ‘durumuna’ dair bu hicviyeyi neye yormalı? Siyaset bıkkınlığına, “seçimlerden umudunu kesmeye” mi? Veya, esastan, yazarın başka bir kitabındaki aforizmasıyla siyaseti “boş bir heves, pis bir salya”[2] sayan bir anti-politik sinizme mi? (“Büyükler,” takım elbiseliler,” “televizyonda hızlı hızlı merdiven çıkanlar,” iktidar mı, yoksa tümüyle ‘siyaset esnafı’ mı?) Bozgunculuk mu? Kaçışçılık[3] mı? Eğer öyleyse, bir zamandır ince bir sis gibi görünür olan bir ruh halinin tasviridir.

Yoksa, romanın ana istikametinde, bir yeni yol, bir yeni bakış çağrısı olarak mı görmeli bu beyhude seçmenlik manzaralarını? İnsanları, topluluğu, bağları… sadece veya esasen seçmen suretinde görmemenin açabileceği gözleri mi görmeli? Seçim yapmanın, parti seçmekten başka şeylerle de ilgili olabileceğini… Öyleyse, bakın o, seçimlerde de işe yarayabilir!


[1] Güntan’ın ilk şiirleri 1970’lerin Birikim’inde yayımlanmıştı (“Öğrendiklerim unuttuklarıma benzemiyor…”).

[2] Ahmet Güntan: Esrârîler. Can, 2021, s. 39.

[3] Kaçmak