Yoksulluğun Yeniden Keşfi
14 Kasım 2019 Perşembe
Damgalayıcı nitelikteki sosyal yardımlar, insanların onurunu zedeleyerek neredeyse bir cezaya dönüşüyor. Özel yardımlara başvurmak ise, içinde bulunduğumuz dönemde ifşa edilmeyi gerektiriyor. Ancak “sesinizi duyurabildiğiniz” takdirde, ancak ne kadar müşkül durumda olduğunuzu binlerce, milyonlarca insanın önünde itiraf edebildiğiniz takdirde yardıma mazhar olabiliyorsunuz. Bu itiraf aynı zamanda başkalarının merhametine muhtaç olduğunuzun itirafı.
Hitler Üzerine Notlar’ın Düşündürdükleri
13 Kasım 2019 Çarşamba
Savaşlar, sadece savaş sırasında insanların psikolojisinin bozulmasına neden olmuyor. Yenilenlerin de adil bulacağı barış anlaşmalarıyla sonuçlanmayan savaşlar ve çatışmaların kötü anıları lanetli bir miras olarak gelecek nesillere aktarılıyor. Erasmus, Deliliğe Övgü’de “Savaş insanlara değil, insanlıkla ilgisi olmayan canavarlara yakışır,” demiş. Bu benzetme biraz abartılı bulunabilir, ancak savaşın insanları canavarlaştıran ortamlar yarattığı tespitine sanırım daha az itiraz olur.
Bir Ayrılık, Bir Yoksulluk, Bir Ölüm
12 Kasım 2019 Salı
AKP iktidarında, dinsel olan o kadar dünyevileşti, dünyevi olan o kadar dinselleşti, pek çok hayati kaynak gibi din de AKP ve neoliberalizm için o kadar kolonize edildi ki, ahaliye şükredip tevekkül edecek bir yer bile kalmadı. İşte bu yüzden insanlar, kaybetmiş/tutunamamış insanlar gibi değil de, sevdiklerini ve kendilerini kapıya dayanmış düşmana teslim etmek istemedikleri zamanlardaki gibi, intihar ediyorlar veya sevdiklerini öldürüyorlar.
Berlin Duvarı Yıkılalı 30 Yıl Olmuş
11 Kasım 2019 Pazartesi
Evet, özgürlükleri pahasına eşit yaşatılan insanlar, özgürlüğe koşarken karşılarına çıkan duvarları yıkabiliyorlardı ama, eşitlikleri pahasına özgürleşen (ya da özgürleştirilen) insanlar da, özellikle dünya nimetlerinden aldıkları pay kısıldığında, gerisin geriye “eşitliğe” değil, “faşizme” -ya da son dönemde kullanılan kibar ifadesiyle “sağ popülizme”- koşabiliyorlardı.
İntiharın Yoksulluğu
10 Kasım 2019 Pazar
İntihar, yoksulluk kaynaklıysa eğer, tepeden tırnağa bir yoksullaşma sürecinin eylemidir. Yaşam topyekûn yoksul kalmıştır, yoksullaşmıştır; zihin yoksullaşmıştır, kalp yoksullaşmıştır, zaman yoksullaşmıştır. En basit haliyle, yarının kendisi ve fikri yoksullaşmıştır çünkü bugün zaten -yaşanıyorken- yoksuldur. Yarının varlığına, başlangıcına, bitimine bizi götürebilecek herhangi bir duygu bulamayız, duygular yoksullaşmıştır.
Şili’de Post-neoliberal Dönüşümün Koşulları
9 Kasım 2019 Cumartesi
Son protestolarda öne çıkan sloganlardan biri, yeni nesilde korkunun nasıl ortadan kaybolduğunu açıkça gözler önüne seriyor: “Bizden o kadar çok şey aldılar ki, korku da onlardan biriydi” (Nos quitaron tanto que nos quitaron el miedo). Eşitsizlik ve adaletsizliğin, güvencesizliğin, bütün bunları daha da derinleştiren yolsuzlukların kaynağı olan neoliberal sistemden demokratik bir çıkış yolu olabileceği yönündeki inancı kıran da bu korkunun ta kendisi.
“Sanat Başka Bir Yere Gidiyor ve Siyaset Onu Yakalamak Zorunda”: Jacques Rancière ile Söyleşi
8 Kasım 2019 Cuma
Kişisel olmayan bir alan olarak öznellik alanını yeniden çerçevelendirmeye çok daha fazla yöneliktir. Belli bir tarzda, tekinsizliğin etkiler açısından siyasi yorumu her zaman bir tür müzakeredir. Sanat başka bir yere gidiyor. Ve siyaset onu yakalamak zorunda. Mesele, sanatçıların siyasi olmak için yapmaları gereken şey değildir; meselenin tersine çevrilmesi gerekir: Siyasi öznelerin sanatla nasıl bir ilişkisi vardır?
Asistanlık: "Hüzünlü Bir Yok Oluş Hikâyesi"ne Mütevazı Bir Katkı
6 Kasım 2019 Çarşamba
Sihirli bir değneğim olsa yapacağım ilk şey, 50/d garabetiyle zaten geleceksiz, güvencesiz çalışan araştırma görevliliğini kaldırmak, doktora öğrencilerini dünyada olduğu gibi burslu öğrenci statüsüne geçirmek olurdu. Diğer yandan ideal bir uygulamanın Türkiye şartlarında neye dönüşeceğini biliyoruz. Sıralamalarda ilk sıralarda yer alan vakıf üniversitelerinin doktor adayı asistanlarını üç kuruşa nasıl sömürdüğü herkesin malumu.
Kültür Siyasetin Aracı mı?
4 Kasım 2019 Pazartesi
Terry Eagleton’ın Kültür adlı kitabı, modern birey için kaçınılmaz sorulardan biri olan “Kültür nedir?” etrafında, sosyolojik bir zaviyeye tabi yazılmış. Kendisi, esasen İngiliz edebiyatı ve kültür kuramcısı olan Eagleton’ın birey merkezliliğin egemenliğinden rahatsız olduğu kesin. Düşünür, aşırı bir narsisizmin hat safhada olduğu şu günlerde kültür kavramının kendisini dogmatik kabuğundan çıkarıp yeniden toplumsal hale getiriyor.
Faşist ve Devrimci Miras Arasında Şili
2 Kasım 2019 Cumartesi
1970’lerden beri neoliberalizmin laboratuvarı gibi kullanılan Latin Amerika ülkesi Şili Pinochet diktatörlüğü döneminde sadece siyasal değil, ekonomik olarak da saldırıya uğradı. CIA destekli bir darbeyle yönetimi ele geçiren Pinochet sadece zorba iktidarı ile polis devleti kurmadı, aynı zamanda sağlık hizmetleri ile ulusal eğitimi metalaştıran, kamu kaynaklarını yağmalatan bir neoliberal teknisyenlik icra etti.
Ötekinin Gölgesi
31 Ekim 2019 Perşembe
Toplumların neyi hatırlayacağına ya da neyi unutacağına her türlü iktidar odağı karar veriyordu. Bu yüzden bir ülkenin tarihine bakacaksak eğer sadece popüler tarihine değil, kişisel tarihlere, ötekileştirilmiş azınlıkların tarihine de bakmak gerekir. Bu sebeple Benjamin’in önermesiyle tarihçi, (tarihsel maddeci-entelektüel-bilincinde olan-belki de bir fotoğrafçı) “tarihin tüylerini tersine fırçalamayı kendisi için görev sayan” kişi olmalıdır.
Düşünmeme Sanatına Karşı: Slavoj Zizek’in İki Kitabı
29 Ekim 2019 Salı
Zizek’in fikirleri “tartışmalı” olmayı sürdürseler de eleştirel düşünceden başka ne beklentimiz olabilir? Filozoflardan beklediğimiz kamuoyunun onaylandığı fikirleri daha sofistike biçimde tekrar etmeleri değildir şüphesiz; tersine, o fikirlerin geçtiği onaylanma süzgecindeki zayıflıkları açığa vurmaları ve alışılmadık, radikal potansiyelleri değerlendirmeleri değil midir onların yazdıklarını bir pazar gazetesi köşe yazarından veya televizyonun kanaat teknisyenlerinden ayıran?
Taşraya Sığamama Hali: Kız Kardeşler
25 Ekim 2019 Cuma
Kız Kardeşler, taşrayı merkezin, merkezi taşranın gözünden göstermek yerine, bu ikilinin karşılaşmasını görünür kılabilmeye ve gerçeği gerçekle düzeltmeye çalışır. Baba Şevket, kendi yoksunluğunu çocukları çekmesin diye, çocuklarını tekrar şehre göndermenin yollarını arar. Çünkü taşrada boğazı kesilerek öldürülen çobanlar, eşkıya olduklarını düşündüğümüz iki muhafız, fısıltıların duyulduğu cinli bir ortam olarak tasvir edilen maden ocakları vardır.
“Hayvan Hakları Konusunda Göstermelik Adımlar Atılıyor”: Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu’nd
22 Ekim 2019 Salı
Elbette hayvanlara zarar veren insanların gelecekte bir insana zarar verebilme ihtimali yüksek, belki de zarar vermişlerdir bile, bunu bilemiyoruz. Fakat “bugün hayvana, yarın insana” şeklinde bir argüman üzerinden gitmemek gerekiyor. Bu çok insanmerkezci bir yaklaşım. Hayvan da hakları olan, hisleri olan, canı yanan bir varlık. Canı yanan bir varlığa zarar verebilen, gözünü kırpmadan kesebilen insan toplumun içinde rahatça gezememeli.
“Hukuk ve Adalet Partisi artık daha güçlü bir demokratik yetkiye sahip”: Ernst Hillebrand ile Polony
21 Ekim 2019 Pazartesi
PiS, seçim kampanyası boyunca, çok sert bir retorikten kaçınmaya çalıştı ve sosyo-politik meseleleri ön plana alarak etkili bir koruyucu kollayıcı parti görüntüsü vermeye özen gösterdi. Sıradan vatandaşın, sessiz çoğunluğun, ortalama Polonyalının esenliğini ve mutluluğunu dert eden bir parti… Gelgelelim bu ortalama Polonyalı, ideolojik mücadelelere çok da yüz vermez, daha ziyade politikaların elle tutulur iktisadi ve toplumsal sonuçlarıyla alakadardır.
Portekiz’de Sosyalist Zafer: Geleceğe Dair Dersler, Mesajlar
21 Ekim 2019 Pazartesi
Ekonomik ve toplumsal eşitsizliklere karşı çıkmak ve Avrupa Sosyal Haklar Sözleşmesini hakkıyla yürürlüğe koymak yalnızca ortak pazar ve Euro bölgesinin herkes için çalışır hale gelmesini sağlamak için değil, iklim krizi ve dijitalleşme gibi yeni yeni ortaya çıkan zorluklara bir cevap üretebilmek için de kritik bir öneme sahiptir. Bizi bekleyen yıllarda ortak hedefimiz ve arzumuz buna yönelik olmalıdır.
Harold Bloom: Eleştirinin Canavarı
19 Ekim 2019 Cumartesi
Bloom’un edebiyata yaklaşımını fazla “Batı-merkezci” veya “elitist” bulanlar oldu. Kanonu yeniden düşünmek gibi kavramlar ortaya atıldığında Bloom, tıpkı kendinden önce Leavis gibi, edebiyatın yüceliğini sorgulamaya açan bu yaklaşımlara büyük bir öfkeyle saldırdı. Batı Kanonu eserinde buna “Hınç Okulu” (“School of Resentment”) ismini verdi. Bloom’a göre iyi edebiyat “dâhilerin” yaptığı bir işti.
Benzeştirmenin Dayanılmaz Hafifliği
18 Ekim 2019 Cuma
Yirminci yüzyılın ikinci yarısından geriye doğru baktığımızda, kaba bir hesapla, son iki yüz- üç yüz yılı, insanlığın genel anlamda bilgilenmek, özgürleşmek, eşitlenmek, adalet arzusuna karşılık bulmak, yerel ve genel despotik yapılara karşı korunmak ve elbette her konuda ilerlemek ve karanlık geçmişin tasallutundan kurtulmak için yoğun bir uğraş içinde olduğunu ve başkaldırılarda bulunduğunu görürüz.
KHK'lıların Muhalefeti: KHK'lılar - Bir Muhasebe (2)
16 Ekim 2019 Çarşamba
KHK ile ihraç edildikten sonra deneyimleri birbirinden o kadar çok farklılaşan bir kesimden bahsediyoruz ki… Masal anlatıcısı olan da var, şarkıcı olan da; inşaatta çalışan da var, bez bebek ya da nohutlu pilav yapıp sokakta satan da. Mersin’de bir grup KHK’lı akademisyenin açtığı Kültürhane ve Eskişehir’de açılan Uçurtma Kitap Kafe adlı mekânlar da bu sürecin güzelliklerinden.
1402'den KHK'lara: KHK'lılar - Bir Muhasebe (1)
15 Ekim 2019 Salı
12 Eylül sonrası işlerinden çıkarılanlar, sıkıyönetim rejiminin kademeli olarak kalkmasıyla beraber işlerine son verilen bölgelerdeki İdare Mahkemelerine müracaat ettiler ve bir kısmı iade edildi. 2016 sonrası KHK’lıları için ise yargı yolu kapalı. İlk inceleme, kurulan OHAL Komisyonu eliyle yapılıyor. Komisyona yapılan kişisel başvurunun aleyhte sonuçlanması sonrasında yargı yoluna başvurulabiliyor.
Mûsikî ve Hüzün: Fahrettin Çimenli'nin Müziğine Bir Bakış
13 Ekim 2019 Pazar
Geçen yıl 16 Ekim’de kaybettik Fahrettin Çimenli’yi. İçimize yerleşen melâle ardında bıraktığı mûsikî mirası dışında hiçbir şey ecza olamayacak, biliyorum. Ama yine de “kültürel iktidar” teranesiyle “toplumsal algı”yı yönlendirme gayesinin güdüldüğü şu siyasal iklimde Çimenli’nin hayatı boyunca duruşundan hiç taviz vermeyişinin ne kadar değerli ve haysiyetli olduğunu -sanırım ölümünden duyduğum ağrıyı hafifletmesini umarak- zikretmeden edemiyorum.
Son Güzellik Bükücü: Gucci
11 Ekim 2019 Cuma
Birkaç yıldır, özellikle kadın kozmetiklerinde “bedenime değil, aklıma bakın” ya da “kimseyi takma, hayatını yaşa” sloganları bangır bangır beynimize kazınıyor. Artık reklamlarda çoğunlukla elmas gibi parlayan saçlardan ya da dudaklardan, hülyalı hülyalı bakan sarışın ve anoreksik kadınlardan ziyade spor yapan, buluş yapan, atar yapan ya da gecenin bir köründe süslenip püslenip sokağa fırlayan kadınları görüyoruz.
Duyguların Hukuki Politikası
9 Ekim 2019 Çarşamba
Yalan, bulunduğu bedenin şeklini alarak da kendini kamufle edebilir. O vücuttan, o dilden, o bedenden, o zihinden çıkar, insan şekline bürünür ve kendisini hakikat gibi sunar. Bazı yalanlar beyazken, bazılarının sinsiliği, kurgulanmışlığı, eğretiliği, kurnazlığı da buradadır. Hukuk diliyle konuşarak söylenen savunma yalanlarının tehlikesi, tam da yalanın o bulunduğu bedenden çıkarak hâkimlerin kapsama alanına girmeye çalışmasındadır.
Organik Olmayan Yaşam Düzleminde Edebiyat
4 Ekim 2019 Cuma
Deleuze, Spinoza’da karşılaştığımız kudretli olma halini pürtüklü uzam, kaygan uzam ve rizom kavramlarıyla betimleyerek yaratımın varoluşu aşan bağlamda bir “güç” ile ifade edilemeyeceğini, tersine yaratmanın varoluşa içkin olduğunu söyler. Nitekim düşünce kendi mahreminde mekândan duygulanır ve kimi zaman “kaygan” kimi zaman “pürtüklü” soyut mekânlara -ya da bu ikisinin değişebilir bir karışımına- bağlı olarak işler.